Hayatını camiye adayan adam

Sizi tanıyabilir miyiz?

Benim adım İsmet Usta 61 yaşındayım. 18 yaşında Trabzon’dan Maastricht’e geldim. 1986’dan beri benim düşüncemde bu cami işleri vardı, çünkü  o zamanlar yuvasız kuşlar gibiydik. Geçici bir yer veriyorlardı bize zamanı gelince çıkın buradan, burayı başka bir şey yapacağız diyorlardı. Bu şekilde üç yer değiştirdik.  Biz normalde 3 sene çalışıp dönmeyi planlıyorduk. Baktık ki dönemiyoruz biz cami için mülkiyet yer alalım ki sürekli yer değiştirmek zorunda kalmayalım dedik. Ben 1986’dan beri cami yönetim kurulu başkanıyım. Halen daha devam ediyorum. İnşallah bunları anlatırken nefsimize bir pay çıkartmayız.

Camiinin farklı bir sistemi var. Bize bu sistemden bahseder misiniz?

Hollanda’da temelinde tek kuruş faiz girmeyen cami burasıdır. Bunun yanıda aidatı olmayan bir cami, çünkü sistemini öyle kurduk. Şöyle bir sistem kurduk burada bakkal, döner bölümü çay ocağı hep camiye çalışıyor. Oradaki çalışanlar maaşlı, çünkü yönetim kurulundakilerle geçici ve idarelik kişilerle bu iş yürümez. Biz bir vakıf oluşturduk. Tapuyu henüz Diyanet’e vermedik ama Diyanet’e bağlıyız, hocamız Diyanet aracılığıyla geliyor. Vakıf oluşturma sebeplerimize gelince; bu toplum buranın maddi külfetini kaldıramaz. Bizim belediyeyle ilişkilerimiz çok iyi. Burası hem cemiyet, hem camii. Vakıf kurmamış olsaydık, finans temin edemezdik.  Bu parayı faaliyetlere harcıyoruz, çalışmalarımız her aşamada olağanüstü şeffaftır.

Zamanında cemiyet statüsüyle burayı 250 bin Gülden’e aldık. Burası bir spor salonuydu. İçerisinin tadilatını hep kendimiz yaptık.  İki sene önce burayı büyütmek durumunda kaldık. 670 bin Euro’ya çıktı ve toplumun verdiği 5200 Euro ve borcumuz yok.

Nerden buldunuz bu kadar parayı, kaynağı neydi?

Demin de söylediğim gibi buradaki dükkan, döner bölümü, çay ocağımız var oradan gelen paraları kullandık. Benim günlük 24 saatimin belki 6 saati evdedir, diğer saatler hep buradadır. Burada 7 tane işçi var, toplum hep buraya gelir.

Buradaki İslam okulu maceranız nasıl oldu?

Bunun yanında bir de İslam ilkokulu kurduk, bu çok önemli bir şey. O zaman Türkçeyi kaldırıyorlardı. Dilimiz elden giderse dinimiz de gider dedik. Ya nasıl yaparız nasıl ederiz düşündük. Taşımayı kendin karşılayacaksın, diğerini bakanlık karşılıyor. Biz başladık çalışmalara. O zaman biz 150 bin Gülden verdik vakıf olarak. Taşımak için otobüs ve minibüsleri aldık ve bu şekilde İslam ilkokulunu kurduk. Sonra Hollanda’da 7 bin ilkokul arasında 3. Sırada başarı bazında, excellent ismini aldı. Şu anda sıfırdan okul yapılıyor oraya, çünkü bütün okullar kapanıyor ama orası büyüyor. 350 talebesi olup 20 senedir hizmet veren bir okul. Oranın müdürü Türk Hüseyin Külcü, dünyada imrendiğim insanlardan bir tanesidir. Süper adamdır.

Türklerin yanında diğer ırktan çocuklar var mı?

Tabi diğer ırklardan oluşan müslüman çocuklar hepsi. Her sene de artıyor. Hatta sırada bekleyenler oluyor. Belçika’dan gelen çocuklar bile  var. Minibüsler kapılarından alır ve tekrar kapılarına bırakır çocukları.

Siz muhteşem bir hizmet sunuyorsunuz, halk sahip çıkıyor mu sizin arkanızda mı?

Okulun kuruluşunda başarı konusunda kuşkular oldu, çok tereddüt edenler oldu. Hem Türk toplumu hem diğer müslüman toplumda. Ama yine de özveriyle çalışan bir takım oluşturduk. Baktılar ki 3 sene içinde çok başarılı oldu, herkes çocuklarını oraya göndermek için sıraya girdi çünkü kontenjan 350 öğrenci. Bu yüzden de şimdi yeni okul yapılıyor.

Hollanda siyasetinde müslümanlar/yabancılar eskisine göre oteleniyorlar, bu tür davranışları Maastricht’te de fark ediyor musunuz?

Ben Hollanda’ya geldim geleli komşularım hep Hollandalı olmuştur. Ama ben hiç bir zaman yabancılık hissetmedim.

Biz izine giderken anahtarımızı Hollandalı komşumuza teslim ederiz. Onlar giderken de bize teslim ederler. Bu kadar iyiler yani. Hiç yabancılık çekmedim. Burada bir camimiz var. Hiç bir zaman buraya karşı önyargılı davranmadılar. Bu konuda Maastricht’te çok rahatız. Bazen Hollanda çapında olaylar olur, ama çok şükür biz burada hiç böyle bir şey yaşamadık. Bana göre bu konularda Hollandalılar, komşularımız çok iyiler. Bizi hiç yabancı gibi görmediler ötelemediler. Olacak olsaydı ben duyardım bunu, çünkü zaman zaman polislerle, belediyeden insanlarla oturup konuşuyoruz bu tür olayları.

Nasıl temin ettiniz böyle bir ortamı?

Biz bir orta yol çizdik. İslam düsturu içerisinde bağlı kalacağız, herkes mutabık kalacak. Her görüşten bizim toplumumuzda insan var. herkesin görüşüne saygılıyız ama kimse burada kendi görüşünü birilerine empoze edemez. Böyle bir şey geliştirdik. Burada propaganda yaptırmayız.

Buraya müşavir geldi bana dedi ki sen hiç konuşmuyorsun, dedim ki konuşurum ama 45 dakikanı isterim; bizim sistemimizi anlatmak için, diğer kardeşlerimiz de kullansın bu sistemi. Dedim ki birincisi temeline  hiç faiz girmeyen bir camii, ikincisi hiç aidat olmayan bir camii ve üç kendisini yenileyen bir cami. Bu bir sistemdir, bu sistemi anlatırım dedim. Tamam sıra gelince sana söz vereceğim dedi ama vermedi yani öylece kaldı.

30 Kasım 2001, hiç unutmam, babam 31’inde vefat etti. O zamanda bizim sosyal görevli vardı geldi dedi ki, “Kraliçe burayı ziyarete gelecek”, dedim ki “Sakın yanlış anlamış olmayasın”. Yok dedi yarın bakanlıktan adam geliyor buraya. Baktım gerçek. Buraya geldim, Kraliçeyi nereye oturtacaksınız, nasıl olacak bunları öğrenmeye geldim. Bir koltuk aldım onun için. 4 bin Gülden’e aldım ama 9 bin Gülden’e de sattım onu daha sonra, çünkü Kraliçe oturdu onda diye. (Gülümsüyor).

Kraliçe’nin sizi ziyaret amacı neydi?

Hollanda nezdinde araştırılmış ve en iyi uyumu Maastricht yapmış, bunları bir ziyaret edelim demişler. Normalde burada 15 dakika kalacaklardı, ama 4 saat kaldılar. Yemekleri Türk bayanlara yaptırdım. 20 bin Gülden harcadım o zaman. Niye yaptık bunu? Bunu Türk toplumu ve müslümanlar adına yaptık. Dedim ki yüzümüz ak olsun. Çok güzel oldu. Babam bana vasiyet etmişti, “Oğlum elinden gelirse beni morg’a koymayın” diye. Babamı hastaneden aldım, eve geldim bana dedi ki “Oğlum yarın ağır misafiriniz var git bak”. Dedim ki “Baba onlar senden ağır değil.” Git bak dedi. Baktım organize güzel bir şekilde devam ediyor. Ertesi sabah gelecek Kraliçe. Geri gittim eve. ‘Nasıl?’ diye sordu babam, ‘iyi herşey yolunda baba’ dedim. Dedi ki ‘sağ tarafıma çevir beni oğlum’. Baktım babam kollarımda ruhunu teslim etti. İşte biz o gün burada bulunamadık, çünkü vasiyetini yerine getirmem lazım. Kraliçe geldi tabi, vali, müsteşar ve Dışişleri Bakanı geldi. Benim yerime kimseyi oturtmamış Kraliçe, bana da bir mektup yazıp bırakmış. Bu kadar güzel bir hazırlık için teşekkür etmiş. 15 dakika yerine 4 saat sürdü ve çok hoşlarına gitti. Çok şükür Türk toplumunun yüzünü ak ettik diye düşünüyorum.

Bizim yönetim kurulunda, vakıf olduğumuz için atama var, seçim yok.  Çalışmak isteyen gelir çalışır, serbest. Kim gelirse yer verilir ona.

Gençler de ilgi gösteriyorlar mı buraya?

Evet, iyi bir yere değindiniz, benim üzüldüğüm tarafı, biz yaşlandık artık. Gençlerden bir yönetim kurulu oluşturdum. Gelin bakın bu değirmenin suyu nereden geliyor nereye gidiyor öğrenin. Biz ayrıldığımızda boşluğa düşersiniz ve kalkamayabilir siniz. Burası ebedi camii olarak kalsın ve Allah’ın dinine hizmet versin, bu yüzden kuruldu burası. Biz kendimiz vakıf kurduk ve tapuyu vermedik Diyanete ama artık vermeyi düşünüyorum. İleride ne olur bilinmez. Ben şu bu cemaat sevmiyorum bizim dinimiz bir. Diyanet çatısı altında toplanacağız. Ancak öyle birlik beraberliği sağlayabiliriz.

Buraya Rotterdam, Amsterdam gibi uzak şehirlerden geliyorlar mı, veya Türkiyeden bürokratlar geliyor mu?

Her sene Amsterdam’dan bir otobüs yaşlı bayanlar gelir buraya. Bizim kadın kollarından ilgilenirler misafir ederler, güzel bir şekilde yemekleri verilir ve ne soruyorlarsa cevaplandırılır ve memnun olarak ayrılırlar. “Neden diğer camiler sizin gibi değil?” derler, ben buna üzülürüm. Halbuki biz hepimiz misafirperver insanlarız. Zannediyorum diğer kardeşlerin olanakları kısıtlı olduğu için böyle oluyor.

Türkiye’den imam gelmesin artık deniyor, siz bu konuda ne düşünüyor sunuz?

Şu andaki hocamız çok iyi bir insan ve bunun yanında çok iyi bir hoca, Adanalı kendisi. Bu konuda da çok rahatız, çok memnunuz kendisinden. Bu hocalar toplumda çok büyük rol oynuyor.  Bazen gazetelerde okuyoruz, Türkiye’den imam gelmesin falan diye. Aslında tam tersi, hocalar hep birleştiriyor. Bulunduğun ülkeye bağlı kal, kanunlarına uy gibi, camilerde cuma günleri bunları anlatıyorlar. Hollandalılar bu konuda çok yanlış düşünüyorlar. Eğer hocalar olmasaydı bu cemaatin çoğu sokaklarda olurdu, bu da Hollanda toplumuna çok büyük zarar verirdi. Bunu hollandalılar böyle bilsin.

Ne olacak bu çocuklarımızın hali. Burada Türk kimliğini ve islam kültürünü koruyup kalabilecekler mi umutlu musun?

Eğer islam kimliğimizi kaybedersek herşeyimizi kaybederiz. Ama şu camiler olduğu müddetçe ve imamlar da Türkiyeden geldiği müddetçe.  Allahın izniyle bu kimliğimizi hiç bir zaman kaybetmeyiz.

Çocuklarımız haftasonu gelirler camiye dinlerini öğrenmek için, hocamız da çok güzel ilgilenir. Türk toplumu bu konuda diğer yabancı kardeşlerimize nazaran daha örgütlenmiş. Camii cemiyetini kurmuş. Kimliğimize sahip çıkalım diye. Derdimiz hep budur zaten ki yeni gelen neslimizi kaybetmeyelim. Eğer kaybedersek biz cennete gitsek ne olur, hiç bir şey olmaz. Kimliğimize sahip çıkalım ki gelecekte biz ahirete gittikten sonra arkamızdan dua eden bir nesil bırakalım. Benim bütün hafızamı bu işler yormuştur. İnşallah burada başarılı oluruz.

Hollanda’daki türkler olarak camilerde veya islam okullarında, kadınlarımız mı yoksa erkeklerimiz mi güçlü?

Maastricht’te hanımlarımız bu konuda bizden çok önde, çok şükür. Burada yeni nesil çocuklara nasıl sahip çıkabiliriz derdindeler. Haftada 4 gün buradalar. Onlarla çok gurur duyuyorum. Biz erkeklerden daha öndeler. Bu hanımlar olduğu müddetçe, çünkü çocukları yetiştiren hanımlardır, inşallah islami kimliğimizi asla kaybetmeyiz. Gönül isterki her yerde aynı faaliyetler yürüsün. Bir yerden misafir gelince neden diğer camiler sizin gibi değil dedikleri zaman üzülüyorum ben. O camiler hepimizin, onlar dışarıya dönük güzel mesaj vermesi lazım. Biz müslümanlar olarak imanımızı çok güzel yaşasaydık burada çok müslüman olan Hollandalılar olurdu; ama ne yazık ki zaman zaman bunu kaybettik. Ama çok şükür diğer yabancılara bakarak biz yine de iyi yerdeyiz.

Spor aktivite olarak gençlerimizle neler yapıyorsunuz. Buradaki cemaatten önümüzdeki yıllarda beklentileriniz var mı?

Biz islam ortaokulu yapıyoruz. Onun çalışmalarını yapıyoruz. Geleceği kurtarmak eğitimden geçer. Eğitim olmazsa bir yere varamazsın. Bugün okumayan gençlerimiz iş bulmakta zorlanıyor. Fabrikaya bile gitsen diploma soruyorlar.  Spor olarak çocuklarımıza destek veriyoruz. Benim iki oğlum da profesyonel futbol oynuyor. Ben sporu çok severim. Burada takımımız var. Her hafta maçlarına gider ilgilenirim, kendim diplomalı hakemim, maçlarını ben yönetirim. Gençler dışarıya özenmesinler burada cami çatısı altında kalsınlar. Topluma faydalı çocuklar olsunlar, hep bunun uğraşını verdik. Ben artık yaşlandım gidiyorum bunu siz yürüteceksiniz artık dedim. İnşallah onu da yapacağız.

Okurlarımıza ulaştırmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Ben çok teşekkür ederim buranın tanıtımını yaptığınız ve geldiğiniz için. Vermek istediğim ama veremediğim şeyler oldu. İnşallah bu sizin aracılığınızla vermişimdir. İnşallah duyulur sesimiz. Bu sadece bize ait olan bir şey değil. İstiyorum ki bütün camiler böyle bir sistemden yararlansın. Bundan sonra artık camiler kendi ayağı üzerinde durmalı. Öyle bir sistem geliştirmeli ki yoksa istemeyle, her hafta para toplamayla bu işler dönmez. Bütün camiler de bu sistemi oluştursun. Bu sistemi kuramıyorsan çekil başkası yapsın. Allah rızası için adımlarımızı atarsak gerisini Allah yapar. Nefsin için havaya girersen Allah onu yüzüne çarpar. Benim diyeceklerim bu kadar.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *