3 Mart belediye seçimleri sonuçlarını bir çok Hollandalı gibi ben de merakla izledim. Öncelikle ifade etmem gerekirki, seçimler öncesi mevcut kabinenin dağılışı Hollanda siyaseti açısından talihsiz bir gelişmeydi. Hollanda seçimlere, siyasi bulanıkla girmiş oldu. Bu karmaşıklığı seçim sonuçlarında da gördük. Seçim sonuçları Hollanda’nın ne kadar bölünmüş olduğunu bir defa ortaya koydu. Bölünmüşlükten hareketle, önümüzdeki aylarda yapılacak milletvekili seçimlerinden sağlıklı bir koalisyon hükümetinin çıkmayacağı yorumu çıktı. Gelecekte bir azınlık hükümetinin kurulması Hollanda için bir şanssızlıktır. Seçimlerin bir başka sonucu ise, bilindiği gibi PVV’nin iki şehirde iktidar ortağı olmaya hak kazanmasıydı. Seçim sarhoşluğuyla bu gün iki şehir yarın tüm Hollanda solganları sadece Hollanda‘yı değil aynı zamanda tüm Avrupa’ı ürküten bir manzaraydı.
Beldiye seçim sonuçları sadece bu gelişmeleri değil aynı zamanda partiler içinde de önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. Öyleki, Hollanda henüz seçim sonuçlarını hazmedemişken bir takım siyasi deprem diyebileceğimiz gelişmeler yaşandı. Seçimlerin hemen ardından, ilk önce Sosyalist Parti lideri Agnes Kamp siyaseti bıraktı. Belediye seçimlerinde 47 sandalye kaybeden SP, genel seçimlere farklı bir isimle devam edilmesi kararını verdi. Hıristiyan Demokratlar, CDA seçimlere Jan Peter Balkenende ile devam edeceğini açıklayınca, partinin prenslerinden Ulaştırma Bakanı Camiel Erlings’de genç yaşta siyasete veda etti. Sebep olarak ailesine zaman ayırmayı gösterdi. Aynı çerçevede bir başka önemli gelişme PvdA, İşçi Partisinde yaşandı. Yapmış olduğu basın toplantısıyla İşçi Partisi lideri Wouter Bos da siyasete veda ettiğini açıkladı. Wouter Bos’unda gerekçesi Camiel Erlings gibi ailesine daha fazla zaman ayırmaktı.
Bütün bu yaşananlar bize, her ne kadar komplo teorilerine itibar etmesekte, Hollanda siyasetinde sanki bir ayar yapıldığıydı. Bir hafta gibi kısa bir sürede üç ayrı siyasi partiden genç diyebileceğimiz siyasiler ayrılıyor. Her üç partide 3 mart belediye seçimlerinden oy kaybederek çıkmış. Seçmene verebilecekleri yeni mesajlar kalmamış. Seçmenin önemli bir bölümü ya yerel partilere yönelmiş ya da ırkçı söylemleriyle insanları korkutan partiye yönelmiş bir halde. Bu halde Hollanda 9 Haziran milletvekili seçimlerine nasıl gider? Ülkeyi idare edecek bir kabineyi nasıl oluşturur? İşte tam bu ve benzeri soruların kafaları meşgul ettiği günlerde, partilerde siyasi deprem diyebileceğimiz değişikler yaşandı. Sanki bir el uzandı ve siyasileri hizaya getirdi. Sorumluluklarını hatırlattı.
Seçim sonuçlarının ortaya çıkarmış olduğu tablo ve devamındaki siyasi gelişmelerden sonra Hollanda siyasetinde farklı bir yapılanmanın oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Hollanda bu yeni yapılanmayla 9 Haziran seçimlerine gidecek.
Yeni yapılanma Hollandayı ya içine kapanık, iç meseleleriyle uğraşan, boğuşan, farklılıkları sorun yapan, dış ilişkilere önem vermeyen bir ülke haline getirecek. Ki bu tablo Hollanda için bir felakettir. Hollanda bunu hak etmemiştir. Umarım bizim yukarıda siyasi deprem dediğimiz değişim buna bir cevap mahiyetindedir.
Ya da Hollanda farklılıkları bir zenginlik sayan, çeşitlilik, çoğulculuk ve global gelişmelere açık olan bir Hollanda olacaktır. Kanaatimiz göre Avrupa’da ve dünyada Hollanda‘nın yeri budur. Ülke siyasetine yeni giren Job Cohen ve ülkeyi yıllardır yöneten Balkenende bu iki süreçte rol oynayacak önemli şahsiyetlerdir. Diğer taraftan belediye seçimlerinden kazançlı çıkan Yeşil Sol Partisi lideri Femke Halsema ve D66 lideri Alexander Pechtold ve tabiiki VVD lideri Mark Rutte’de Holalnda’nın geleceğini belirleyecek isimler arasında yer almaktadır. Hollanda’nın içine girdiği siyasi süreci iyi anlamak ve yer almak hepimizin görevidir. Bu ülke ve geleceği bizi de yakından ilgilendirir. Sosyal sorumluluk şuuruyla hakeret etmeliyiz. Vatandaşlık ve insanlık görevimiz bize bunu göstermektedir.
* * *
Geçen sayıda yer alan yazımızla hedefi onikiden vurduğumuzu bir başka ülkeden bir okuyumuz ifade etmiş. Yazı ve özellikle yazının başlığı oldukca kışkırtıcıydı. Bunun farkındaydık. Onun için bir çok kişi tarafından farklı algılandı. Gelen reaksiyonlardan bir defa daha anlaşılmıştır ki ön yargıları değiştirmek, kolay değil. Feryat ve figan edenlere söyleyecek sözümüz yoktur. Kimseye cevap verip bir tartışmayı da başlatmak istemiyoruz. Çünkü yaratılanı yaratandan ötürü sevmek istiyoruz…


