Hollanda’ya kaç yaşında geldiniz ve nasıl bir eğitim aldınız?
Hollanda’ya tam 20 yaşında iken geldim. Türkiye’de ilk askerlik muayenesini olduktan sonra yurt dışına çıktım. Eğer biraz daha gecikseydim, Hollanda’ya gitme imkânım olmazdı.
Hollanda’ya ilk geldiğimizde aklımızda okumak diye bir fikir vardı. Fakat çevremdeki insanlarla konuşmalardan sonra bunun pek kolay olmadığı sonucuna vardım ve çalışma hayatına atıldım. Gözümün açılıp yeniden eğitim imkanlarını araştırmam birkaç yıl aldı. Biraz da dil öğrendikten sonra lise diplomasıyla Hollanda’da sosyal akademilere doğrudan girme imkânı olduğunu öğrendim. Bir arkadaşla (Mehmet Akbulut) Rotterdam Sosyal Akademisi’ne başladık ve orada Sosyal Hizmetler Bölümü’nü bitirdik. Sözünü ettiğim yıllar seksenli yılların ikinci yarısı.. Ben alanımda iş bulamayınca Amsterdam Vrije Universiteit’de Kültürel Antropoloji okumaya yöneldim. O zaman yabancı öğrenci sayısı son derece azdı. Ben söz konusu bölümü okurken, o zaman Hasan Yar da politikoloji okuyordu. Daha önceden başlamış olan arkadaşlığımız eğitim boyunca ve eğitimden sonra da devam etti.
1993 yılında bu üniversiteden mezun oldum. Okul sonrası dönemde sürekli bir iş bulmam mümkün olmadı. Birçok projede ve kısa süreli işlerde çalıştım. Özellikle araştırmacı olarak. 1996 yılında Erasmus Üniversitesi’nde Anton Zijderveld yanında doktoraya başladım, 2000 yılında savunmamı yaparak dr. ünvanını aldım. Fakat iş yaşamında bunun bana pek faydası olmadı. Bilakis benden daha düşük eğitimli insanlar tercih ediliyordu. Aynı işi daha düşük seviyede insanlara daha az paraya yaptırıyorlardı. 2005 yılına kadar istikrarsız bir şekilde, bir projeden diğerine koştum.
Türkiye’ye dönme kararını nasıl aldınız? Kesin dönüş kararı verirken iç dünyanızda neler yaşıyordunuz?
Türkiye’ye dönme kararım 2004 yılı içinde şekillendi. Daha önce böyle bir fikir aklımın ucundan bile geçmiyordu. Hatta bu kararı alınca pek çok arkadaş buna bir anlam veremedi. Çünkü ben yıllarca Türklerin Hollanda’da kalıcı olduğunu ve buna göre burada yatırımlar yapması gerektiğini savunuyordum.
Hatırlarsanız 2004 yılında geri dönüş konusunda yoğun tartışmalar yaşandı. Liberal partili bir bakan geri dönüş yasasını kaldırmak istedi. Bunun üzerine kendi ülkesine dönmek isteyen göçmenler yoğun bir şekilde başvurularda bulundu. Yasa kalkmadan bu imkândan yararlanmak istiyorlardı. Bu tartışmalar içinde ben de, hiç düşünmediğim bir konuyu ailede ve çevremde tartışmaya başladık. Sonuç olarak dönüş kararı aldık ve o sene başvurumu yaptım. Benim geri dönüş kararımda birkaç etken etkili oldu. Hollanda’da anti-İslami ve anti-çokkültürlü toplumsal atmosfer ilk başta geliyor. Hollanda’da çokkültürlü bir toplum yaratma ideali, 2000 yılından sonra terk edildi. Irkçı ve aşırı sağda önemli gelişmeler oldu. Buna tepki olarak iki siyasal nitelikli cinayet yaşandı.
İkinci etken, iş yaşamımla ilgiliydi. 2 yüksek okul ya da üniversite okumuş, hatta doktora yapmış bir kişi olarak sürekli bir iş bulamıyordum. Yaşım 40’ın üzerindeydi. Bu yaşlardan sonra Hollanda’da insanların iş bulma şansı azalıyor. Benim konumum, ilginç bir vakıadır. Şu açıdan: “Hollanda’da imkanlar vardır ve bu imkanlardan yararlanan kişiler başarılı bir şekilde entegre olur” şeklinde bir propaganda vardı. Ben bu propagandanın temelsiz olduğunu şahıs olarak yaşayarak gördüm. Siz ne kadar göçmen olarak gayret sarf ederseniz sarf edin, toplum ve kurumlar size açık olmadığı sürece entegrasyon başarılı olmaz. Hollanda, entegrasyonun başarısızlığının faturasını göçmenlere çıkartmıştır.
Üçüncü olarak çocuklar hızla büyüyordu ve istikrarsız Hollanda pek gelecek vaat etmiyordu. Bir an önce çocuklarımın Türkiye’ye gitmesini ve orada eğitimlerine devam etmesini istiyordum.
Bu faktörler itici faktörlerdi. Bunun bir de öteki yüzü var. Türkiye’de de 2000li yıllarda önemli ve positif gelişmeler oldu. Bunlardan biri devlet ve vakıf üniversitelerinin yaygınlaşması ve nitelikli akademik personele duyulan ihtiyaçtır. Ben bu alanda bana iş olduğunu düşünerek Türkiye’ye bu zaman aralığında dönmenin yerinde bir karar olacağını düşündüm.
Giderken tüm gemileri yaktınız mı?
Yerleştiğiniz ülkede başarılı olmak istiyorsanız tüm gemileri yakmalısınız. Ya değilse insan hayatında farklı kuvvetlerin etkili olması istikrarsızlığa neden oluyor. Biliyorsunuz, bu istikrarsızlığı birinci kuşak tüm vahametiyle yaşamıştır. Bu anlamda ben giderken bir daha Hollanda’ya dönmemek üzere gittim. Şüphesiz bu Hollanda’ya başka amaçlarla gelip gitmeyeceğim anlamına gelmiyor. Döndükten sonra birçok kez geldim. Çocuklarım zaman zaman gelip gidiyorlar. Burada yaşanmış 30 yıla yakın bir zaman var, arkadaşlarınız var. Tüm bunları bir tarafa itmeniz kolay değil. Hollanda arkaplanı bizi hala meşgul ediyor. Zaman zaman konuşmalarımızda atıflar yapıyoruz, bazen rüyalarımı Hollanda’da yaşıyor gibi görüyorum.
Ne umdunuz, ne buldunuz Türkiye’de?
Bir kere şunu hemen söylemeliyim. Türkiye size “hoş geldin, ne iyi ettin de geldin” demiyor. Bilakis çok kişi “neden geldin?” diye soruyor. Sizin yaşadığınız süreci yaşamamış insanlara bazı şeyleri anlatmanız da kolay değil. Ben Türkiye’de düzenli bir iş ve aile hayatı bekliyordum. Bunu geçen 5 yıl içinde kurduğumu düşünüyorum. Ama bu kolay olmadı. İlk 1,5 yıl istikrarsız bir uyum süreci yaşadık Ankara’da. Bir yandan benim iş bulamamam, diğer yandan çocukların okul yaşamına uyum sağlayamamaları bizi strese soktu. Zaman zaman acaba yanlışlık mı yaptık şeklinde sorular kafamızda belirdi. Burada tanıdığımız dostlar ve arkadaşlar fazla yardımcı olamadılar. Özellikle iş konusunda sıkıntılar çektim. İş olmadığı için değil, etkili bir çevreniz olmadığı için iş alamıyorsunuz Türkiye’de. İşin doğrusu, Türkiye’de sizin hangi bilgi ve becerilere sahip olduğunuz ikincil bir mesele. Önemli olan sizin politik olarak nerede durduğunuz. Benim döndüğümde Ahmet Necdet’in atadığı rektörler iş başındaydı. Pek çok üniversiteyle görüşmelerim oldu, ama hiç biri malum politik tercihlerim nedeniyle göreve almadı. Türkiye’de iş olanaklarının paylaşılması politik bir süreçtir. Bu özellikle üniversitelerde böyledir. Aradan 1,5 yıl geçtikten sonra üniversitede görev aldım. Bu arada çocuklarda okul yaşamına uyum sağladılar.
Uyum siz veya aileniz için zor oldu mu?
Ben ve eşim yeniden uyum yaşadık Türkiye’ye. Ama çocuklar adeta sıfırdan başladılar ve onlar için kolay olmadı. Türkiye’ye gelirken çok istekli oldukları halde Türkiye imajları ilk altı ay içinde değişti. Birden Hollanda onlar için önemli hale geldi. Arkadaşlar önem kazandı. Sanırım, göçmen kökenli çocukların böyle bir tecrübe yaşamaları Hollanda’da daha başarılı olmalarını sağlayabilir. Yani şu Faslı milletvekili Üsame Şeribi’nin Faslı çocukları çöle gönderme projesi hiç de yabana atılmaması geren bir fikir.
‘Burada işler sizin bildiğiniz gibi yürümez’ türünden dışlanmışlıkla karşılaştınız mı?
Tabi ki. Özellikle resmi kurumlar –devlet kurumları, okullar, belediye, polis vs.- yabancı ülkelerden gelip Türkiye’ye yerleşen Türklere sıcak bakmıyor. Biraz kıskançlık, biraz da yetkiyi kötüye kullanma birleşince hızla ayrımcılığa dönüşüyor. Memurların küstah tavırları yeterince itici olabiliyor ve sizde acaba bana ayrımcılık mı yapıyorlar duygusunu harekete geçirmeye yetiyor.
Türkiye’nin en çok nesini beğeniyorsunuz?
Türkiye’de şikâyet ettiğimiz konuları bir tarafa bırakırsak bu ülke hakikaten çok güzel ama pek çok insan bu güzelliğin farkında değil ve güzelliklerimizi hoyratça kullanıyoruz. Köşeyi dönme kültürü ahlaki yaşamı felç ediyor. Kısır politik tartışmalar Türkiye’nin önünü tıkıyor.
Büyük kentleri bir tarafa bırakırsak stressiz bir yaşam beni en fazla mutlu eden şeylerden biri. Birkaç arkadaşla bir çay bahçesinde oturup derinlikli sohbetler yapmak insana büyük bir haz verebiliyor. Kanaatkârlığı ve eski kültürü temsil eden bir insanla karşılaşmanız, modern kültürün insanı insanlığından çıkaran yönünü size hemen fark ettiriyor. Daha nice küçük şeyler bu ülkede beni mutlu etmeye yetiyor…
Hollanda’nın sizin düşünüş, olaylarınıza bakışınızda katkısı nedir?
Hollanda çok organize bir toplum. Bu yönüyle Türkiye’yi biraz düzensiz ve hatta kaotik görüyorum. Hollanda’nın etkisini birçok şeyde görüyorum. Benim için bir kıyas imkanı oluyor. Bazen eleştirel olmamı sağlıyor, bazen de anakronik olmama yol açıyor. Bu noktada dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye’ye ilk geldiğim günlerde ajanda kullanıyordum ve kullanmayanları eleştiriyordum. Şimdi ben de ajanda kullanmıyorum. Hollanda’da cep telefonu kullanmıyordum. Buraya gelince bunun bir gereklilik olduğunu kavradım. İlginç olaylar yaşıyorum. İki ülkede yaşıyorum gibi hissediyorum kendimi.
Hollanda deyince aklınıza neler geliyor, özledikleriniz ve hiç özlemeyecekleriniz neler var?
Hollandalıların yabancılara bakışı ve onlar hakkındaki tartışmaları artık beni rahatsız etmiyor. Bu yönüyle Hollanda’yı olumsuz olarak hatırlıyorum. Şu an Wilders’in parladığı bir dönemde sizleri iyi günler beklemiyor. Sizin adınıza üzülüyorum.
Öte taraftan Hollanda bana akademik bir formasyon, verimli bir çalışma ve düşünme becerisi sağladı. En azından aldığım eğitimlere borçluyum bunları. Hollanda’nın elindeki akademik imkânları kıskanıyorum. Burada elimdeki kaynaklar kısıtlı, ama her şeye rağmen üretmeye devam ediyorum. Hollanda’daki dostlarımı ve arkadaşlarımı özlüyorum. Onlarla geçirdiğimiz zamanı hatırlıyorum.
Hollanda’daki gündemi takip ediyor musunuz?
İlk geldiğimiz günlerde ve aylarda Hollanda’yı daha sıkı takip ediyordum. Doğuş Gazetesi’ndeki köşemde de epey bir süre yazdım. Hatta sevgili yönetmenim Zeynel Abidin Kılıç’ın söylediğine göre pek çok Doğuş okuyucusu beni Hollanda’da zannediyormuş. Ama zamanla burada odaklandığım işler beni Hollanda’dan kopardı. Şimdi Jan Beerenhout’ın bana gönderdiği maillerle neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. En son öğrendiğime göre Rotterdam İslam Üniversitesi tanınmış. Yine son habere göre seçimlerde aşırı sağa doğru bir kayma oldu.
Ben 11 eylül sonrası Hollanda’da oluşan havayı bir konjünktür mü yoksa yapısal bir durum mu diye bir yazımda sorgulamıştım. Konjünktür dediğimiz şey bir veya birkaç yıllık bir süre olabilir en fazla. Oysa bugün gelinen noktada Wilders’in başarısı, 11 eylül konjünktürünün yapısallaştığını gösteriyor. Aşırı sağcılaşma, Fortuyn ile başlamıştı ve halen bu süreç devam ediyor.
Yine bana son gelen maillerden Türk örgütleri başta olmak üzere birçok Arap ve göçmen örgüt İsrail’i kınamak için bir yürüyüş tertip ettiler. Bu çok uzun zamandan sonra galiba ilk kez gerçekleşen örgütsel bir dayanışma. Ben göçmenlerin bu örgütsel birliği ve dayanışmayı, aşırı sağcılaşan bir ortama tepki olarak değerlendiriyorum. Bu kaçınılmaz bir şey. Keşke olumsuz gelişmeler karşısında birleşmek yerine olumlu işler yapmak için de bir araya gelmeyi öğrenebilsek. Azınlık çıkarlarının göçmenleri daha fazla dayanışma içine sokacağına inanıyorum. Bu süreçte Türklere başarı dileklerimi ve selamları gönderiyorum.

