Türkiye modeli nasıl olmalı?

Yurtdışında gazetecilik yapan Türkler’in yaşam tarzları ve gazetecilikteki konumları çok farklıdır. Şahsen ben, tam 49 yıldır gazetecilik yaptığım Hollanda’da farklı bir işlev yapmaktayım.

Zira, gazeteci ‘taraf’ olmamalıdır. Ama ne var ki, ben ve benim gibi diğer meslektaşlarım da ‘taraf’ olmak mecburiyetindeyiz. Bizim tarafımız Türk tarafı’dır.

Dikkat ediniz, Türkiye tarafı değil, Tük tarafı diyorum.

Türkiye tarafı olsaydık, yaşadığımız ve tabiyetini de taşıdığımız ülkeler ile sürtüşme halinde olurduk. Türkiye’yi bizden başka savunacak merciler olduğu için, biz Türkiye’yi savunma Donkişotluğu’na soyunamayız.

Ama biz (yurtdışındaki Türk gazetecileri) buradaki Türk vatandaşlarını veya Türk kökenlileri savunma ve hatta koruma görevini üstlenmişizdir.
49 yıl önce ne yaptıysak, bugün de onu yapmak durumundayız.

49 yıl önce, çaresizlik içinde olan yurttaşlarımıza ombudsmanlık yapmaya başlamıştık.
Yurttaşlarımızın sorunlarını sadece yazmıyorduk. Yurttaşın sorunlu olduğu kuruluş veya kişilerin peşine düşüyor ve çözüm yolları arıyorduk.
Ben şahsen bugün de aynı yöntem ile çalışıyorum. Bu nedenle sadece burada yaşayan yurttaşlarımızı kapsayan bir çalışma içindeyim.

Türkiye’deki siyasi gelişmelere hemen hemen değinmedim. Arada bir Türkiye ile bağlantılı siyasi yazılar yazdıysam, bu yazılar da sonuçta buradaki yurttaşlarımızın sorunlarını içeren yazılar olmuştur.

Türkiye’mizde son yıllarda “Demokratik açılım” veya “Kürt açılımı” başlıklı bir konu tartışılmaktadır. Böyle bir tartışmaya “taraf” olarak katılma ihtiyacı hissetmiyorum. Ama, 49 yıldır yaşadığım demokrat Hollanda’da gördüğüm ve öğrendiğim bazı gerçekleri de yazarak, Türkiye’deki yöneticilerimize mesajlar vermek istedim.

Bizim “Anavatan” dediğimiz ülkemizi yönetenlere, nedense “baba” diyoruz.
Yani “Devlet baba”. Ne var ki, devletimizin bize babalık yaptığını hiç hissetmemişizdir.
Hollandalılar ülkelerine bizim gibi “Anavatan” demezler. “Babavatan” derler. Demek ki sonuçta bir yerde birleşiyoruz. Biz de babaya bel bağlıyoruz, Hollandalılar da…

Şimdi size “Devlet baba” olmanın güzel bir örneğini sunacağım. Bunu daha önce de yazmıştım
Hollanda devleti, esareti altında olan Endonezya’ya 27 Aralık 1949’da bağımsızlıklarını verirken, orada kendilerini Endonezyalı’dan ayrı tutan Molukalılar, kendi bölgelerinde ayrı bir devlet olarak yaşamak istediklerini belirtmişler ve Hollanda’dan bu ayrımı yapmalarını istemişlerdi.

Molukalılar zaten bir kanton bölgede yaşıyordular. Ne var ki, Hollanda hükümeti o zaman Molukalılar´ın isteklerine kulak tıkamış ve Endonezya’yı bir bütün olarak kabul edip o zamanki Sukarno yönetimine bırakmıştı.

Kanton Molukalılar’ın Dışişleri Bakanı Chris Soumokil idi (3 Mayıs 1950’de Molukalılar´ın Cumhurbaşkanı oldu). J.A. Manusama ise Eğitim Bakanı idi. (2 ay sonra o da Savunma Bakanı oldu).

Endonezya genelinde karmaşık ve bir iç savaş durumu vardı. 1951 yılında 4000 Molukalı askerin 12.500 kişilik aile grubu Hollanda’ya geçici olarak göç etmişti. Bu Molukalılar burada kurulan kamplardaki barakalarda yaşamaya başlamışlardı.

2 Aralık 1963’te Soumokil tutuklandı ve hapse atıldı. 11 Mart 1966’da Sukarno’nun yerine Suharto Cumhurbaşkanı oldu. Bir ay sonra da, yani 12 Nisan 1966’da Molukalılar´ın Cumhurbaşkanı olan hapisteki Soumokil idam edildi. İşte ondan sonra Manusama Hollanda’da sürgünde Güney Moluka Devletini kurdu ve kendini Cumhurbaşkanı ilan etti.

Geçmişteki haklarını almak için Hollanda’dan talepte bulunan Güney Molukalılar, Hollanda hükümetinin bu konuda duyarsız davranması üzerine Hollanda’da terör eylemlerine başladılar. 2 Aralık 1975 günü, Groningen şehri ile Zwolle arasında çalışan bir yolcu trenini Wijster otlağının ortasında durduran genç Molukalı teröristler, Hollanda’yı tam 21 gün heyecan içinde bıraktılar. Bu arada bir ilkokul da bir grup Molukalı tarafından basılmış öğrenciler ile öğretmenler rehin alınmıştı.

Ben o zaman Hürriyet gazetesine ve TRT´ye çalışıyordum. Okuldakileri rehine tutanlara gönderilen yemeklerin içine ishal ilacı konmuştu. Yemeği yiyen herkes aşırı ishal olunca polis teröristleri yakalamayı başardı. Trendeki eylem sürdüğü için, ishal ilacı konusu gizli tutuldu. Hollanda medyası bu konuda tek satır bile yazmadı. Haliyle halkın da bundan haberi yoktu. Ben de bu ishal ilacı haberini almıştım. Eh, nasıl olsa burada kimse okumaz diye bu haberi Hürriyet’e verdim. Haber Hürriyet’te yayınlanınca, dünya medyası Hürriyet’i kaynak göstererek bu haberi yaydı.

Treni kaçıranlar silahlıydı. Yolculara bir zarar verilmemesi için büyük sabır gösteriliyordu. Ama eylemin 21’inci günü sabah erken saatlerde düzenlenen uçaklı, helikopterli ve zırhlı araçlı bir operasyonla teröristlerin beşi de öldürüldü.

Hollanda halkı adeta bayram yapıyordu. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? O zaman Hollanda Başbakanı olan Joop Den Uyl sabah saat 09.00’da televizyon ekranlarından halka hitabetti. Ne dedi Den Uyl biliyor musunuz?

Sakın ha, aklınıza “Kanları yerde kalmaz” gibi laflar getirmeyin. Başbakan Den Uyl şöyle dedi: “21 gün süren bu eylem sonunda hükümetimiz mağlup olmuştur. Mağlup olmuştur, çünkü 5 evladımızı kaybettik. Bu eyleme kayıpsız son verebilseydik başarılı sayardık.”

İşte böyle sevgili okurlarım. “Devlet baba” dediğin, böyle konuşmalıydı. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Tam 10 yıl Molukalılar’dan ses çıkmadı. Ancak tam 10 yıl sonra 1975’te öldürülen o 5 genç mezarlarının başında bir grup tarafından anıldı. Yani devlet baba şefkati teröristleri ve yandaşlarını bu şekilde durdurmuş oldu..

Bizim, yani Türkiye’nin başına musallat olan teröristler ile, Molukalı teröristler mukayese edilir mi?’ diye bir tartışma yapılabilir. Önemli olan genel yaklaşımdır. Bizde maalesef böyle bir yaklaşım, vatan hainliği ile eşdeğer sayılabilir.

Tabii ki bireyler devleti temsil edemezler. Bireylerin yaptıkları yanlışlıklar devlete mal edilemez. Ama alın size başka bir örnek:

35 yıl kadar önce Mersin’de tatil yapıyordum. Elinizin artığı bizim orada bir motel, plaj ve gazinomuz vardı. Gazinoda yemek yenirdi ve dans edilirdi. Bir Pazar matinesine Mersin Valisi ve Emniyet Müdürü eşleriyle gelmişlerdi. Deniz kenarında bir masada oturuyorduk. Program öncesi sahneye Nina adlı sevimli bir kız çıtı. Nina Mersin’in Hıristiyan eşrafından ünlü bir ailenin kızıydı.

Nina bize şarkılar söyledi durdu. İtalyanca söyledi. İbranice söyledi ve hatta Yunanca söyledi. Ama Nina Arapça bir şarkıya başladığı zaman, masamızda bulunan Emniyet Müdürü Reşat Akkaya ( Sonra Ordu’ya Vali oldu) arkada duran polislere emir verdi: “İndirin şu kızı sahneden, burası Arabistan mı?” diye bağırdı.

O zaman ben müdahale ettim. “Ne oluyoruz yahu” dedim. “Kız İtalyanca söyledi, İbranice söyledi, Yunanca söyledi. Burası İtalya, İsrail ve Yunanistan olmadığı gibi Arabistan da olmaz” diye ekledim. O zaman Vali de beni destekler mahiyette baş sallayınca Nina sahneden indirilmedi.

İşte, Türkiye’mizde bireyler de olsa, bazı yöneticilerimizin yaklaşımı böyle. Böyle olunca da devlet baba ile evlatlarının arası açılıyor.
Anadolu topraklarında, devlet babayı temsil eden bazı bireylerin ne gibi çirkinlikler yaptığını yazan ve anlatan çok olmuştur. Ben isterseniz yine kısaca bir örnek vereyim.

Mersin’de İçişleri Bakanlığı mensuplarının yararlandığı tatil sitesi bizim motelin yanındadır. Yine 30 yıl önce bu tesise uğramıştım. Pek çok emekli vali ve kaymakam ile bir masada sohbet ediyorduk. Konu, doğuda yaşayan insanlarımıza yapıldığı iddia edilen ayrımcılıktı.

İsmini veremeyeceğim bir vali şunları anlattı: “Doğu’da kaymakamlık yapıyordum. Bir gün pencereden dışarı baktığım zaman muhtarın jandarmalar tarafından götürülmekte olduğunu gördüm. Pencereyi açıp dışarı seslendim ve kendilerini çağırdım. “Hayırdır muhtar” dedim. “Hayırdır bey. Ben size kaç defa geldim sayın kaymakamım. Okul istedik “Para yok” dediniz. Çok şey istedik “para yok” dediniz. Benim evime geldiler,”Vergi borcun var” dediler. Ben de “para yok” deyince beni hapse götürüyorlar. Koskoca devlette para yoksa bende nasıl para olsun sayın kaymakamım” diyen muhtarı zor kurtardım.”
İşe bu da bir yaklaşım.

Türkiye modeli nasıl olmalı derken, önce yukarıda dile getirdiklerimin düzeltilmesi lâzım.
Türkiye için hayırlısı olur inşallah!!!




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *