Avrupa tarihi Türkler olmadan yazılamaz

Türkiyesiz ve Türklersiz bir Avrupa eksik bir Avrupa olacaktır. AB sınırları içerisinde yaşayan 6 milyon nüfuslu Türk kitlesi bunun en büyük göstergesidir. Bu tarihsel saptamayı yaptıktan sonra, Hollanda’dan başlayarak, Avrupa düzlemine bir göz atalım.

Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanlığı’nın isteğiyle Erasmus Üniversitesi profesörü Richard Staring başkanlığında yapılan bir araştırmanın sonuçları Ağustos 2014 yılında açıklanmıştı. Bu araştırma “sociale vraagstukken” isimli sitede “Türk gençleri neden radikalleşmiyor?” adı altında özetlendi ve yayınlandı. Özeti hala sitede durmasına rağmen, bir kaç ay sonra bu araştırmanın tam metni siteden kaldırıldı. Bu araştırmaya göre Türk gençleri topluma katılma, eğitim seviyesinin yükselmesi, gelir seviyesinin yükselmesi, dini açıdan radikalleşmeden ve kriminaliteye bulaşmadan yaşama gibi konularda çok büyük gelişme gösteriyor. Hatta araştırmacılar şu cümleyle sonucu açıklıyorlar: “Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki; Hollandalı Türkler, yerli yaşıtlarına, kendilerinin ve Hollanda toplumunun zannettiğinden daha çok benziyorlar.”

Bahsi geçen bu araştırmanın sonuçları hatırlarsınız; tam da Motivaction’ın Türk gençleri arasındaki radikalleşmeyi araştırması öncesine denk gelmişti. Entegrasyon Bakanı PvdA’lı Ascher’ın popülerleştirdiği Türk gençlerini zan altında bırakan bu şovenist araştırma, Adalet Bakanlığı’nın araştırmasını hasıraltı etmeye yetti. Asscher’ın Türk toplumundaki dört sivil toplum kuruluşunu zan altında bırakacak şekilde araştırma yapacağını ilan etmesi gündeme oturarak Hollanda-Türk gençleri ve Hollanda-Türk toplumunun katkılarını ve olumlu anlamda gelişmesini gözardı etmişti.

Amsterdam Tartışmalarında Hollandalı Türklerle Hollandalı Faslıları kıyaslayan Mustafa Aarab’ın analizleri bize Türk toplumunun gücünü de göstermesi açısından ilginçtir. Aarab’a göre Türk toplumu Faslı topluma nazaran daha kolektif davranabiliyor. Faslılar birey olarak başarılar elde ederken, Türkler Hollanda’da her alanda, bölünmüşlüğe rağmen toplumsal olarak başarılar sergiliyorlar. Bunun başlıca nedeni Türklerin toplumsal davranış sergilemeleri ve gurur duydukları ortak başarılı bir geçmişin olması. Tabi bu bireysel hareket yerine toplumsal şuurun kendine göre dezavantajları da yok değil. Ancak Richard Staring’in araştırması ve toplumsal kurumsallaşma göz önünde bulundurulduğunda bu gelişmeleri etkili bir yapıya dönüştürmek yine bizim elimizde.

Kurumsallaşma

Türk toplumu diğer toplumlara nazaran kurumsallaşma konusunda çok daha ileride. Bir kaç Türk bir araya geldiğinde hemen bir cami ya da dernek oluşturarak topluca hareket etmeyi başarabiliyor; farklı görüşlerine rağmen. Kurumsallaşma konusunda katetmemiz gereken çok şey var henüz, ama bu tecrübeyi iyi bir vizyon ile daha bir üst kademeye taşıyabilecek yeni nesilleri görüyoruz ufukta.

Sosyal partisipasyon

İçinde bulunduğumuz toplumun sorunlarına yönelik çözüm arayışları sosyal alanda da devam ediyor. Bunun en güzel örneklerinden bazıları gençlik dairelerinde yaşanan sorunlara yönelik özgün çözümler üretmek için oluşturulan çeşitli vakıf ve kuruluşlar. Örneğin koruyucu ailelik alanında çalışmalar yapmaya çalışan İmran Vakfı, Umut Yıldızı, Stichting Kleurrijk Gezin & Jeugd gösterilebilir.


Siyasi partisipasyon

Şimdiye kadar Türkler siyasi alanda tek tük ve çeşitli partilerde aktif oldular. Toplum olarak siyasi bilinci, göreceli olarak yüksek bir toplumuz. Bu yüzden siyasiler Faslılarda olduğu gibi bireysel hareket etmediler. Toplum onları değerlendirdi ya da notunu düşük verdi, o oranda başarılı oldular. Bir yandan var olan kitle partilerinde Türk adaylar çalışma yaparlarken, toplumsal katılımcılığı önemseyenler, artık siyasi alanda bile kurumsallaşmanın çarelerini arıyorlar. Rotterdam, Arnhem, Amsterdam gibi şehirlerde Türklerin öncülüğünde yeni yerel partileri kurulurken, ulusal anlamda da iki Türk milletvekilinin başlattığı hareketi görebiliyoruz. Bu siyasallaşma her ne kadar bir şans ise de, büyük bir rizikoyu da beraberinde taşıyor: Marjinallik. Marjinal ve dışlanan siyasi oluşumdan kaçınmak için bu siyasi oluşumların birlik içinde, Hollandalı ve diğer etnik gruplara kucak açarak evrilmesi gerekiyor.

Lobicilik

Diğer yandan yıllardır bahsini ettiğimiz gerekli lobicilik faaliyetleri için kurulduğunu söyleyen Centrum for Public Debat/ Sivil Tartışma Merkezi de henüz iddialı değil ama ciddi kuruluşlarımızdan biri olarak göze çarpıyor. Bu alanda başarılı araştırma ve yönlendirmeler yapılırsa tarihi bir fırsat elde edebilir Türk toplumu.

Girişimcilik

Türklerin girişimcilik özelliği biliniyor. Avrupa’ya birçok yenilik getirdik. Sırf Hollanda’da 500 bini aşan Türk kökenli nüfusumuzun  Hollanda’ya kazandırdığı 23 bin Türk kökenli işletmemiz, 100 bin dolayında istihdam sağlayarak, Hollanda ekonomisine yıllık 9 milyar Euro’ya yakın bir katkıda bulunuyor. Bu çizgiyi Almanya uzattığımızda ise sayısal olarak 3 milyonu aşan Türk kökenli Alman ve 100 bine yakın işletme demek. Adeta henüz farkına varılmayan bir devle karşı karşıyayız.

Eğitim

Bahsi geçen Staring’in araştırması Türk gençlerinin eğitim seviyelerinin hızla yükseldiğini, hatta Hollandalı yaşıtlarına yetişmeye çalıştığını gösteriyor. Bazı gençler, 1 üniversite diploması ile yetinmiyor, ikinci üniversite diploması için çalışıyor.

Konjünktürel gelişme

Öte yandan Türkiye’nin, Avrupa’nın asli unsuru olarak AB üyeliği liyakati reel politiktir. ‘Yalvarmayacağız, dilenmeyeceğiz, hiç bir özel ayrıcalık beklemeyeceğiz. Başımız dik bir şekilde gireceğiz, onurla gireceğiz.’ Dinimizle, dilimizle, örfümüzle Avrupa Birliği’ne girmemiz kazanılmış bir haktır.

Biz Amsterdamlı, Rotterdamlı, Berlinli, Viyanalı, Londralı, Parisli, Zürihli Türkler.  Avrupa’nın kalbinde böyle dik ve bilinçle duracağız, bir an bile tereddüt etmeden önce kimliğimizi sonra kültürümüzü Avrupa’da yaşatacağız.

Başımızı eğmeden, aşağılık kompleksine kapılmadan, zengin kültürümüzden ve tarihimizden taviz vermeden, Avrupa’nın ve çözümlerin parçası olarak hayatımızı idame ettireceğiz.

İçinde bulunduğumuz toplumun şartlarına uyum sağlayarak ve kimliğimizi koruyarak yeni bir dönem başlatmak yine Türklerin elinde. Bunu kimsenin zorlamasıyla değil, bağımsız ve özgün bir toplum olarak, emrivaki ile oluşturulan değil, toplumsal dönüşüme ivme kazandıracak alttan yayılan bir çalışma ile gerçekleştireceğiz.

En büyük gücümüz yine bizim için en büyük rizikoyu da içinde barındırıyor: Kurumsallaşma ama fırkalaşmama. Kurumsallaşırken parçalanıp bölünerek değil, birleşip güçlenerek bu dönemi geçirebilirsek, Avrupa Tarihi Türklerle yazılacak.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *