Bireysel sükûnete ihtiyacımız var

‘Yeter artık! Sınırı aştınız! Gününüzü göreceksiniz!’ nidalarını bekleyenlere kötü bir haberim var. Olmadı ağalar, olmadı paşalar. Yine başaramadınız ve başaramayacaksınız.

Sevgili okurlarım ve çok sevgili varlığımdan bihaber kardeşlerim. Aynı kandan, aynı soydan olmasak ta, aynı marketten alışveriş yapmıyorsak ta, aynı gökyüzüne bakıp, aynı sabahlara uyandığımız, aynı rüzgar yanaklarımızdan, saçlarımızdan geçtiği sürece, bizler kardeşiz ve ben hepinizi çok seviyorum.

Yıllarca kendimizi teselli ettik, bizler soylu bir milletin evlatlarıyız. Meyve veren ağaç taşlanır, sabrın sonu selamettir dedik, dedikçe sineye çeker olduk. Kimi zaman Türkün Türkten başka dostu yoktur dediler inandık, kenara çekildik. Kimi zaman ise bir Türk dünyaya bedeldir dediler, kabardı koltuklarımız seyreder olduk.

Ta ki; tek gerçeğin insan, davanın insanca yaşamak ve yaşatılmak olduğunu idrak edene dek. Birleşmeye kenetlenmeye başladıkça, son zamanlarda başımız pek bir ağrır oldu. Zulme uğrayan kardeşimiz için uykularımız kaçtıkça, lokmalarımız boğazımıza dizildikçe, göze batar olduk. Rahatsız mıyız? Sanmıyorum, ama rahatsız ettiğimiz aşikar…

Oysa bizler sadece Türk olamayacak kadar vefakar bir milletiz. Nerede zulüm varsa bizler oradayız, olmaya da kararlıyız.

Bütün dünya, özellikle günlerdir kelime oyunları ile iki cümle arasında gidip geliyor. Bilinç altı soykırımı yaparak, algı merkezleri ile oynayarak, ‘İslam mı terörist, Müsluman mı terörist’ (!) vurgusu yapıyor. Yıllarca yaşadığımız coğrafyalarda, kendi varlığımızı oturtmuş, kültürümüzü tanıtmış, ülke huzuru ve ekonomisi için canla başla çalışırken, yaşanan son olaylar yüzünden haksız ithamlara uğruyoruz.

Biz müslümanız, kendisine işkence ve zulmedenlere dahi Allah’tan selamet dileyen, hidayet dileyen bir peygamberin ümmetiyiz. İslam’da zorlama da, cana mala zarar vermek de yoktur. Amma velakin, göz görmek, kulak duymak istemeyince, işimiz yine sabır selamet ve sükûnete kalıyor. Çünkü sabretmek, göz yummak, kulak tıkamak, ‘aman canım napalım‘ demek değildir.

Hollanda’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan sevgili vatandaşlarımıza, naçizane bir kaç tavsiyem olacak. Toplum huzurunu sağlamak için, bireysel sükûnete ihtiyacımız var. Susmadan, korkmadan, içimize atmadan. Ama sakince, zekice.

Müslüman olduğumuz için bize korku dolu gözlerle bakan insanlara, gözlerinizdeki ışığı, gönlünüzdeki huzuru hoşgörüyü gösterin. Bizler ne kadar ağır tahriklerle bastırılmaya çalışılıyorsak, onlarda korku ile kışkırtılmaya çalışılıyor. Mensubu olduğumuz yüce dinin, dünya barışı için, huzuru için, açlık, kin ve nefret, savaşlar, cinayetler, tecavüzler vb suçların çözümü için, tek anahtar olduğu, onlar tarafından da bilinmektedir. İşte tam da bunun için İslam’a ve müslümanlara saldırıların devam etmesi mümkündür. Zulüm tablacılarının, kan ve kinden beslenen, ayakçı tabakanın tek derdi, onları daha nice nice yıllar ayakta tutacak, ekmeklerine yağ sürecek olan yine cahil müslümanlardır.

Cehaleti diploma ile örtmek mümkün değildir. Fakat dinleyerek anlayarak tahriklere kapılmayarak, bol istişare ederek, Hak için Hakkın yanında durarak örtebiliriz. Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) yapılan hakaretleri insani dille kınamalı, hadsizlikleri karşısında dimdik durmalıyız. Zira, kutsalımıza yapılan saygısızlığı umursamadan, sus pus olmamız mümkün değildir. Ziyadesiyle zor günler geçiren, bizlere destek olan, gayri-müslim vatandaşlarımız için de huzuru yeniden inşa etmeliyiz.

Bir mucize olsa, dünyanın pırıl pırıl bir sabahına uyansak, gazeteler, kitaplar, sunum için hazırlanmış tezler, ara ara boşluklardan oluşan cümlelerle dolmuş olsa, karbon kâğıtlarla bulsak izlerini.

Kine, nefrete, savaşa, haksızlığa, zulüme masum gözlerle baksak, baksakta hiç anlamasak….




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *