Ahmet Suat Ari

Ahmet Suat Arı Yazdı: ‘Hain’ ilan etmek ve demokrasi

Türk siyasetinin en önemli özelliklerinden birisi şüphesiz çok katı olmasıdır. Siyaset ve siyasetçilerin söylemleri genellikle siyah-beyaz düşünme temeline dayanır ve bu iki rengin dışında farklı renklerin, hatta tonların da olabileceği gerçeği bir türlü akıllara gelmez.

Herkes kendi düşüncesinin tek doğru düşünce olduğuna inanır ve dolayısıyla kendilerinden farklı düşünenlerin de yanlış yolda olduğundan emindir. Hal böyle olunca da karşılıklı ‘hain’ suçlamaları en sıradan tavırlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Halbuki farklı düşünceler ve oluşumlar demokrasilerin olmazsa olmazlarındandır. Her siyasi düşüncenin de kendince bir çıkış noktası vardır ve bunu değerlendirecek en meşru organ onların siyasi rakipleri değil seçimlerdir.

Meşru zeminde siyaset yapan her oluşum yönetim için hedeflerinin neler olduğu ve bunları neye göre belirlediklerini kamuoyuna ilan ederler. Kamuoyu (seçmenler) da kendince değerlendirmesini yapıp bir seçim yapar.
Bu seçim kalıcı bir seçim değildir. Bu sadece bir sonraki seçime kadar sürecek bir tercihtir. Şayet seçmenler, siyasi partilerin ideolojik tabanları hariç, umduklarını bulamazlarsa bir sonraki seçimde farklı tercihlere yönelebilirler. Genel itibariyle de tercihler pragmatik bir yaklaşımla belirlenir.
Peki Türk siyaseti böylesi sade ve anlaşılır bir sistemde neden hep kavgalara sahne olur? Neden siyasi oluşumlar birbirlerine adeta hayat hakkı tanımazlar?

Sadece bu iki soru bile başlı başına ciltler dolusu araştırmaya konu olabilirler. Her şeyden önce eleştiriler program ve icraatlar üzerinden değil, kişiler ve varsayılan niyetler üzerinden yapılmaktadır. Bu da ister istemez siyasi atmosferi olumsuz yönde etkilemekte ve karşılıklı diyalog kapılarını kapatmaktadır.

Bu yetmezmiş gibi bir de algı operasyonlarıyla sanal bir gerçeklik yaratılıp kamuoyu etkilenmek istenmektedir. Her siyasi parti bir diğerini hainlikle suçlarken, ellerine fırsat geçmesi halinde hainlere hak ettikleri cezayı vermekten bahsetmektedirler.
Tabii bu durumu körükleyen en önemli faktör de medyadır. Her siyasi oluşumun kendi yandaş medyası rakiplere en acımasız muameleyi uygulamaktadırlar.

Gazeteciler gazetecilik ilkeleriyle değil, siyasi düşüncelerinden hareketle gazetecilik yapmaktadırlar. Olaylar ve olgular tarafsız bir süzgeçten geçirilmediği gibi nasıl işine geliyorsa öyle değerlendirilmektedir.
Sadece siyasiler ve medya mensupları değil, aynı zamanda akademisyenler de aynı tutum içindedirler. Hep kendi siyasi duruşlarının menfaatine olan noktaları öne çıkararak oldukça taraflı ‘araştırmalar’a imza atmaktadırlar.

Siyasetin acımasız olmasının bir diğer sebebi de şüphesiz partizanlık ve onun sağladığı ranttır. Partizanlık Türk siyasetinde bir kusur değil, tam aksine iyi siyasetçilik olarak algılanır. Kendi çevresi ve tabanına çıkar sağlamayan siyasetçi pek makbul siyasetçi sayılmaz. Siyasetçi dediğin eşine dostuna, hemşerisine ve memleketine devlet imkanlarını seferber etmelidir, yoksa kimse yüzüne bakmaz.
Bu duruma karşı çıkanlar da ahlaki sebeplerle değil, kendileri yapamadıkları için karşı çıkarlar. Nitekim kendilerine fırsat geçince de aynı partizanlığı onlar da sergilerler.

Siyasetçisi, medya mensupları, meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve akademisyenleri bu denli politize olmuş bir toplumda siyasi atmosferin de olumsuz olması tabii ki şaşırtıcı bir durum değil. Şaşırtıcı olan sessiz çoğunluğun, yani seçmenlerin bütün bu olumsuzluklara kulaklarını tıkamış olmalarıdır.

Her taraftan yapılan bunca taarruza rağmen onlar kendilerince bir değerlendirme yapıp tercihlerini belirleyip işlerinin başına koyuluyorlar. Hem de bu tavırlarını televizyonlar, gazeteler ve sosyal medyada sürekli tartışanları da hiç umursamadan. Kendilerini aydın ve demokrat sanan bir çok kişiden daha demokratça bir tavırdır onlarınki aslında.

Biz Avrupa Türkleri kavgasız bir demokrasi için Türk siyasetini etkileyebiliriz. Bunun için gereken tecrübeye sahibiz.
Yapılması gereken edindiğimiz tecrübeleri en etkili bir şekilde aktarabilmektir.
Onun yolu da Türkiye’de olduğu gibi herkesi hain ilan etmekten değil, önce kendi tavrımızı bir gözden geçirmekten geçer.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *