Parayla uğraştırma beni


Mustafa Yücesan

Geçenlerde bir aile ziyaretinde ‘eskilerden’ bahseden aile büyükleri uzaktan akraba ‘deli’ bakkal amcayı anlattılar. Memlekette bundan 40 yıl önce mütedeyyin bilinen bir amca ticarete atılmayı düşünür. Orta çapta bir kasabada bakkal dükkanı açar, etraftaki köylülere ve kasaba sakinlerine ilçeden ve şehirden getirilen erzak ve gerekleri pazarlamaya başlar. İşin ehli olmadığı için ve daha önemlisi parayı umursamadığı için zarar yapıp kapatır. Zarar ettiği için değil deli isminin takılması, zarara gireceğini bile isteye, bildiğinden dönmediği için. Rahmetliyi tanımam etmem, rivayetler etrafında çıkartabildiğim portre onun dervişane birisi olduğudur. Zira kendisi bütün gün iskemleyi bir köşeye alıp mushaf okuyup veya kendince dostlarıyla sessizce sohbet ediyormuş. Alışveriş yapmaya gelen müşterilerine ‘parayla pulla uğraştırma beni, alacağını al tartacağını tart parayı kasaya bırak evladım‘ diyormuş. Alışveriş merkezlerinin ve süpermarketlerin olmadığı dönemde ’self service’ konseptini uygulamış görünse de, mushaf okumayı veya gönüldostuyla fısıldıyarak sohbet etmeyi yeğlemiş, bunlar dükkanın kârını düşünmediği neticesini ortaya çıkartıyor.
Derviş vasfını kullanmam gelişi güzel değil elbet. Yoksul ve sıkça kullandığımız arapça kökenli fakirin Farsça karşılığı ‘derviş’tir. Fakirin Aramice’de anlamı ise ‘deli’. Yoksul, fakir ve derviş bir şekilde ilintili ve içten içe giren kadim kelimeler. Paraya para demeyenlerin arasında yoksulluğu seçmek gerçekten de ‘delilikti’. Dervişlik tam manasıyla olmasa da şimdilerde delilik, fakirlik ve yoksulluk para ve pulun etrafında dönen dünyada pek bir saygınlığı kalmamışa benzer. Rahmetli Cemil Meriç’in iade-i itibar babında ‘İnsanlar deli olmakta çok haklıdırlar’ sözünü bu bağlamda tekrarlama ihtiyacı duyuyorum. Kadim kelimelerin yüklendikleri anlamları zaman içerisinde farklılaştırıp yozlaştırıp değiştirebiliyoruz hepimiz. En nihayetinde zaman içerisinde kelime ve kavramlar bir şekilde esasına rağmen farklı algılanabiliyor. Bu örnekteki gibi erdemliğin temsili gülünç bulunabiliyor.

Gülünerek ‘deli’ denmesi bu yüzden zâtı muhteremi tanımamama rağmen gücüme gitti doğrusu. Neticede bu amca gerçekten de paraya itibar etmemeyi göze almış ve bu uğurda paraperestlerin ve piyasanın kurbanı olmuş. Ve bu iflas onu hiçbir zaman ümitsizliğe ve üzüntüye düşürmemiş, kendisi sanki hiçbirşeye sahip olmadığını kavramış ve bu doğrultuda ‘elinden geleni’ yapmış ve fakat paraya gereğinden fazla değer vermemekte direnmiş. Paraya para demeyip, amcadan fazla değer verenler mi? Çok tartıp az para bırakmışlar, kasayı boşaltmışlar, tartmadan götürmüşler. Para parayı seveni sever! Zira onlar paraya para dememişlerdir.

Paraya değer vermemenin ipuçları kadim bilgiler dahilinde fısıldanarak anlatılagelmiş, bu bilgiler nedense bugünkü iktisada ve doyumsuzluğumuza bakılırsa pek kaale alınmamışlar. Paraya sırt çevireni Piyasa affetmiyor, olaki öyle bir saygısızlık ettiniz delilik yapmışsınızdır.

Her ne kadar anlatılıp gülünse de, bir dönem bir yerde ‘deli’ olanda paraya para demeyenler de yoklar. Ve fakat para ve onun dönüp dolaştığı piyasa yeni ’sahipleriyle’ yürürlükte ve ayakta. Doyumsuzluk çoğalmış, piyasa hızlanmış, kasabadan çıkıp cihanı sarmış, baş döndürücü süratle büyük alana yayılmış.

İmdi durup bir sormalı, kim kime sahipmiş?