Ramazan Ayı, Tatil ve Kendimizle Muhasebe

Ramazan ayı çocukluğumdan beri büyük bir heyecanla yaşadığım bir dönemdi. Orta ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde okurken orta okul öğrencilerinin okulda oruç tutmalarına izin yoktu. Liseli ağabeylerimizden oruç tutanlar için önceden liste hazırlanır ve sahur ve iftar yemekleri onlar için özel hazırlanırdı. Okul personelinin mutfak ekibi dahil çoğunluğu oruç tuttuğundan oruç tutan öğrencilere ayrı bir ihtimam gösterilir, aşçıbaşımız Faik Usta Ramazana has menüler hazırlardı. Gece bekçimiz çok dikkatlice sahura kalkanları uyandırır, yemekhaneye sessizce gitmelerini temin ederdi.
Okul personelinin çoğu babamın cemaati olduğundan orta okulda okurken dahi beni de resmi olmayan bir şekilde oruçlular listesine dahil ederler, okul müdürü de babamı tanıdığından benim oruç tutmama göz yumardı. O günlerde bizlere destek olan, ışık tutan eğitimcileri ve okul personelini minnetle ve rahmete kavuşmuş olanları da rahmetle anıyorum.

ESKİ RAMAZANLAR
Eski ramazanlar aynı zamanda bizler için kendimizle bir muhasebe yapma zamanıydı. Rahmetli babam daima “Allah’ın sizlerin aç kalmasına ihtiyacı yok, Ramazan’da nasıl bir hayat yaşadığınızı ve yaşamanız gerektiğini hergün defalarca gözden geçirin” derdi. Bize Ramazan ayının bir çeşit egzersiz olduğunu, kötü sözlerden, kötü işlerden, yalandan kaçınmayı ve başkalarının hakkını yemekten sakınmayı devamlı hatırlatarak, kendimizi eğitme zamanı olduğunu söylerlerdi büyüklerimiz. Hatta bunun önemini vurgulamak için de Ramazan ayında oruç ve diğer ibadetlerini yapan insanlardan kimlerin Ramazan sonrası eski hayat tarzlarını değiştirdiklerini de örnek olarak anlatırlardı.
Aslında bütün bu menkıbelerin temelinde yatan insanın kendini daha iyiye, mükemmele götürme çabalarıdır. Bu çabaların çıkış noktası da dinimizin, kültürümüzün, geleneklerimizin bizlere verdiği insancıl değerlerdir. Bu değerleri yaşamak ve yaşatmak insanın asıl görevlerinden biridir çünkü her insanın mutlak etkilediğini, eğittiği veya tavsiyelerde bulunduğu başkaları vardır. Bunlar kendi çocukları, akrabaları veya arkadaşları olabilir.

HOLLANDA’DAKİ BİZLER
Hollanda’da bizlere yani buradaki Türk toplumuna gelince bu değerleri yaşatma nasıl olmalıdır sorusunu hepimiz, oruç tutan ve tutmayanlar, ramazanı yaşayan ve yaşamayanlar bence kendilerine sormalıdırlar. Şimdi ramazanın hemen ardından bayram ve de tatil geliyor amma tatil dönüşü yine Hollanda’da bizbize olacağız, yine aynı meselerle karşılaşacağız. O zaman gelin hem Ramazan’da hem de tatil zamanımızda tatil sonrasına yani yeni mevsime hazırlık yapalım. Ramazan ayı ibadetimizi diğer aylardaki toplumsal yaşantımızdan ayrı görmeyelim, yani bu ibadetler sadece belli bir aya mahsus olan etkinlikler diye düşünmeyelim.
Hollanda’da artık hatırı sayılır bir azınlık gurubu haline gelmiş toplumumuzun ben hala asimilasyon ve entegrasyon konularında gerçek yerini belirlediğini sanmıyorum. Toplumumuz çok çeşitli alanlarda son derece değerli arkadaşlar yetiştirmiştir. Bugün yerel ve ülkesel siyasette, akademik hayatta, çeşitli serbest meslek dallarında, profesyonel yöneticilikte ve bilhassa işadamlığında Avrupa ve enternasyonal sahalarda çok başarılı çalışmalar yapan, kendinden söz ettiren toplum üyelerimiz var. Bütün bunlar elli sene önce sadece işçi olarak gelen bir gurubun, elli sene gibi kısa bir sürede kendi emek ve çabasıyla ne derece başarılı bir değişim geçirdiğini gösterir.

ARTIK BİR DİASPORAYIZ
Toplumumuz artık Hollanda’da bir diaspora haline gelmiştir – inansanız da inanmasanız da! Zaman bu disaporanın artık kendi kimliğini gerçek anlamda ortaya koyması zamanıdır. Bu kimlik de toplumsal ortak değerlerin ortaya konması ile ancak belirlenebilir.
Bugünkü tabloya baktığımda şöyle bir resim görüyorum: Toplumumuz çeşitli dini, siyasi, ideolojik, guruplar ve cemaatlar olarak biraraya gelmiş küçük küçük topluluklar halindedirler. Maalesef yaşadıkları değerler, bağlı oldukları dini veya siyasi veya ideolojik gurubun ya da mensup oldukları cemaatin önderlerinin tesbit ettikleri değerlerdir. Hiç bir grup bir diğerinin değerlerini merak etmemekte, diğerlerinin değerlerini irdelemek yerine sadece kendi grubunun değerlerinin mutlak doğru olduğu, başkalarının değerlerinin ise yanlış ya da daha az değerli olduğu inancını taşımaktadır.
Artık diasporanın kendi toplumsal değerlerini oluşturması, belirgin hale getirmesi ve de herşeyden önemlisi gelecek nesillere nasıl aktarılacağını tesbit etme yolunda çalışması gerekir.

TATİL SONRASI ÇALIŞMALARIMIZ
Tatil sonrası yeni mevsimin bu yolda çalışmaların başlamasına vesile olmasını temenni ediyorum. STK’lar, dernek ve federasyon yöneticileri, öğrenci dernekleri ve cemaatlerin liderlerine bence bu konuda önemli görevler düşüyor. Bir de yanlış anlamayı önlemek için diaspora kelimesinin sözlük anlamını bir defa daha hatırlayalım: “Diaspora (Eski Yunanca: διασπορά – “diaspora”), çok uzun bir zamandan beri bir kavim, ulus veya inanç mensuplarının ana yurtlarından koparak başka yerlerde azınlık olarak yaşamaları. Sözcük hem kopma eylemini, hem de kopup azınlık olarak yaşayan kimseleri ifade eder.” Bu nedenle yukarıda kastettiğim kendi değerlerini oluşturma fikri ne asimilasyonu ne de entegrasyonu yeniden tarif etmek değildir. Konu artık asimilasyon ya da entegrasyon değildir, artık bir azınlık olarak Hollanda’da yaşadığı tartışma götürmez kesinlik kazanmış Türk toplumunun bir azınlık toplumu olarak kendi geleceğini tarif etmesi konusudur.

Neler yapılmalı?
• Bu düşünceyi paylaşan tüm guruplar, STK’lar “Türk diasporası nasıl oluşur?” teması etrafında bir dizi toplantılar düzenlemeli ve toplantılarda Türk diasporasının ortak değerleri üzerinde fikir birliği sağlamalıdırlar.
• Öncelikle katılanların ana hedef olarak Türk diasporası “ortak değerlerini oluşturma konusunda kayıtsız şartsız çalışabileceklerinin teminatı nasıl sağlanır’ meselesi halledilmelidir
• Ortak değerler tarif edilip üzerinde anlaşıldıktan sonra bu değerlerin nasıl ve ne şekilde toplumumuza yayılabileceğinin metotları üzerinde yoğun çalışmalara başlanmalıdır.
• Bu ortak değerlerin paylaşılmasına engel olabilecek tüm faktörler yani Türkiye’ye endeksli gurupların düşünceleri, Türkiye’deki siyasi partilerin bu konudaki tutumları, Hollanda dışındaki cemaat veya ideolojik kuruluşların liderlerinin Hollanda’daki üyelerine yapacakları telkin veya talimatların nasıl değerlendirileceği ve diaspora oluşumunun anlara nasıl anlatılacağı üzerinde de fikir birliği sağlanmalıdır.
• Bu süreç çok uzun olacağından süreci koordine edecek konuya hakim ve saygın bir koordinasyon komitesinin kurulması da kaçınılmazdır. Bu komitede sadece temsil yeteneği yerine nitelikli temsil yeteneği üzerinde anlaşma sağlanmalı ve de komitenin de işlev görebilir bir sayıda tutulması sağlanmalıdır. Ana komitenin mutlak alt çalışma gurupları olmalıdır.
• Bütün bu çalışmaların bir yol haritası yapılmalı ve de ayrıca Türkiye’den hangi akademik, özel veya resmi kurumların bu çalışmalara teknik ve akademik (siyasi, ideolojik veya dini değil) katkı yapabileceği ve işbirliği yolları da araştırılmalıdır.
Tam tatil öncesi yorucu ve gerçekleşmesi zorlu olan öneriler sundum ama gerçek diaspora istiyorsak mutlak ve mutlak bir yerden başlamalıyız. İlk başta da herkesin hem fikir olmasını ya da katılımını beklemek zorunda olmayalım.

Hepinize mübarek bir Ramazan Bayramı diler, tatilinizin sağlıklı, esenlikli geçmesini dilerim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *