Antidemokratlığa rağmen 100’ü aşkın Türk Belediye Meclisleri’ne girdi

Yüzü aşkın Türk Belediye Meclisleri’ne girdi ama…
Hollandalılar’ın antidemokratlığı bir kez daha su üstüne çıktı.

 

Hollanda; kimilerine göre dünyanın önde giden demokratik ülkelerinden biri olarak gösterilir. Bu görüş, 10 yıl öncesine kadar benim için de öyleydi. Ama şimdi, aynı Hollanda’nın demokratlıkla ilgisi kalmadığına hep beraber şahit oluyoruz.

 

Geçtiğimiz çarşamba günü Hollanda’da yerel seçimler yapıldı. Açıklanan sonuçlara göre, büyük siyasi partiler İşçi Partisi PvdA, Hıristiyan Demokrat Parti CDA ve Halk İçin Özgürlük Partisi VVD yenilgiye uğradı. Buna karşılık da yerel oluşumlar başarılı oldu. Başarılı olanlar arasında ırkçı Wilders’in partisi PVV, Demokrat 66, Yeşil Sol ve Sosyalist Parti de var.

 

Seçimlerde aday olan Türkler’den kaçının seçildiği henüz tam olarak belli olmadı. Ama, her zaman olduğu gibi, bu defa da yüzü aşkınTürk kökenlinin Belediye Meclisleri’ne girecekleri gözlemleniyor.

 

Şahsen benim, ‘Antidemokrat’ olarak nitelemekte olduğum Hollandalılar, seçim öncesinde bu ‘Antidemokrat’lıklarını bir kez daha gösterdiler.

Seçimlerden önce, Türkler ile ilgili olarak 3 ayrı konuda kıyametler koparıldı.
Bunlardan birincisi, Rotterdam’ın Feyenoord ilçesindeki gelişmelerdi. İkinci konu, Türk adayların, kendi seçmenlerine hitap edebilmek için bastırdıkları Türkçe afiş ve el ilanları idi. Üçüncü konu ise, Soest kasabasında bir Türk adayın vekaletle oy toplama girişimiydi.

 

Birinci konu olarak belirttiğim konu Rotterdam’da yaşandı.  Rotterdam’ın Feyenoord ilçesinde yaşanan siyasi kavga, Hollandalılar’ın antidemokratlığını bir kez daha su üzerine çıkardı. Feyenoord Belediyesi’nde yaşanan, Türk kökenli başkan ve üyeleri hedef alan tartışmalar, Hollandalılar’ın seçmen haklarına saygı göstermedğini ortaya koydu.

 

Geçen hafta Hollanda televizyonunda, Feyenoord Belediye’sindeki siyasi çirkinlikler işlendi. Özellikle İşçi Partili (PvdA) eski ve yeni üyeler konuşturuluyordu. Hatta bir ara Rotterda Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Bram Peper bile konuşturulmuştu. Konuşanların tamamı, Türk seçmenlerden oy alarak meclise giren Türkler’in şaibeli icraatlarından söz ediyordu. Bu şaibeli icaraatlardan biri de, bir cami çatısı altında açılmış olan Yatılı Kız Okulu’ydu. Suçlamalar arasında yer alan iddiaların genel havası şuydu: ‘Feyenoord’daki Türk seçmenlerin çokluğu nedeniyle güçlenen Türk üyeler, daha çok Türk halkının menfaatlerini gözetliyor. Sübvansiyon kaynakları daha çok Türk organizasyonlarına gidiyor.
Rotterdam Büyükşehir eski Belediye Başkanı Bram Peper de, bu durumun kabul edilemez olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyordu. Hollanda’da öylesine bir hava estiriliyordu ki, sanki Belediye’deki Türk üyeler, Hollanda’yı haraca kesmişler ve soyup soğana çevirmişler.
Türkler’i eleştirenler açık açık şunları söylüyordu: ‘Türkler ilçede örgütleniyorlar, sandıklara seçmen taşıyorlar, seçiliyorlar ve sonra da kendi menfaatleri doğrultusunda uygulama yapıyorlar’.
Şimdi sormak lazım: Bu ne biçim bir demokrasi anlayışıdır?
Demokrasilerde seçme ve seçilme hakkı, en mübah ve kutsal bir hak değil midir?
Seçilenin, O’nu seçene hizmet etmesi çok doğal değil midir? Örneğin, Limburg bölgesinden seçilen bir milletvekilinin, o bölgedeki maden işçilerinin haklarını savunması doğal değil midir?
Groningen bölgesinden seçilen bir milletvekilinin çiftçilerin haklarını, Amsterdam’dan seçilen bir milletvekilinin de eşcinsellerin haklarını savundukları gibi…

 

Çok önceki yıllarda, ‘Hollanda’da bir tek demokrat bile yok’ başlıklı çok iddialı bir yorum yazmıştım. Sanıyorum, bazı siyasi partilerin, Ermeni iddialarını tanımayan Türk adayları seçim listesinden atmalarından sonra yazmıştım o yorumu.

 

Seçim öncesi Hollanda’da yaşanan ikinci antidemokratik konu, Türk adayların kendi seçmenlerine, kendilerini anlatabilmek için bastırdıkları afiş ve el ilanlarına gösterilen tepkiydi. Özellikle Rotterdam ve Lahey’deTürkler’in bu tutumuna karşı çıkan bazı siyasi partiler  ‘Rotterdam’da Hollandaca konuşulur’ yazılı afişlerle ortaya çıktılar.

Bu da, Hollandalılar’ın Türkçe’ye tahammül edemediklerini ve antidemokratlıklarını bir kez daha ortaya çıkardı.

 

Üçüncü ve son olay, Soest kasabasında İşçi Partisi’nin listebaşı adayı olan Osman Suna’nın başından geçen olaydır.
Hollanda yasalarına göre, her seçmen en çok iki kişi için vekaleten oy kullanabiliyor. Evlere gelen seçmen kartlarına, vekalet verilen kişinin adı yazılıyor, imzalanıyor ve bir de kimlik fotokopyası veriliyor.
Hollanda ‘da yerel seçimlere katılım çok az oluyor. Son çeçimde de öyle oldu ve katılım  yüzde sadece 43’te kaldı. Haliyle Türkler’den de katılım az oluyor. Bunu göz önünde tutan Osman Suna, konuyu Türk seçmenlere anlatabilmek için kampanya başlatıyor ve sandıklara gitmek istemeyenlere vekaletle oy kullanma yolunu hatırlatıyor. Bu hatırlatmalardan birini de Faslılar’a ait bir camide Hollandaca konuşarak yapıyor. ‘Getirin seçmen kartlarınızı, imzalayın ve bir de kimlik kopyası bırakın’ diyor. Bunları amatör bir TV yayını görüntülüyor ve yayınlıyor. Daha sonra da aynı konu ülkesel kanallarda yayınlanıyor.

 

Deneyimli olmayan Osman Suna, kedisiyle konuşmak isteyen yayıncılara kendini anlatamıyor. Bunun üzerine, Osman Suna’nın ‘Oy sahtekarlığı’ yaptığı öne sürülüyor. Konuyu sadece medyadan öğrenen İşçi Partisi yöneticileri, kara propaganda akıntısına katılıyor ve Osman Suna’yı yerden yere vurarak, partiden ihraç edileceğini açıklıyorlar. Kara propagandanın etkisinde kalan Osman Suna korkuyor ve istifa ettiğini açıklıyor.
İşçi Partisi liderinin ‘Bu bir sahtekarlıktır ve suçtur’ deyişini izlerken düşündüm ve fikir yürüttüm. Osman Suna’nın yaptığı sahtekarlık mıdır, suç mudur diye düşündüm. Ama buna verebileceğim tek cevap vardı: Bu ne sahtekarlık ve ne de suçtur. Olsa olsa etik olmayan bir harekettir.
Ama ne var ki, Hollanda medyasının akıntısına kapılanlar arasında Türk medyası da vardı.
Türk medyası haberi düz olarak verdi. Buna hiçbir yorum katmadı. Osman Suna’yı da konuşturmadı.
Böyle olunca ertesi sabah Rotterdam’daki Avukat dostum Ejder Köse’yi aradım. Televizyonları izleyip izlemediğini sordum. Bu durumda bir suç unsuru olup olmadığını da sordum. Ejder Köse, konuyu takip ettiğini, İşçi Partisi liderine kızdığını ve bu konuda bir şeyler yapmak istediğini söyledi. Daha sonra Osman Suna’yı aramaya başladım ve buldum. Osman Suna ile Ejder Köse’yi buluşturdum. Ejder Köse, olayda bir suç unsuru olmadığını, yapılanın sahtekarlık olarak ilan edilmesinin suç olduğunu belirterek kolları sıvadı. İki gün içinde bir basın toplantısı düzenlendi ve durum medyaya açıklandı. Osman Suna, İşçi Partisi’nin adayıydı ve seçim öncesi bu adaylık iptal edilemezdi. Yüksek Seçim Kurulu da bu duruma müdahale edemezdi.

 

İçşi Partililer tarafından bir şey unutuluyordu: Osman Suna listede birinci sıradaydı. Haliyle ne olursa olsun seçilmesi kesindi. O, kendisi için değil, partisi için mücadele ediyordu.
Osman Suna seçim sonucunda haliyle seçildi. Ama şimdi parti liderinin özür dilemesini bekliyor. Aksi takdirde çok kişinin hakkında hakaret etmekten dava açacağını söylüyor.

 

İşte böyle değerli okurlarım.  Bir zamanlar ‘Medeniyetin beşiği’ olarak tanımladığımız Hollanda’da şimdi bunlar yaşanıyor.
Bu arada bir not daha düşmek istiyorum: Hollanda’daki Türkler, Türkiye’deki siyasi partilere olan sempati veya antipatilerini bir kenara koyarak, burada sosyal demokrat İşçi Partisi’ne oy verdiler. Ama ne var ki, bu ‘Sosyal Demokrat’ denilen Parti, antidemokrat girişim ve eylemler karşısında sessiz kaldı, bazen da kendileri ayrımcı tutumlar içine girdi. Hollanda Türkleri, bü yüzden bu partiye sırt çevirmeye başladı. Konu Hollanda medyasında da dile getirildi. Son seçimde görüldü ki, Türkler oy vermeyinde, 26 yıldır Amsterdam’da kazanan İşçi Partisi bu kez kaybetti. Amsterdam’da bu kez tercih edilen Demokrat 66 Partisi oldu. Demokrat 66 partisi meclise 15 üye ile girerken İşçi partisi 10 üyede kaldı.
Hollanda’da yerel oluşumlar, yani lokal partiler çok oy alıyor. Son seçimde de öyle oldu. Bu yöntem, genel seçimlerde pek uygulanmıyor. Ama yerel seçimlerde çok etkili oluyor.
Şimdi Türkler de lokal partilerini kurma girişimlerine başladılar.

 

Umarız ki, Türkler de lokal hareketlerinde başarılı olurlar.

 




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *