Komünikasyon sözcüğünün Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı “İletişim” ya da “Haberleşme” olarak geçiyor. Dilimize Fransızca’dan geçen bu sözcüğü iyi tanımamıza karşın, içerdiği anlamları, gereksinimlerini yeterince tanımıyoruz. Artık iş dünyasında, bilhassa Batı dünyası ile bir interaktivitenin olduğu zamanlarda “iletişim” ve “haberleşme” sözcükleri tam istediğimizi anlatmıyor. Komünikasyonun içinde barındırdığı geniş kapsamın her iki sözcüğün toplamından fazlasını ifade ettiğini düşünüyorum. Bir örnekle açıklamaya çalışalım. Diyelim ki Türkiye’de büyük bir şirkete iş başvurusunda bulundunuz. Orada size güçlü olan yönlerinizin sorulduğunu varsayalım. “Haberleşme” alanında yeteneklerim çok güçlü diye bir tanımlamada bulunmanız kuvvetle muhtemeldir ki, yadırganacaktır. “ik ben communicatief vaardig” demek istiyorsunuz, ama haberleşme sözcüğü bu anlamı karşılamıyor. O yüzden haberleşmeyi bir kenara bırakıyorum.
Dilin günümüzdeki kullanımında “iletişim” sözcüğü daha bir öne çıkıyor. İletişimi zamanla haberleşme kelimesinin yerine oturtmuşuz, ama ona daha çok anlamlar yüklemişiz. Mesela üniversitelerde bölüm olarak “İletişim Bilimleri” deniyor artık.
Önceki örneğe dönersek, iş başvurusu konuşmasında güçlü yönleriniz sorulduğunda, mesela analitik özelliğinizin olduğunu anlatır kadar rahat “iletişimde” güçlü olduğunuzu da söyleyebiliyorsunuz ve böyle söylemek daha anlamlı hale geliyor.
Ancak, Batı’da ve global anlamda iş dünyasındaki kullanımını da irdelediğimizde iletişim sözcüğü de bir süre sonra komünikasyon sözcüğü karşısında zayıf hale geliyor. Mesela bugün büyük şirketleri bırakın, artık küçük şirketlerde bile kullanıldığında “intern communication” ya da “extern communication” türleri gerçekten içi doldurulabilen anlamlar taşıyor. Buna karşılık “iç iletişim” ya da “dış iletişim” kullanımları anlam ifade eden kavramlar olarak çıkmıyor karşımıza. Şirketleri ya da bireyleri performans ve sonuca yönelik değerlendirmelere tabi tuttuğumuzda, iletişim sözcüğünün, türevlerinin ya da kapsamının Türkiye’de ağırlıklı olarak değerlendirilen bir alan olmadığı gerçeği karşımıza çıkıyor. Halbuki, Hollanda’daki şirketleri incelediğimizde “Komünikasyon” olgusunun, bir işyerinin sağlıklı işlemesi için “olmazsa olmazlarından” olduğuna tanık oluyoruz. Komünikasyonu gelişmemiş bir şirketin er ya da geç, sonuca ya da ürüne yönelik kalitesizliğe neden olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Hal böyle iken, Türkiye’de dünya ölçekli çalışan şirketlerin “komünikasyon”u nasıl algıladıklarını ve nasıl kullandıklarını bilmemiz gerekiyor. Komünikasyon sadece iletişime hapsolan bir olguysa, teknoloji geliştikçe iletişimin çeşitlendirilmesi, tavsif edilmesi, zenginleştirilmesi gerekiyor. Artık içinde bulunduğumuz dünyada “komünikasyonu” algılama ve kullanma biçimimiz, “haber alıp verme” olarak tanımlayabileceğimiz “haberleşme”nin kat kat ötesinde mesafe almış ve ilerlemiştir. Komünikasyon bazı şirketlerde artık işin özünü yapmayla aynı kategoride ele alınıyor. Komünikasyonunuz iyiyse, yaptığınız işin hakkını veriyorsunuzdur, kötüyse er ya da geç o işi yapamadığınız ortaya çıkıyordur.
Bir başka yazıda, komünikasyonun Hollanda’da ve Türkiye’de kullanış biçimi üzerinde durmak istiyorum. Türkiye bağlantılı yaptığımız işlerde, genel anlamda neden memnun olmadığımızın altında yatan ana etkenlerden birisi komünikasyon. Hollandalılar da Türkiye’de iş yapmak istediklerinde bu öne çıkıyor. En basitinden deniyor ki; “randevu” olgusu Türkiye’de farklı algılanıyor. Zaten randevu da komunikasyonun iyi kullanımından türevlenen bir olgu değil midir?

