En iyisi birlikte yaşamayı öğrenmek

Biraz zaman aldı, ama galiba mizahın gücünün farkına varmaya başladık. Genel Yayın Yönetmenimiz Haber’in bu sayısının “Toparlanın Gitmiyoruz” manşetiyle çıkacağını ve yazılarımızda bu konunun mizahi bir dille işlenmesini arzu ettiklerini belirtmiş. Bu isteği okur okumaz içimden ‘ha şöyle’ dedim. Zira mizah hem sözlü hem de yazılı en etkili metotlardan birisidir. Tabii ki ölçüyü kaçırmamak kaydıyla. Ölçü de insanların kendi tasarrufları olmayan özellikleri değil, icraatlarıdır. Buna uyulduğu müddetçe de mizahta sınır yoktur. Eskiler buna hiciv derlerdi. Bir kişiyi, bir toplumu, bir âdeti, görülen kusur ve eksiklikleri, gülünç hâlleri, açık veya kapalı olarak yeren, alaya alan söz ve yazılar anlamına gelen hiciv, özellikle köşe yazarları tarafından sıkça kullanılan bir yazı türüydü. Nedense artık pek kullanılmaz oldu.

Gelelim konumuza. Haber’in yayın kurulu ‘Toparlanın gitmiyoruz’ derken şüphesiz, bizim buralarda kalıcı olduğumuza vurgu yapmakla birlikte, sürekli “işinize gelmiyorsa defolup gidin” şeklindeki ifadelere de bir cevap vermemiz gerektiğinin altını çizmektedir. Hem de bu cevabı öyle bir formüle etmeliyiz ki, hem okuyanın aklında kalsın hem de muhataplarının yüzüne bir tokat gibi insin. Bakalım bunu becerebilecek miyiz?

‘Toparlanın gitmiyoruz’, çünkü nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Burada doğduk, büyüdük, okuduk, sevdik, sevildik, sevindik, üzüldük, çalıştık, işsiz kaldık, hayatın en önemli kavramlarıyla burada tanıştık, kısacası bizim temelimiz burada atıldı ve o temel üzerine çok şey inşa edildi. Bu yapıyı temeli ile taşımaya kalkarsak onarılması mümkün olmayan hasarlar verebiliriz. Buna ne niyetimiz ne de hevesimiz var. Bunca emeğe saygı için hiçbir yere gittiğimiz yok, beğenmiyorsan sen kendine başka bir yer ara. Ya sev ya terk et dersen de sen zararlı çıkarsın, zira sevgimiz ortalamanızdan çok daha güçlüdür. Hem de biz bir sevdik mi ölesiye severiz, öyle menfaatimizin bittiği yere kadar değil!

Ha bizim Anavatanımıza muhabbetimizden mi rahatsız oldun? Bence hiç gerek yok. Sen de öyle yap, ama bizleri de içine alacak şekilde. Aksi kalbine zarar. Hem neme lazım, artık hastalanmanın da bir maddi maliyeti var. Maazallah bir bakmışsın nefretten ortaya çıkan kalp rahatsızlıkları ‘temel sigorta’ kapsamından çıkarılmış. Gel akıllı ol da nefreti zihninden at! Zaten keskin sirke küpüne zarar.

Maçlarda Türk takımlarını tutulmasına mı bozuluyorsun? Onun da kolayı var. Çevrene bir bak, zira hayatında bir kere bile gitmediği şehirlerin takımlarını tutan bir sürü insan görürsün. Onlar senin gözüne batmıyor da sadece göçmen asıllıları kınıyorsan o da senin sorunun. Hiç zaman kaybetmeden bir uzmana gidip hazımsızlığa bir çare ara derim.

Bazıları arkamızdan konuşup serzenişte bulunuyormuş. Neden iki kişi bir araya gelince Türkçe konuşuyormuşuz? Burası Hollanda’ymış! Bu konuda da çuvaldızı bize batırmadan önce iğneyi kendilerine bir batırsalar hiç fena olmaz. Konuşurken iki kelimeden birisini İngilizceden seçenlerin benim anadilim konusunda söz söyleme yetkisi olabilir mi? Tabii ki hayır!

Farz et ki hepimiz toptan bu ülkeyi terk ettik. Biz daha yoldayken b…’unu yutmuş hindi gibi düşünmeye başlarsın. Zannetme ki öyle sessiz sedasız çekip gideceğiz ve sen güllük gülistanlık bir ortamda hayata devam edeceksin. Bizim gitmemiz senin muhayyilenin bile alamayacağı sonuçlar doğuracaktır. İstersen başını ellerinin arasına alıp bir tasavvur et bunları. Emin ol kendi düşüncelerinden ürpereceksin.

Gel sen şu çakma sarı oğlan ve onun gibilerin gazına gelip de bindiğin dalı kesme. Onların nasılsa tuzu kuru, olan yine sana olur. En iyisi birlikte yaşamayı öğren, hem ruh sağlığın için de en doğru olanı budur!




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *