Kalabalık yalnızlık

Sevgili okurlar,

Bu ay ki yazımda sizinle, Hollanda’da yeni neslin bir çoğunun telaffuzunda bile zorlanacağı, Türk misafirperverliğinden bahsetmek istiyorum.

Evler büyüdü, yerimiz daraldı. Odalarımız çoğaldı, fakat boş. Bomboş güzellikler içinde yapayalnız büyüttüğümüz çocuklarımıza, medeniyetimizle özleşmiş bu güzelim geleneği yegane miras olarak bırakmalıyız.

Yoğun iş temposu, günlük yaşamın kargaşası, metropol şehirlerin kuru gürültüsü bizleri ne kadar yorsa bile, dostun elinden içilen bir kahvenin tadına doymanın mümkünatı yok.

Nasıl büyüdüğümüze bir bakalım. Bizim toplumumuzda misafir kendisini hiç bir zaman yabancı hissetmez, çünkü misafir ağırlamak bir şereftir, bir onurdur. Herkesin sahip olamayacağı bir şandır. Bu sebepten Türk milleti her zaman misafirini en iyi şekilde ağırlamıştır. Ona evinin en güzel odasını ayırır, en iyi yemekleri yapar, en ufak bir ihtiyacını giderir. Misafiri el üstünde tutar. Kendi ailesinden asla ayırmaz, hatta daha iyisini yapar onun için. Çok tanıdık bir sestir, Eve giren çocuğun mis gibi kokan yemeklerin kokusunu alışı ile birlikte “Anne misafir mi geliyor” demesi.

21’nci yüzyıla ilk verdiğimiz kurbanlardandır Türk konukseverliği. İslam dininin ve büyük Osmanlı Devletinin nesilden nesile, diyardan diyarlara yayılan misafirperverliği Türk kültürü ile kenetlenmiş, olmazsa olmazı olmuştur. Avrupa’nın temelinde insanlar her ne kadar sıcakkanlı ve samimi olsalar da arkadaşlık ve dostluk duyguları ülkemizdeki gibi üst seviyelerde değildir. Arkadaşlık ilişkileri duygusallıktan daha çok mantıksal ilişkilere bağlıdır ve bu şekilde yönlenmektedir.

Şimdilerde, eşyalarımızı korumak için birbirimizden uzaklaşıyoruz. Odamızın en güzel yerini fazlası ile işgal eden süslü mobilyalarımızdan, ışıl ışıl rengarenk aksesuarlarımızdan bizlere bile salına salına dolaşacak yer kalmıyor. Kırılıp dökülecekler korkusu ile güzel ve maharetli ellerinizden çıkan keki yemek için sabırsızlanan çocuklardan kendimizi mahrum etmeyelim.

Misafir olmanın ve misafir ağırlamanın adabına uygun davrandığımız sürece, bu kültür bizimle ve çocuklarımızla ilelebet yaşayacaktır. Misafir olacağımız eve önceden haber vermek bizi, gülen yüzüyle bizi karşılaması da hane sahibini yüceltecektir.

Hz. Âişe (r.a.), Peygamber’in: “Melekler, sofranız kurulu oldukça size dua eder” buyurduğunu rivayet etmiştir. (a.g.e., c.5/211-13)

Cabir b. Abdullah’ın naklettiği hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir. Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Allahu Teâlâ’nin İbrahim Peygamberi halil ittihaz etmesinin sebebi, yemek yedirmesi, açıktan selâm vermesi, insanlar uykuda iken gece namazı kılmasıydı.” (Tenbîhü’l Gafilin, c.2/534)

Misafir ağırlamak, yemek yedirmek, ziyarete gelenlere ikram etmek Mü’minin şiarıdır, salih kişilerin âdetidir.

Hz. İbrahim Aleyhisselâm’ın misafirperverliği meşhurdur. “Allah’ın dostu” mânâsında ‘Halilullah’ diye yadedilen Hz. İbrahim (a.s.) misafir olmadan sofraya oturmaz, yola çıkar misafir gözetlerdi.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *