Her koyun kendi bacağından asılmıyor

 

ahmet-suat-ari-web

 

 

Feijenoord’da yaşanan durum ülkenin bir çok şehrinde de sıklıkla rastladığımız bir durumdur. Ancak Feijenoord’da bu durum böyle olmayacaktır. Bunun faturası Türk kökenli siyasetçilere çıkarılacaktır. Siyasetçi olarak yetkinliklerini ispatlamış Seyit Yeyden ve Turan Yazır gibi siyasetçiler büyük bir haksızlığa maruz kalıp görevlerini bırakmak zorunda kalmışlardır.

Çok hareketli geçen 2 aydan sonra tatil rehaveti içine girdiğimiz şu günlerde acaba bu tatil sayısı için ne yazsam demekten kendimi alamadım. Aslında çok yoğun geçen iki ay bana fazlasıyla malzeme vermişti. Ancak hem tekrardan kaçınmak hem de güncellik kaygısıyla bazı konuları elemem gerekti. Üstelik üzerinde henüz düşünme fırsatı bulamadığımız bir gelişme de tatile beş kala kendini göstermişti. Nihayetinde de tilki misali dönüp dolaşıp yine kürkçü dükkanına gelip siyaset yazmaya karar verdim.

Yıllardır hem siyasetçi, hem yazar hem de sivil toplum kuruluşu yöneticisi olarak dilim döndüğünce siyasi katılımın öneminden bahsederim. Siyasi katılımın ne anlama geldiği, herkes tarafından bilinen seçme ve seçilme boyutlarının yanında daha başka hangi boyutlarının olduğunu, gerek makale gerek köşe yazılarımda dillendirdim durdum. Bazan kendi kendime “bu konu temcit pilavina mı döndü acaba?” dediğim bile olmuştur. Üstelik bunu bir tek ben yapmıyorum. Ancak bu konu ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın güncelliği ve öneminden hiç bir şey kaybetmiyor. Haliyle tekrarlamaktan başka çaremiz yoktur.

Bir toplumda azınlık konumunda olanların davranışları diğerlerine göre daha çok göze batar. Çoğu zaman umursanmayan bir davranış azınlık mensupları tarafından yapılınca dikkat çeker ve o davranış o azınlık toplumunun tamamına mal edilir veya edilmeye çalışılır. Bu durumda iki çeşit aşırılık söz konusudur; ya toplum tüm fertleriyle olumsuz davranışlar sergileyen kategorik bir problemdir ya da topyekün ideal davranışlar beklenen bir gruptur. Her ikisi de tabii ki mümkün değildr. Her toplum kendi içinde farklılıklar arz ettiği gibi, fertlerin de mensubu oldukları gruptan çok farklı özellikleri olabilir. Bu ezelden beri böyle gele gele gelmiştir. Aksini iddia etmek önyargılı olmaktan başka bir şey değildir.

Toplumları kategorize etmek siyasette diğer alanlara oranla çok görülen bir durumdur. Özellikle de siyasetçiler her hangi bir azınlık grubuna mensupsa durum daha da belirginleşir. Azınlık mensubu siyasetçinin başarısı da başarısızlığı da tüm topluma mal edilir. Hatta onunla da kalınmaz, hesabı da aynı toplumun mensuplarına kesilir.

Konuyu girişte de bahsettiğim gelişmeye getirmek istiyorum. Rotterdam’ın Feijenoord Bölgesinde Türklerin ağırlıkta olduğu bir yönetim söz konusuydu. Hem bölge belediye meclisi hem de daimi encümenler arasında hatırı sayılır bir oranda Türk temsilciler vardı. İşçi Partili başkan Seyit Yeyden Helmond’da dört yıllık başarılı bir daimi encümenlikten (wethouder) sonra  partisi tarafından Feijenoord’a başkan olarak teklif edilmişti. Bu teklif belediye meclisi tarafından da benimsenmiş ve Yeyden’in başkanlığında bir koalisyon kurulmuştu. Daimi encümenlerden birisi de Hristiyan Demokratlardan Turan Yazır’dı. Bir diğer ifadeyle dört kişinden ikisi Türktü. Belediye meclisinde de yine hatırı sayılır bir sayıda Türk vardı. Peki Türklerin bu denli etkin olması olağanüstü bir durum muydu? Kesinlikle hayır! Bölgedeki Türk nüfusu göz önüne alındığında bunun gayet normal bir yansıma olduğu görülecektir. Aksi anormal olurdu aslında.

Feijenoord yönetimindeki bu durum bazılarını oldukça rahatsız etmişe benziyor ki, icraatler büyüteçle takip altına alındı. Siyasetçilerden bahsederken özellikle Türk olmaları öne çıkarılıyordu ki bu bile başlı başına bir art niyet ve önyargı ifadesiydi. Türk siyesetçilerin görevlerini kötüye kullandıklarına dair çıkan haberler üzerine de Belediyeler Birliğine bağlı bir araştırma komisyonuna talimat verilmişti. BING adlı bu kuruluş incelemelerini tamamlayıp Haziran ayı sonunda raporunu Feijenoord Belediye Meclisine sundu. Sonuç raporunda öne çıkan en önemli bulgu siyasi yetkililerin memur ve bürokratlara baskı yaptıkları yönündeydi. İltimas da öne çıkan suçlamalardan birisiydi. Raporun yayınlanmasının akabinde bir PvdA meclis üyesi partisinden istifa ederken, daimi encümenler de topluca istifa etmişlerdi. Böylece de Feijenoord bölge yönetimi yöneticisiz kalmiş oldu.

Feijenoord’da yaşanan bu durum ülkenin bir çok şehrinde de sıklıkla rastladığımız bir durumdur. Ancak Feijenoord’da bu durum böyle olmayacaktır. Bunun faturası Türk kökenli siyasetçilere çıkarılacaktır. Siyasetçi olarak yetkinliklerini ispatlamış Seyit Yeyden ve Turan Yazır gibi siyasetçiler büyük bir haksızlığa maruz kalıp görevlerini bırakmak zorunda kalmışlardır. En kötüsü de onların töhmet altında bırakılmasıdır. Hele hele Turan Yazır hakkında en ufak bir şaibenin söz konusu olmadığı rapora yansımıştır. Buna rağmen bu durum onların ileriki siyasi kariyerlerinde de ister istemez etkili olacaktır. Hem de istifa eden diğer yöneticilerden çok daha fazla etki edecektir. Umarım zaman bizim yanıldığımızı gösterir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında siyasette aktif olan arkadaşlarımızın çok titiz olmaları gerektiğini anlayacağız. Atacağımız her adımın takipte olduğunu ve yanlış yapma hakkımızın hemen hemen hiç olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Zira bunlardan sadece kendimiz değil mensubu olduğumuz toplum da doğrudan etkilenmektedir. Hollandalı birisi için normal bir riziko azınlık konumunda olan bizler için bir sosyal riziko anlamına gelmektedir. Tabii ki bu adil bir durum değildir, ancak adil olmaması gerçeği değiştirmiyor maalesef. Azınlıklar söz konusu olunca her koyun kendi bacağından asılmıyor, bu böyle biline!