Avrupa’nın geleceği Türklerle yazılacaktır

Tarih bilgimize şöyle bir göz attığımızda, Türklerin insanlık tarihinde en fazla göç eden topluluklar arasında yer aldıklarını görürüz. Öyle ki, göç, Türk tarihinin olmazsa olmazlarındandır. Hatta, binlerce yıl önce çıkılan yolculuğun hala devam ettiğini söylersek, olayı abartmış olmayız. Zihnimizi hafif bir zorlamayla Türklerin Altay Dağları’ndan başlayan kutlu yürüyüşünde Anadolu’nun, Kafkasya’nın ve Balkanlar’ın anayurt olarak seçildiğine şahitlik ederiz. Türk kültürü bu uzun yolculuk esnasında hiç şüphesiz Çin, Hint, Fars, Arap, Mısır, Bizans, Balkan, Kafkas ve Avrupa kültürlerinden etkilenmiştir. Ancak Türkler Atayurt ile ilişkilerini hiç bir zaman kesmemişlerdir…

Türklerin, tarihin farklı dönemlerinde, Avrupa coğrafyasında yer aldıkları, farklı kavimler ve boylar olarak yerleştikleri de başka bir tarihi gerçektir. Örneğin Peçeneklerin, Kıpçakların, Avarların Avrupa coğrafyalarına yerleşmeleri gibi…

Ancak ikinci bin yıl ile birlikte Türklerin Anadolu’da Selçuklu devleti ve devamında Osmanlı İmparatorluğunu kurmaları, Avrupa’yla olan ilişkilere farklı boyutlar kazandırmıştır. Bu dönemlerde de Türkler Avrupa tarihinin bir parçası olma özelliklerini devam ettirmişlerdir.

Üçüncü bin yıla, yani yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz bir zaman diliminde Türkler, sayıları altı milyona ulaşan bir toplulukla yine Avrupa ülkelerinde yaşamaya devam ediyorlar. Bugün, geçmişe kıyasla, Türklerin Avrupa’da bulunma sebepleri farklılık arz etmiş olsa da, yirmibirinci yüzyıl Avrupa tarihinde Türklerin de yer alacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

Yirmibirinci yüzyılın tarihinin belirleyicileri arasında elli yıl önce Anadolu’da kara sabanı bırakıp Avrupa’ya gelen Mehmetler, Ahmetler, Hacerler, Emineler,  onların çocukları ve torunları olacaktır. Ve bu insanların yer aldığı tarih bölümü cümleleri; “İşçi sınıfı olarak Anadolu’nun farklı yerlerinden Avrupa’ya çalışmak üzere gelmişlerdir” diye başlayacaktır. Devamla, “işçı sınıfından zamanla oluşan orta sınıf oluşmus, girişimciler, sanatçılar, siyasetçiler, yöneticiler, sivil toplum örgütleri ortaya çıkmış, dini ihtiyaçların giderilmesi için kutlu mücadele verilmiş, dil eğitimi, medya ve yayıncılık’ alanında çeşitli çalışmalar yapılmış” olarak yazılmaya devam edecektir.

Hatta ‘yazılmaya devam edecektir’ kelimesi bile zül olabilir. Onun yerine ‘yazılıyor’ kelimesi kullanılmalı. Çünkü, o tarihi, yani yazılan tarihi bizzat biz yazıyoruz. Yaptığımız faaliyetlerle tarihe not düştüğümüzün farkındayız. Zira, gelecek yıllarda bizim tarihimizi, yani Avrupalı Türklerin tarihini yazanların, bugün yazdıklarımızdan faydalanacaklarını biliyoruz. Söylemlerimizi, söyleşilerimizi, basın açıklamalarımızı, yazdığımız köşe yazılarını, şiirlerimizi, makalelerimizi kaynak gösterecekler.  Her başarılı bir Avrupalı Türkün hikayesi aslında bizim Avrupa’daki tarihimizi oluşturmaktadır. Dolayısıyla Avrupalı Türklerin tarihini bizzat biz, Avrupalı Türkler yazıyoruz.

Son olarak bir de geleceğe bakalım isterseniz. Dördüncü nesil Türklerin dünyaya merhaba dediği Avrupa’nın gündemi her geçen gün daha da sorunlu hal almaktadır. Bu durum bir taraftan Türkler olarak toplum içindeki konumumuzu zorlaştırmaktadır. Ancak olaya tarihsel perspektiften yaklaştığımızda, Türklerin, tam bu sırada Avrupa için bir şans olduğu da söylenebilir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrasya gerçeğinin her geçen gün küresel gündemde ağırlığının hissedildiğini düşünürsek, bizim, yani Avrupalı Türklerin, önümüzdeki dönemde üstleneceği tarihsel konum daha da somutlaşmaktadır. Biz, bu gerçeği bu köşede daha önce Avrupa Türk Diasporatik Vizyonu olarak ele almıştık. Avrupa’daki Türk nesillerinin söz konusu vizyona sahip olmalarını salık vermiştik. Her ne kadar bazıları, bunun bir hayal olduğunu ima etmeye çalışsalar da, tarih bize, Türklerin Avrupa için bir şans olduklarını önümüzdeki dönemde gösterecektir. Nasıl 16. Yüzyıl tarihe, İpek Yolu hakimiyeti ile Türklerin yüzyılı olarak geçmişse, 21. Yüzyıl da Türk girişimcilerin ve özelde Avrupalı Türk girişimcilerin diasporatik vizyonlarıyla Türk asrı olarak geçecektir. Bu vesileyle, geçmiş dönemlerde insanlığa hizmet etmiş milletimize, yeniden bir şans doğacaktır. O şans, Avrupalı Türklerin, daha şuurlu bir şekilde kullanacakları bir şanstır. Tek cümleyle: içinde yaşadıkları ülkelerde elde edilen bilgi, beceri, deneyim, uzmanlık ve daha başka imkanların başta Anayurt olmak üzere Türk ve akraba topluluklar ve dahası gönül ve kültür coğrafyamızın ulaştığı her noktaya taşınması veya hizmete sunulmasına vesile olunmasıdır. Bu son cümle bir çalıştay konusudur ve önümüzdeki aylarda da gündeme gelecektir. İşte bu cümlede ifadesini bulan vizyonu yakaladığımız an Avrupa’nın geleceği yani Avrupa tarihi Türklerle yazılacaktır.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *