Türk Diasporası hep olayların arkasından mı koşacak?

Son günlerde parlamentoda PvdA Partisi’nde olan olaylar ve Sosyal İşler Bakanı Asscher’in bu olaylara yol açan girişimleri gösterdi ki; Türk Diasporası yine cevap yetiştirme, savunma durumunda kalmış. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi bizler biraz daha erken hazırlanıp gelen işaretleri, tehlikeleri iyi değerlendirip muhtemel saldırılara karşı aktif davranmalıyız. PvdA iki Türk kökenli milletvekilini meclis gurubundan ihraç etti diye bir basın bildirisi verme yarışı başladı.

Şimdilik iki milletvekilinin ihracı konusunu bir sonraki yazıma bırakıyorum. Bakan Asscher’in Müslüman Türk kuruluşlarını hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın kontrol etmeye kalkması üzerinde duracağım.
Öncelikle bu sömürge valisi gibi davranma tarzlarını yadırgamadığımı söylemeliyim. Nedeni ise son yıllarda Hollanda hükümetinin burada Türkiye’den gelen toplumun uluslararası anlaşmalara dayalı haklarını çiğneme konusunda Avrupa Adalet Divanı’nda dahi defalarca haksız bulunup tenkit edilmesine rağmen inatla ısrarcı olması ve “ben hak hukuk tanımam” diyerek Avrupa Adalet Divanı kararlarını uygulamakta kasıtlı olarak ayak diremesidir. Hal böyle iken 4 büyük Müslüman Türk kuruluşunu düzmece bir anketi gerekçe göstererek keyfi bir “kontrol” mekanizmasına tabi tutmaya kalkmasını ve de ısrar etmesini garip karşılamamak gerekir çünkü “dervişin fikri neyse zikri de odur”.

Bu gelişmeler epey zamandır olurken maalesef Türk Diasporası başına gelecekleri iyi tahmin edememiş ve de gerekli hazırlıkları yapamamıştır. Bu olaydan iyi dersler çıkarmanın zamanı geldi geçiyor. Şu noktaları çok iyi irdeleyip kendi aramızda ortak tutum oluşturmalıyız;

• Türk toplumunun bireylerinin uyumu hiç kimsenin tekelinde değildir!

• Uyum sürecinin ölçme aleti sadece Bakanın tekelinde değildir.

• Kendi amacına uygun sonuç gösteren düzmece anketler ile çamur atmaya kalkanları yaptıklarını savunmaya zorlamalıyız.

• Hollanda’da hiçbir vakıf, dernek veya federasyon kanunların ve hukukun üstünde değildir. O nedenle şayet Müslüman Türk toplumunun herhangi bir kuruluşu hukuk veya kanunlar dışına çıkarsa hükümetin veya sorumlu bakanın yapacağı iş savcının araştırma yapmasını istemektir.

• Savcı da araştırmasının sonuçları hakime gitmeyi gerektiriyorsa olayı mahkemeye taşır ve hakim ne hükmederse o olur. Gerçek hukuk devleti adalet içinde ancak böyle çalışır.

Olayın tartışması tabii ki kendi aramızda yapılmalı ve eksiklerimizi cesaretle birbirimize söylemeliyiz. Ancak bu tartışmaların amacı toplumumuzu daha iyi bir geleceğe götürmeyi hedefler şekilde olmalı yoksa dövmek için bahane aramaya dönmemelidir.

Gençler arasında işsizlik ortalamanın üstünde iken, ekonomik şartlar ağırlaşırken, toplumsal ve de kurumsal ayrımcılık artarken bütün kabahati Müslüman Türk toplumun üstüne atmak gibi bir gaddarlık ve haksızlık kabul edilemez.

Şayet kastedilen toplum gerçekten kimse ile temas etmezse, diyaloğa arkasını dönerse, Hollandalı’larla hiç temas etmezse o da önce bizim toplumun sorunu olmalıdır. Müslüman Türk gençlerinin gözlerinin Türkiye’ye yönelmesi, Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu büyük ekonomik gelişme ivmesi ve de dünyadaki birçok milletin gençleri için cazip hale gelmesindendir. Bunu niye “kötü”bir şey olarak algılayalım ki?
Bu arada istisnai olarak kendini radikal düşüncelere ve safsatalara kaptırmış sınırlı sayıda gençlerin Suriye’ye gitmeye kalkmalarını gerekçe göstererek 500 bine yaklaşan bir topluluğun yüzde seksenini töhmet altında bırakmak ayıptan öte büyük bir terbiyesizlik ve de ırkçılıktır.

Artık kendimize çeki düzen vermenin ve meselelere sahip çıkmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Yine tekrarlıyorum, toplumumuzun aklı erenleri sorumluluklarını alarak insanımızı ortak hedefler etrafında tartışarak doğru yolu bulmaya yönlerdirmeli ve haklarımızın çiğnenmesine karşı birlikte hareket etmeye yönlendirmelidir.

İşte ortak vizyon oluşturmak budur.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *