Hollanda’da yarın yerel seçimler gerçekleşecek. Bu kapsamda DENK Partisi Amsterdam belediye meclis üyesi Süleyman Koyuncu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Koyuncu ile seçim gündemini, konut krizini ve şehrin geleceğini konuştuk.
Süleyman Bey, kampanyanızın en önemli üç ana mesajı nedir, bunları seçmene nasıl anlatacaksınız?
Bizim kampanyamızda üç ana mesaj var ve bunlar aslında birbirini tamamlıyor. Çok net, çok sade ama bir o kadar da güçlü mesajlar.
Birincisi şu: “Misafir değiliz; Amsterdam’ı birlikte yönetiyoruz.”
Bu şehirde yıllardır emek veren, çalışan, vergi ödeyen, çocuklarını burada büyüten insanlar var. Yani burada sadece yaşayan değil, bu şehri ayakta tutan bir kitle var. Buna rağmen hâlâ bazı kesimler üzerinden politika yapıldığını görüyoruz. Biz diyoruz ki bu dönem bitmeli. İnsanlar hakkında konuşulan değil, insanlarla birlikte konuşulan bir siyaset olmalı. Kararlar birkaç kişinin kapalı kapılar ardında aldığı kararlar olmamalı. Mahallede yaşayan insanın sesi o masaya girmeli.
İkinci mesajımız: “Gençler Amsterdam’da kalacak.”
Bugün gençlerin en büyük sorunu barınma. Gençler ev bulamadığı için, kiralar uçtuğu için doğup büyüdüğü şehri terk etmek zorunda kalıyor. Bu kader değil. Eğer bugün doğru kararlar alınmazsa Amsterdam sadece parası olanların yaşayabildiği bir şehir haline gelir. Biz buna razı değiliz. Amsterdam herkesin şehri olmalı, özellikle de burada büyüyen gençlerin.
Üçüncü mesajımız ise: “Belediye duvar değil, dost eli olacak.”
Belediye denildiğinde insanların gözünde bir korku, bir karmaşa oluşmamalı. Evrak, sıra, bekleme, oyalama… Bunlar artık geride kalmalı. Belediye vatandaşını yoran değil, zor anında yanında duran bir yapı olmalı. Bürokrasi çözümün önünde engel olmamalı, tam tersine çözümün kendisi olmalı.
Peki, bunları seçmene nasıl anlatacağız?
Sadece mitinglerde, kürsülerde konuşarak değil. Mahalle mahalle dolaşarak. İnsanların evine, iş yerine, sokağına giderek. Çünkü gerçek sorunlar raporlarda değil, insanların günlük hayatında karşımıza çıkıyor.
DENK’in yerel siyasetteki rolünü nasıl tanımlıyorsunuz? Amsterdam’ın geleceğine etkisi ne olacak?
DENK’in yerel siyasetteki rolünü tek bir cümleyle özetlersem: Biz sadece konuşmak için orada değiliz, sorumluluk almak için oradayız.
Muhalefet elbette önemli ama bizim hedefimiz sadece eleştirmek değil. Karar masasında olmak istiyoruz. Çünkü kararların alındığı yerde yoksanız, sonuçları değiştirme şansınız da olmaz.
Bizim hedefimiz sadece mecliste temsil edilmek değil. Konut politikalarında, eğitimde, güvenlikte ve sosyal alanlarda yönetimde söz sahibi olmak. Şehir yönetimindeki denge değiştiğinde, bu doğrudan insanların hayatına yansır. O zaman sadece niyet değil, somut sonuç üretirsiniz.
Geçtiğimiz dört yılda, 45 sandalyenin sadece ikisi bizde olmasına rağmen önemli dosyalarda ses getirdik. Gazze’de yaşanan soykırım konusunda da, Doğu Türkistan kararı konusunda da sadece Amsterdam’da değil, Hollanda genelinde ve hatta uluslararası alanda yankı uyandırdık. Bu da şunu gösteriyor: Sayıdan çok duruş önemlidir. Bugün DENK, görüşlerine saygı duyulan, ciddiye alınan bir ekip haline gelmiştir.
Gençlerin Amsterdam’da kalabilmesi için konut alanında hangi çözümleri savunuyorsunuz?
Amsterdam sadece varlıklı insanların yaşayabildiği bir şehir olmamalı. Bu çok net. 2026 için hedefimiz açık: Amsterdam’da büyüyen gençler, hayatlarını bu şehirde kurabilmeli.
Bunun için öncelikle yerel konut politikalarında Amsterdamlı gençlere gerçek anlamda öncelik tanınmalı. Kâğıt üstünde değil, pratikte.
İkinci olarak uygun fiyatlı konut üretimi ciddi şekilde hızlanmalı. Yıllardır konuşulan ama yeterince hayata geçirilmeyen projeler artık somut adımlara dönüşmeli.
Üçüncü önemli nokta ise bürokrasi. İnsanlar haklarını ararken kendini yabancı, yalnız ve çaresiz hissetmemeli. Bir ev için yıllarca beklemek, sürekli farklı kurumlara yönlendirilmek kabul edilemez.
Bizim için konut bir yatırım aracı değil, temel bir haktır. Bu bakış açısı değişmeden sorun da çözülmez.
Otomobile bağımlı yaşayanlar için ulaşımda ne öneriyorsunuz?
Amsterdam’da ulaşım konusunda ciddi bir eşitsizlik var. Merkezde yaşayanlar için seçenek çok ama kenar mahallelerde yaşayan birçok insan için araba bir tercih değil, zorunluluk.
O yüzden insanlara “arabayı bırak” demeden önce gerçek alternatifler sunmanız gerekir. Aksi hâlde bu sadece yasak olur, çözüm olmaz.
Bizim yaklaşımımız çok net: Ring dışında ve kenar mahallelerde toplu taşıma güçlendirilmeli. Sefer sayıları artırılmalı, bağlantılar iyileştirilmeli. Paylaşımlı araç sistemleri herkes için erişilebilir ve uygun fiyatlı olmalı, sadece belli kesimler için değil. Ayrıca çocuklara küçük yaştan itibaren sürdürülebilir ulaşım alışkanlığı kazandırmak çok önemli. Bu uzun vadeli bir yatırım. Önce seçenek üretirsiniz, sonra yönlendirme yaparsınız. Bizim anlayışımız bu.
Farklı kültür ve dinlerden insanların birlikte yaşaması nasıl güçlenir?
Amsterdam’ın en büyük gücü çeşitliliği. Ama bu çeşitlilik ancak insanlar kendini güvende ve eşit hissettiğinde bir değere dönüşür.
DENK için kapsayıcılık sadece bir slogan değil. Günlük hayatta eşit muamele demek. Kurumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik demek ve en önemlisi, kâğıt üzerinde kalan değil, toplumun içinde hissedilen bir kapsayıcılık demek. Siyaset halkın kapısını çalmalı. Halk siyasetin kapısında beklemek zorunda kalmamalı. Bu ilişki tersine dönmeli.
Göçmen kökenli vatandaşların siyasette daha fazla temsil edilmesi için ne yapılmalı?
Temsil sadece listelere birkaç isim yazmakla olmaz. Asıl mesele, karar alma süreçlerinin halka gerçekten açılmasıdır. İnsanlar bu şehirde kendini misafir gibi hissetmemeli. Bu yüzden siyasi katılımı artıran yerel eğitim ve yetiştirme programlarını destekliyoruz. İnsanlar siyasetin nasıl işlediğini bilmeli ve o sürecin parçası olabilmeli.
Ayrıca belediyeler ve siyasetçiler çok daha erişilebilir ve görünür olmalı. Ben bugün buradaysam, bu tamamen bana güvenen ve destek veren vatandaşlarımız sayesinde. O yüzden o kapının bir daha kapanmaması gerekiyor. Bu temsil kalıcı olmalı.
Küçük esnaf (MKB) için yaklaşımınız nedir?
Ben kendim de esnafım. O yüzden esnafı sadece ekonomik bir başlık olarak görmüyorum. Esnaflar mahallelerin bel kemiğidir. Onlar yoksa sokaklar da, mahalle kültürü de yok olur. Benim hedefim, esnafın her sabah dükkânını açarken “yarın kapatmak zorunda kalır mıyım?” korkusu yaşamadığı bir Amsterdam. Bunun için kurallarda öngörülebilirlik şart. Kurallar bir gecede değişmemeli, esnafa makul geçiş süreleri tanınmalı. Daha az bürokrasi, daha çok destek olmalı. Belediye esnafın önüne engel koyan değil, çözüm ortağı olan bir yapı olmalıdır.
Yeniden seçilirseniz ekonomik politikalarda hangi alanlara odaklanacaksınız?
Benim önceliklerim çok net: Konut, ulaşım ve küçük işletmeler. Konut politikası gençler ve emekçiler için erişilebilir olmalı. Küçük işletmeler karmaşık ve sürekli değişen kurallarla boğulmamalı, adil ve öngörülebilir bir sistem kurulmalı. Ulaşımda ise yasaklarla değil, güçlü toplu taşıma ve paylaşım çözümleriyle insanlara hizmet edilmeli.
Bu benim için soyut bir ekonomi tartışması değil. Bu, Amsterdam’ın kimin şehri olacağı meselesi.




















