Minareler kentin mimari zenginlikleridir


Veyis Güngör

Veyis Gungorİsviçre’de minare yasağı devam ederken, bugün Amsterdam’ın Osdorp semtinde minare açılışı töreni yapıldı. Nizami Alem Federasonuna ait olan Süleymaniye Camii’nin çifte minaresi var. Üç tarafı beş on katlı binalarla çevrilmiş caminin. Yol üstüne yer alan bu cami, her haliyle İslam’ın ve müslümanların somut bir sembolü olarak duruyor.

Çifte minare açılışına başta Osdorp Belediye başkanı bayan Marjo Teuling olmak üzere çeşitli yönetciler, minareyi yapan inşaat şirketi temsilcileri, Türkiye’den Büyük Birlik Partisi genel başkanı Yalçın Topcu ve çok sayıda temsilci ve vatandaş katıldı.

Yapılan konuşmaları dikkatle izledim. Konuşmaların baştan sona içerdiği mesaj, Süleymaniye Camii minarelerinin Amsterdam’ın Osdorp semtine bir zenginlik kattığı yönündeydi. Demek ki her şeyde olduğu gibi, Avrupa’daki minare meselesinde de, önemli olan, olaya nereden ve nasıl baktığınızdır. Minarelerin şehir mimarisine zenginlik kattığı düşüncesinden bakarsanız, açılışta olduğu gibi minarelerin kentin güzelleştiriğini görürsünüz, hissedersiniz ve böyle düşünmeye başlarsanız. Yok İsviçre Adalet Bakanının olaya baktığı gibi, minare yasağı referandumu aslında radikal islama karşı yapılmıştır. Dolayısiyle, sanki camilerin minarelerinin radikal islamı temsil ediyor gafletinde ve cehaletinde bulunabilirsiniz.

Her iki örnekten, yani İsviçre’deki minare yaşağından ve Amsterdam’daki minare açılışındaki mesajdan hareketle Avrupa’da yaşayan müslümanların gelişmelerden kendilerine ders çıkartmaları gerekmektedir.

Her şeyden önce İsviçre örneği ve Avrupa ülkelerinin bir çoğunda yönetimlere hakim olan zihniyetin temsil ettiği düşünce, ne yazıkki, çoğulculuk yerine tek kültürlülüktür. Bunu siyasetciler ‘müslümanlar Avrupa ülkelerinde yaşıyorlarsa, yasalarımızı kabul etmeleri, aksi takdirde ülkelerine geri dönmeleri’ gerekmektedir şeklinde ortaya koymaktalar. Kabul edelimki bu tür düşünceye sahip olanların sayısı Avrupa’da her geçen gün artmaktadır. Bu grupta yer alanlar Avrupa kökenli olmayanlara hor bakmaktalar, özellikle müslümanların ve islamın Avrupa için bir tehdit oluştuduğunu savunmaktalar.

Buna karşılık, genellikle sol düşünürler ve sosyalistler, yeşiller, bazı liberaller veya bazı inançlı demokratlar farklılıkların Avrupa için bir zenginlik olduğunu ve inanç özgürlüğünü savunmaktalar. Avrupa’da insanların din, ırk, dil, kültür, yaşam biçimi gözeltilmeksizin birlikte yaşayabilmelerini, hiç bir şekilde ayırım yapılmamasını savunmaktalar.

Batı’da genel anlamda mücadele, tartışma ve kavga bui ki görüş arasında cereyan etmekte ve bundan böylede edecektir. Daha farklı bir ifadeyle; Batı düşüncesi bugün felfesi anlamda çok önemli bir sınavla karşı karşıyadır. Bu sınavda ya çok kültürlülüğü savunanlar kazanacak ve demokrasi, insan hakları ve çoğulculuk hakim unsur olacak. Ya da bunun tam tersi, Avrupa merkezcilik öne çıkacak ve çatışma, ayrışma, ötekileştirme, horlama hakim unsur olacak.

Göçmenler, ya da müslümanlar bu mücadelenin neresinde yer alacağız? Elbette ikinci grupta, yani çoğulculuğu savunanların yanında yer alacağız. Bu gruplarla ortak çalışmalar yapacağız. Çalışmalarımızda inancımız, kültürümüz ve değerlerimiz hakkında ikinci grubun üyelerini donatacağız. Onlara neler düşündüğümüzü anlatacağız. Amsterdam’daki minare açılışı töreninde olduğu gibi Hollandalı ve Avrupalı dostlarımız, minarelerin kentin mimari zenginlikleri olduğunu söyleyecekler. İyi diyalog ve ilişki kurduğumuz takdirde bu davranışı sergileyecek yeterli Avrupalı düşünür, siyasetcı, yazar ve gazeteci olduğuna inanmaktayım.

Kaldıki, İsviçre’deki referandum bize bir gerçeği gostermiştir. Minare yasağına evet diyenlerin çoğunluğu müslümanların bulunmakdıkları köyler ve kasabalardandır.  Hayır diyenlerin çoğunluğunu ise müslümanların yaşadıkları büyük kentler oluşturmuştur. Bu tablo bize çok açık bir şekilde şunu göstermektedir. İslam ve müslümanlarla tanışmayan Avrupalılar daha kolay korku propogandalarından etkilenmekteler.

O zaman, müslüman bireylere ve sivil toplum örgütlerine düşen görev çok açık ve net bir şekilde ortadadır. İçinde yaşadığımız ülekenin sağduyulu insanlarıyle, kurum ve kuruluşlarıyla daha çok ortaklıklar yapmak, iletişim kurmak, işbirliği ve birlikte çalışmalar yapmak ve kamuoyunu etkileyecek yeni projeler üretmektir.