Avrupa’nın lidersizlik sıkıntısı

21. Yüzyıl henüz dünyaya yön verebilecek liderler çıkaramadı. Halbuki 20. Yüzyıl her kıtada büyük liderlerin sahneye çıktığı yüzyıl olmuştu. Atatürk, Gandi, Churchill, De Gaulle, Mussolini, Hitler bunlardan sadece bir kaçı. Bu liderlerin bazıları hem ortaya çıktıkları coğrafya hem de tüm insanlık için oldukça değerli miraslar bırakırken, Hitler ve Mussolini gibileri de utanç vesilesi oldular. Acaba bu iki liderin akıbetleri savaşı kaybetmemiş olsalardı da aynı mı olurdu sorusunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz, ancak kitle psikolojisi ve farklı coğrafyalarda farklı aktörler tarafından aynı hataların hala yapılıyor olması, muhtemel cevap konusunda bir fikir verebilir.
İnsanlık her dönemde kitleleri birbirine kırdıran liderlere şahit olmuştur. Bu günümüzde de farklı değildir. Kimi siyasi, kimi etnik, kimi dini, kimi de ticari saiklerle kitlelerde heyecan yaratıp bu heyecanı farklı olanın, bir başka ifadeyle ötekinin yok edilmesi yönüne kanalize etmektedirler. Üstelik bu dünyanın gözü önünde cereyan etmekte, hatta medeni geçinenlerin doğrudan veya dolaylı desteği ile yapılmaktadır. Maalesef geçmişten ders aldığını iddia eden Batı’da da durum bundan farklı değildir. Batı’nın farkı bireyi ve kitleleri koruyan hukuk sistemlerinin olmasıdır. Nitekim ırkçı ve popülist bazı liderler bu sistemleri emellerinin önündeki en büyük engel olarak görmektedirler ve ellerine geçen ilk fırsatta bunları ‘kendi’ lehlerine değiştireceklerini söylemektedirler.
Lider kimdir? Bir liderin vasıfları nelerdir? Kime iyi kime kötü lider denir ve hangi ölçütlere göre bu tanımlama yapılır? Bir lider her şeyden önce evrensel değerleri benimsemiş ve ona saygılı olmalıdır. Bu değerlerden bir veya bir kaçını ihlal ediyorsa liderin sıfatı şüphesiz kötü olacaktır. Nitekim kitleleri peşinden sürükleyen, ama uygulamaları evrensel değerlerle örtüşmeyen bir çok lider vardır ve bunlar dünya kamuoyu tarafından kötü olarak nitelendirilmektedirler. Evrensel değerlere saygı liderlik için yeterli değildir tabii ki. Bir liderin kendine mahsus özellikleri de vardır. Nelerdir bu özellikler? Her şeyden önce bir liderin bir hedefi, bir vizyonu ve o hedefe ulaşmak için bir misyonu ve hırsı olması gerekir. Bunlar da yetmez, hitap ettiği kitle ve rakiplerine karşı hoşgörülü, hedefe giden yolda sabırlı, zaman zaman esprili olmalı. Ayrıca kendisini destekleyenlere karşı hem müteşekkir hem de onlara rehber olmalı ki bir bütün olsunlar. Cesaretin yanında hitabet ve ikna kabiliyeti de olmalı ki kitlelere ilham ve heyecan versin.
Var mı günümüzde böyle bir lider? Maalesef. Kitleleri heyecanlandıran liderler var tabii ki, ama tüm bu vasıflara sahip ve aynı zamanda evrensel değerler çıkış noktası olan bir lideri göstermek maalesef mümkün değil. 21. Yüzyılın henüz bir lider çıkaramadığını iddia edebiliriz. Hele hele Avrupa bu konuda temelli sınıfta kaldı. Varsa yoksa bir Merkel var, o da tökezleyip duruyor. Helmut Kohl, Margaret Thatcher, Ruud Lubbers, Francois Mitterand, Jacques Chirac, hepsi geçen yüzyılın liderleri. Maalesef bu yüzyılın ilk çeyreği popülizmin ve ırkçılığın yükselen değerler olduğu bir dönem oldu. Gelişmeler ve konjonktür bu durumun ikince çeyrekte de devam edeceğine işaret ediyor. Aslında şimdi her zamankinden fazla bir lidere ihtiyaç var. Öyle bir lider ki, kitleleri popülizmin kıskacından kurtarıp sağduyulu olmaya teşvik edecek, etnosentrik yaklaşımları evrenselliğe evirecek ve toplumların problemlerini değil de potansiyellerini harekete geçirecek. İşte o zaman hem Avrupa hem de dünya rahat eder.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *