Tedbir alarak, ihtiyatlı bir iyimserlikle yola devam…


Kemal Şahin

2009 yılı dünya çapında; hem siyasiler hem iş dünyası hem de çalışanlar, kısaca ekonomide aktör olan herkes için çok derin bir krizin yaşandığı yıl oldu. Hükümetler değişik paketlerle bu krizi derinleştirmemek için mücadele etti. Almanya özellikle otomobil sektörünü destekleyerek, üretimin ve tüketimin sürmesini sağladı. ABD büyük paketler açtı; bankalara trilyonlarca para aktardı.

Böylece 2009 yılında krizin, korkulan kadar büyük olacağı yönündeki düşünceler biraz da olsa hafifledi.

Avrupa’da beklenen oranda büyük ve köklü bir işsizlik olmadı. Bazı ülkeler hariç, nispeten Avrupa ve Amerika krizi atlatabildi.

2009 yılında özellikle Çin olağanüstü bir paketle, iç piyasayı destekleyerek ekonomisinin büyümesini sürdürebildi. Hindistan da aynı şekilde… Dolayısıyla bu ülkelerden krizin teğet geçtiğini söyleyebiliriz.

Dünya dış ticareti ciddi anlamda daraldı. İthalat – ihracat, turiz de dünya çapında küçüldü. Bu gelişmelerle birlikte 2010 yılına geldik. 2009′un ikinci yarısından itibaren, çok cüzi ve cılız da olsa oluşan taleplerle ekonomiler biraz toparlanmaya başladı. Dolayısıyla 2010′a girerken krizin dibinin görüldüğü ve iyileşme sürecinin başladığı yönünde, dünya piyasalarında bir kanaat oluşmaya başladı. İyileşme süreci çok yavaş olacaktır. Bu nedenle, ciddi ve hızlı bir iy i leşmenin, özellikle de istihdam açısından, beklenmemesi gerektiği kanaatindeyim.

Hatta bazı ekonomistlere göre kriz ikinci bir dip de yapabilir.

Bankalar faiz artırımına geçer ve devlet destekleri bir anda çekilirse, bir taraftan enflasyon ve bir taraftan da ekonominin cılız kalmış olması düşünüldüğünde, mali krizin 2. bir diple tekrar ortaya çıkabileceği tehdidini unutmamak gerekir.

Krizin bıraktığı en derin iz: Devlet bütçelerindeki açıklar.

Bence krizin en zor dönemi 2008′in sonu ve 2009′un başıydı.

O zor dönemden uzaklaşıyoruz.
Hükümetler ve firmalar kendileri açısından gerekli tedbirleri aldı. Özellikle mali piyasalara çeki düzen verildi. IMF dünya çapında güçlendirildi. Krize karşı bir bağışıklık oluştu. Bu nedenle çok da karamsar olmamak gerektiğini düşünüyorum.

Ancak 2008 ve 2009 yılında devlet bütçeleri çok hırpalandı.
Devletlerin, vatandaşların geliri azaldı ve dolayısıyla da piyasalarda alım gücü çok çok küçüldü.

Devlet yardımları nedeniyle bütçeler açıldı.

Amerika, Yunanistan bütçe, Baltık Cumhuriyetleri, İzlanda ve İspanya gibi ülkelerin bütçelerinde büyük açıklar var. Bu açıkların da kısa ya da uzun vadeli olarak ciddi sorunlar yaratacağını varsaymak lazım. Bana göre zaten krizin bıraktığı en derin iz de, devlet bütçelerinde oluşan açıklardır. Bunlar, bir iki yıl gibi kısa zamanda kapanmayacak kadar büyük açıklardır.

Dolayısıyla ekonomi üzerinde gelecekte; vergilerin artırılması ve kemer sıkma gibi tehditleri mevcuttur.
Tüm bunları üst üste koyarsak bu krizden çıkmak birkaç yılımızı alacak.

2008 yılı öncesine dönmemiz, 2010 yılında olmayacak. Ancak, 2011 ya da 2012 yılında dünya ekonomisinin 2007 yılındaki seviyesine gelebileceğini düşünüyorum.

İstihdam açısından da önümüzdeki yıllarda köklü bir iyileşme olmayacağını bilmek lazım. Ekonomik büyüme olacaktır ama bu küçük bir oranda yaşanacaktır.

Tedbirli bir iyimserlik ve çalışma ile birlikte, daha ölçülü masraflarla yola devam etmek lazım. İş dünyası açısından baktığımda da çok karamsar olmak için de, çok iyimser olmak için de neden yok diye düşünüyorum.

Tedbir alarak, ihtiyatlı bir iyimserlik içinde yola devam etmeliyiz.