İki elin sesi var!

ahmet-suat-ari-web

 

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız. Bu, bize işbirliğinin önemini en yalın şekilde ifade eden bir sözdür. Bu atasözünden yola çıkarak Hollanda Türk toplumunun işbirliği alanındaki konumuna kısaca bir göz atacağımız bu köşe yazısıyla çuvaldızı da iğneyi de en gerekli yerlere batırmaya çalışacağız. Alınanlar olacaktır. Zaten maksat da budur. Alınılması mesajın ulaştığı anlamına gelir, ancak yanlış anlaşılma olmamalıdır. Şayet yanlış anlaşılma olursa bana nasıl ulaşılacağı herkesin malumudur. Bu vesileyle konuyu etraflıca tartışma imkanı da bulmuş oluruz.

Her toplum gibi Hollanda Türk toplumu da homojen bir grup değildir. Hem etnik, hem dini, hem de siyasi açıdan bir çok farklılıklar söz konusudur. Kimisi kendini Türk, Kürt, Çerkez, Türkmen gibi etnik kökenle ayrıştırırken, kimisi de sünni, alevi gibi mezhepsel farklılıklara vurgu yapmaktadırlar. Bunlara bir de siyasi farklılıkları eklediniz mi Türk toplumunun içinde onlarca alt gruplar (subgrup) olduğunu göreceksiniz. Tüm bu alt grupların da kendi aralarında örgütlendiğini görmekteyiz. Hatta bu alt grupların da kendi içlerinde ayrıştığı ve yeni alt grupların oluştuğunu bilmekteyiz.

Hal böyle olunca da herkes kendi derdinin çaresine bakmakla meşgul olmaktadır. Halbuki herkesin kendine özel durumlarının yanında, daha geneli ilgilendiren asgari müşterekleri de vardır. Bunlar sözkonusu olunca bütün bu farklı grupların ortak hareket etmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde sonuca gidilmesi hemen hemen imkansızdır.

Hollanda’da farklı grupların işbirliğini

gerektirecek o kadar çok asgari müsterekleri var ki, saymakla bitmez. Nitekim eğitim, istihdam, dil, kültür, temel hak ve özgürlükler her grubu doğrudan ilgilendirir. “Benim eğitim gibi bir derdim yok” diyen bir gruba rastlamak mümkün mü? Ya da “Türkçe’den bana ne?” diyen bir gruba? Etnik olarak kendini en aşırı bir şekilde ayrıştıranların bile kendi aralarında Türkçeyi iletişim aracı olarak kullandıklarını hepimiz biliyoruz. Yine dini alanda aynı durum söz konusudur. İbadet yerleri ile ilgili yaşanan problemler herkesi yakından ilgilendirmektedir. Kısacası kimsenin tuzu kuru değildir. Peki neden işbirliği konusunda bu kadar zayıfız o zaman? Bu sorunun cevabı tabii ki öyle kolayca verilebilecek türden değildir. Öyle olsaydı zaten sorunun çözümü çok kolay olurdu. Burada üzerinde durulması gereken, bir sosyolojik olgu olan işbirliği yapamama özrünü nasıl giderebileceğimizdir. Aksi takdirde hep serzenişte bulunmaktan öteye gidemeyiz.
Önümüzde işbirliği için o kadar çok alan var ki, insan neyi anması gerektiğini şaşırıyor. Hepsi birbirinden önemli alanlar. Gel gör ki, bu alanların hiç birisinde ciddi bir işbirliği söz konusu değildir. İşbirliğinden azıcık da olsa söz edebileceğimiz durumlar ise hep zorlamayla ya da nemayla mümkün olmuştur. Aslında mümkün olduğunu söylemek de pek isabetli olmaz. Zira nemadan pay kapma yüzünden çıkan anlaşmazlıklar işbirliğini gerektiren konuya zarar vermekten öteye gitmemiştir. Alın size bir kaç örnek: IOS, NMO, NIO gibi İslami yayın yapması gereken kurumlar hep iç kavgalar (nema kavgası) yüzünden kapanmışlardır. Aynı durum değişik amaçlar için tahsis edilen sübvansiyonların kullanımı alanında da söz konusudur. İslam okullarının istismarından ise hiç mi hiç bahsetmek istemiyorum!
Bir de oldukça başarılı çalışmalar yapan, ancak işbirliği konusunda inadına özürlü kuruluşlardan da bahsedebiliriz. Aslında tamamen işbirliği özürlü demek biraz haksızlık olacak, zira Hollanda kurum ve kuruluşlarıyla sürekli işbirliği yaptıklarına şahit olmaktayız. Özür, Türk kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği konusunda kendisini gösteriyor. İlla da her alanda aktif olma, hatta tek olma çabasına şahit olmaktayız. Eğitim, iş dünyası, fikir, sanat, sosyal hizmetler gibi her alanda varlar ve iyi de iş çıkarmaktadırlar. Bu konuda onları eleştirecek son kişi ben olurum. Benim eleştirim yapılan işin kalitesine değil, illa da benim olsun yaklaşımınadır. Bir elin nesi var iki elin sesi var diye boşuna dememiş atalarımız. Bu söze kulak vermeleri buradaki gayemiz.
Son olarak işbirliği konusunda heba edilmek üzere olan Hollanda Türkiye ilişkilerinin 400. Yılı kutlamaları konusuna değinmek istiyorum. Böyle bir etkinlik bir-iki grubun inisiyatifine verilmeyecek kadar önemlidir. Bu, her iki devlet kurumlarının toplumun her kesimini içine alacak bir programla kutlanması gereken bir etkinlik olmalıdır. Meseleyi hem akademik hem de toplumsal düzeyde ele almak gerektiği gibi, iki toplumu kaynaştıracak görkemli kutlamaların yapılması da gerekir. Bunun için de geniş kapsamlı bir işbirliği gerekir. Bize gelen duyumlardan anlaşıldığı üzre, el altından konu için tahsis edilen bütçeden pay kapma yarışıyla değil. Aslında yarış da değil, düpedüz paylaştırma ve peşkeş de demek mümkün.