Ahmet Suat Ari

IŞİD, İslam, Radikalizm

Kendilerini IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) olarak adlandıran bir grup, Suriye ve İrak’ta yaptığı eylemlerle aylardır haftalardır dünya gündemini meşgul etmekte. İrak ve Suriye’de Moğol İstilasını aratmayacak barbarlıklarla önlerine ne geliyorsa yakıp yıkarak ilerliyorlar. Önlerine çıkan ordular da onlara karşı savaşmak yerine kaçmayı tercih ediyorlar. Her haliyle çok tuhaf bir durum kısacası. Zira sayıları bir kaç bini geçmeyen bu insanlar nasıl olur da bu kadar kısa bir sürede -zira daha dün ortaya çıktılar- böylesi bir güce sahip olabiliyor? Silahları nereden temin ediyorlar? Yerdeki karıncayı bile takip edebildiğini iddia eden ‘süper güç’ler bunları görmüyorlar mı?
Bu sorulara daha nice sorular eklenebilir. Hatta bu soruların cevapları da aşağı yukarı zihinlerde mevcuttur, ama kimse yüksek sesle ifade etmiyor, ya da ifade etmek kimsenin işine gelmiyor. Benim kanaatime göre bu grubun ortaya çıkmasının ne İslamla ne de Müslümanlarla alakası var. Tam aksine IŞİD’dan en çok zararı İslam ve Müslümanlar görmektedirler. Sanki onların maksadı İslam’ın imajını Orta Çağ’daki Hristiyanlık imajının seviyesine indirgemektir.

Yaptıkları her eylemle bu amaca ısrarla hizmet ediyorlar.
Kelle keserek, çoluk çocuk, kadın, yaşlı ayırdetmeden herkese zulüm yaparak, yüzlerinde maske ellerinde silahlarla poz vererek zihinlere bir barbar İslam imajı kazımak istemektedirler ve bu bu iğrenç emellerini gerçekleştirme konusunda da, medyanın da desteğiyle tabii ki, oldukça başarılı olmaktadırlar. Onların şu bir kaç ayda İslam’a verdiği zararı tarih boyunca kimse verememiştir! İslama böylesi bir tahribatı yapanların Müslüman olduğunu iddia etmek mümkün müdür sizce?
Halbuki Müslümanlar en çok zulme uğradıkları dönemlerde bile zulüm yapmaktan kaçınmışlardır. Peygamberimize (S.A.V.) ve sahabelerine müşriklerin yaptıkları zulümlere bile böylesi bir şiddetle cevap verilmemiştir. Müslüman olsun olmasın herkese adaletli davranmak emredilmiş, adil olmayanlar cezalandırılmıştır. Savaş zamanlarında sadece savaş meydanında mücadele edilmiş ve masum kimsenin kılına dahi dokunulmamıştır. Hatta intikamdan ısrarla kaçınılmıştır. Zira İlayı Kelimetullah’ı yaymanın yolu şiddetten değil, barıştan, hoşgörüden, şefkatten geçer. Böylesi bir inancın mensuplarının IŞİD’ın yaptıklarını benimsemeleri mümkün mü? Tabii ki değil!

Bir yandan IŞİD Irak ve Suriye’de yaptığı barbarlıklarla dünya kamuoyunu meşgul ederken, diğer yandan da dünyanın hemen hemen her yerinden bu örgüte katılımlar olmaktadır. Özellikle gencecik çocuklar her türlü riski göze alarak örgüte katılmaktadırlar. Belki de bu yaptıklarının hayatlarını bir felakete sürüklediğinin farkında olmayarak. Belki de bütün olup bitecekleri bile bile göze alarak yapıyorlar bunu. Hepsinin kendilerine göre gerekçeleri var.
Kimisi bu kararıyla inancına hizmet ettiğine inanmakta, kimisi de içinde yaşadıkları topluma böyle bir tavırla tepki göstermekteler. Bazıları yanlarına eş ve çocuklarını da alarak onların hayatlarını da riske atmaktan çekinmiyorlar.
Böylesi radikal kararların alındığı bir zamanda radikalizm de ister istemez gündemi meşgul etmektedir. Hatta bu kavram neredeyse sadece İslamla ilişkilendirilmektedir. Ortalıkta bir sürü radikal eğilimli insan dolaşırken, spotlar hep ‘Müslüman’ radikallere çevrilince, kavramla sadece Müslüman radikaller kasdedilmektedir. Tabii ki Batı medyasının gözünde Müslüman radikaller iyi bir malzeme oldukları için olgular abartılarak ve maksadı aşan bir şekilde yansıtılmaktadır. Bunu ‘orantısız ilgi’ olarak da tanımlamak mümkündür.

Batıda bu orantısız ilgi esnasında göz ardı edilen çok önemli faktörlerin olduğunu aklı selim herkes bilir. Bilir bilmesine de bunların onlar için pek önemi yoktur. Her alanda ayırımcılık kanıksanır hale gelmiş, işsizlik göreceli olarak bazı gruplarda tavan yapmış, evrensel değerlerin uygulaması konusunda çifte standart almış başını gitmiş, ‘ele verir talkını, kendi yutar salkımı’ anlayışı kendini iyice göstermiş hiç de umurlarında değil.
Halbuki bu gençleri böylesi radikal kararlar almaya iten faktörlerdir bunlar. Onları gözardı edip üç beş gencin tepkisel davranışını toplum için en büyük ‘tehlike’ olarak servis etmek her şeyden hedef saptırmaktır.
Doğru olan suça bulaşanı tespit edip gerekeni yapmaktır, tüm Müslümanları töhmet altına bırakacak söylemler ifade etmek değil.
Üstelik bu tavır, radikal başka bir çok gencin de, başka radikal kararlar almalarına sebep olabilir.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *