BU DEĞERLERİ KİM YAŞATACAK?

Değerler sadece yazarak değil, asıl yaşanarak korunur. Ancak bizden sonraki nesillere kavramsal olarak, içini doldurmuş olarak aktarmalıyız yine de. Bildiğimiz ve unuttuğumuz bazı değerleri, hesaba katılmayan birtakım değerleri, tanımlamak ve açıklamak gerek. Bir sonraki adım ise hepimiz için: Bu değerleri yaşayalım, yaşatalım. Çocuklarımıza ve gelecek nesillere bu değerleri aktarmak istiyorsak önce kendimiz yaşayarak başlamalıyız. Bu değerleri koruyacak olan da biz ve toplumumuzdur. Değerler manzumesinin özet geçidine hoşgeldiniz…

1. Ramazan kültürü:
Ramazan’ın kendine has bir havası vardır. Boş yere “Onbir ayın Sultanı” diye adlandırılmaz. Mesela çocuklar oruca başlarken onlar bazen yarım gün bazen tüm gün oruç tutardı. Büyükler de onların orucunu satın alırdı. Ramazan’ın geçmişten gelen güzel adetlerinden birisi de top sesi idi. İftara yaklaşırken evlerin damına çıkılır, top sesi beklenirdi. Türkiye’de hala sahurda davullar çalınır. Ramazan’da yardımlaşma ve birliktelikler daha görünür ve özel hale gelir. Ramazan kültürü sayfalara sığmayacak değerleri içinde barındırır aslında. Birlikte sahura kalkmak, birlikte iftar etmek, iftara davet, zekat ve sadaka vermek gibi.
İftar tadı: iftarı bekleyişin de tadı başkadır. Birlikte dua edip sofraya oturmak ve belki uzun zamandır görmediğin sevdiklerinle beraberlik vardır. Resmi toplu iftarlar keşfedilmeden önce, büyük ailenin sıcaklığı hissedilen mütevazı sofralar vardır.

2. Öfkeni yenmek:
Bir hadiste: “Güçlü kişi kas gücüne sahip olan kişi değil, öfkesinin yenen kişidir” demiş peygamber efendimiz.

3. Berekete inanmak:
Modern dilde bu kavrama en yakın kelime “sinerji”dir. Ama bereket bundan da fazlasıdır. Bereket görünenle görünmeyenin toplamıdır. “Bereket” kavramı bizim kültür kodlarımızda yer alan çok önemli bir iktisadi kavramdır. Sözlük anlamı itibarıyla “bolluk, gürlük, feyiz ve feyezan” anlamlarını taşıyan bereket kelimesi kavramsal olarak “İlahi hayrın bir şeyde sübut bulması” olarak tarif edilmektedir. Bir şeyin bereketli olması onun miktar olarak çokluğundan ziyade nitelikli, faydalı ve Allah’ın rızasına uygun olmasına işaret etmektedir. Bu sebeple bizim kültürümüzde kazancın çoğu değil bereketli olanı makbul görülmüştür.

4. Sıla-i Rahim:
Akrabalık ilişkilerini devam ettirmek, hal hatır sormak, ziyaret etmektir. İnsan sosyal bir varlıktır, dünyaya tek başına gelmemiştir. Ve onun dünyaya gelişinden itibaren, hatta gelmeden evvel hayatına en büyük etkiyi yapan en yakınlarıdır. Zaten Ramazan’ın, bayramların en büyük hedefi de insanın bu ihtiyacı olan birlikteliği çoğaltmak ve kaliteli hale getirmektir.

5. İstişare: 

Akıl akıldan üstündür. Danışan dağ aşmış, danışmayan yolu şaşmış. İstişare, Arapça’dan Türkçe’ye geçen bir kelimedir. Danışmak, görüş alışverişinde bulunmak, fikir almak, ekip ruhu ile hareket edip, konuşup-görüşerek birlikte karar vermek anlamlarına gelir. Şûra ve müşavere kelimeleri de aynı mana için kullanılır. Bazı düşünürler bu kavramın demokrasinin asıl kaynağı olduğunu söylemektedirler.

6. İtikaf:
İtikaf aslında bir ibadettir. Özellikle Ramazan ayının son günlerinde zamanını sadece mescidde geçirmek, dünyalık işlerden uzak durmak, kendini Allah’a vermektir. Bu süre zarfında gereksiz yere konuşulmaz: buna konuşma orucu da diyebiliriz. İtikafa giren kimse o süre boyunca mecbur kalmadıkça camiden çıkmaz.

7. İffet sahibi olmak:
Güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. İffet; çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama demektir. İffet ayrıca bir kadın ismidir.

8. Haya:
Utanmadığın halde dilediğini yap [H.Ş.]
Hayânın sözlük anlamı “utanma, çekinme”dir. Ahlâkî bir terim olarak ise hayâ “nefsin çirkin davranışlarından rahatsız olma, onları terk etme” mânâsına gelmektedir.

9. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmek:
Eskiden mektuplarımız böyle biterdi. Hatta eskiden mektuplar vardı. Büyüklere saygı ve küçüklere sevginin en somut ve görünür hali belki de buydu. Büyüklerin ellerinden ve küçüklerin gözlerinden öperek bu saygı ve sevgi kültürünü yaşatmaya devam edelim.

10. Affetmek:
Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını patatesin üzerine yazıp torbaya koyun.” Bazı öğrenciler üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine: “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde hep yanınızda olacaktır.’ Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk.” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir iyilik olarak düşünüyoruz. Halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.’

11. Helal lokma:
Sabit isimli genç nehir kenarında dolaşırken nehirde yüzen bir elma görür. Onu alıp ısırdığında bu elmanın sahibinden izin almadığını düşünür. Nehir boyunca geri gider ve bir elma bahçesinde çalışan yaşlı amcayı bulur. Ondan hakkını helal etmesini ister. Yaşlı amca Sabit’in bu titizliğini beğenir ve bir şart koşar: “Benim kör, sağır ve dilsiz bir kızım var. Onunla evlenmeyi kabul edersen hakkımı helal ederim” der. Sabit çaresiz kabul eder. Çünkü peygamberimizin “haram lokma giren vücudu ancak cehennem ateşi temizler” dediğini biliyordur. Ancak düğün günü fark eder ki, evleneceği kızda bu özellikler yok. Koşarak kızın babasına gelir. Babanın cevabı şudur: “Evet, benim kızım kördür, çünkü harama bakmaz. Sağırdır, haram söz işitmez. Dilsizdir, haram söz konuşmaz..” Yıllar sonra böyle bir anne babanın bir çocukları olur. Henüz küçük yaşta eğitime verilir. Kısa bir zaman sonra annesine müjde verilir: “oğlun 10 gün içinde Kur’an’ı hatmetti”. Annenin cevabi ise ilginçtir: “Eğer babası o elmayı ısırmasaydı, 5 günde hatmedecekti..” O çocuk büyüdüğünde İmam-I Azam ismini alarak İslam tarihinin en büyük alimlerinden birisi olur. Helal lokmanın hikmeti budur. Ayrıca peygamberimiz duaların kabul olmayışının en büyük nedeninin haram lokma olduğunu söylemiştir.

12. Göz hakkı:
Artık göz hakkı yok mu? Yediklerimizin Facebook’ta paylaşımı arttıkça gerçek hayatta paylaşımı azalıyor sanki.

13. Hasta ziyareti:
Bu yalnızlık döneminde hastalarımızı ziyaret edip onları mutlu etmek üstelik bir de sevap kazanmak varken, ne duruyoruz? Haydi hastalarımızı ziyaret edelim. Çok yakından tanımasak da.

14. Komşu hakkı:
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” demiş atalar. Akrabalar ve komsular özel bir yere sahiptir bizim kültürümüzde. Hatta sahabe, peygamberimizin komşu hakkı ile ilgili sözlerini dinledikçe komşunun komşuya varis olacağı endişesine kapılmış. Komşularımızı ses, koku ve görüntü ile rahatsız ederek haklarına giriyor muyuz? Onlar hastalandıklarında ziyaretlerine gidiyor muyuz? Bir tas çorba ile gönüllerini alıyor muyuz?

15. Bayram sevinci:
Bayrama güzel giysilerle hazırlık yapılır, bayram temizliği, bayram hazırlığı, baklavalar. Bayramlarda büyüklerin evinde toplanılır, beraber kahvaltı yapılır, akraba-komşular ziyaret edilir. Ziyaret edemediklerimize mektuplar, kartlar yollanırdı. Küsler barıştırılırdı. Çocuklara azıcık harçlık verilir ama çok sevinçler ve mutluluklar geri alınırdı. Bayram 4 gün kutlanırdı. Oysa bugün bayramın ilk günü iş yerinden izin aldıysak aldık, almasak da olur duygusu içinde geçen bayramlarımız var artık.

16. Zekat-Sadaka vermek:
İhtiyaç sahibine maddi veya manevi bir iyilikte bulunmak. Ramazan bir sadaka ve iyilik ayıdır. Özellikle yola çıkacak insanlara sadaka vermeleri tavsiye edilir, çünkü kazalardan korur. Hatta kazayı ucuz atlatan birine “Verilmiş sadakan varmış” demek bizde bir adet halini almıştır. Ki bu söz büyük hikmetleri barındırır içinde. Osmanlı’da sadaka geleneği çok gelişmişti. Zenginler tanımadıkları semtlerdeki semt bakkalında herhangi bir borçlunun borcunu kapatırdı. Sadaka hem maddi hem manevi olarak verilir. Para yardımı, bir eşya yardımı yapılabileceği gibi, güzel bir söz ya, yol ortasından bir taşı kaldırmak da sadakadır. Hatta peygamberimiz tebessüm etmenin dahi sadaka olduğunu söylemiştir. O halde artık daha çok tebessüm edelim birbirimize.

17.Kurban kesmek: 

Kurban bayramı öncesi pazarlıklar yapılır, eve koyun ya da koç getirilir bayrama kadar beslenirdi. Koçlar süslenir, çocuklar sever oynardı. Onlar Allah için kurban olmaya hazır olduklarından özel bir statüleri vardı. Kurbanın Hz. İbrahim vesilesiyle bize ne güzel bir armağan olduğu anlatılırdı çocuklarımıza. Arada bir çocuklarımızı kurbanla tanıştıralım, Hz. İbrahim ve oğlunun hikayesiyle tanıştıralım. Kurban etmenin/olmanın özünde neler yattığını aktaralım. “Seni yaradana kurban olurum” deyiminin nasıl bir sevgiyi içinde taşıdığını hissedelim. Bir değil, iki sevgiyi: Seni ve seni yaradanı.

18. Büyük kardeşlere “abi, abla” diye hitab etmek:
Şimdiye kadar karşılaştığımız hiç bir kültürde bu iki kavramın karşılığını bulamadık. Abi (ağabey) ve abla Türk kültürünün saygıyı kelimeye döken güzel değerlerinden bir tanesi. Günümüzde artık şahit oluyoruz ki birçok ailede büyük kardeşlere de maalesef isimleriyle hitab ediliyor. Abi ve abla sadece kelime olarak değil, abilik ve ablalık kavramı saygınlığı ama bir de ağır sorumluluğu içinde taşıyor.

19. Tevazu:
Çok güzel bir değerimiz olan tevazu modern toplumda zayıflığın bir işareti olarak algılanmaya başladı. Günümüzde alçak gönüllü, kibir ve gururdan uzak bir karakter sahibi olarak toplum hayatına katılmak büyük bir başarı oysa.

20. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır:
Aslında bu deyim vefa kelimesini güzel anlatıyor. İyiliği dokunan insanlara vefakar davranıp onların hal ve hatırını sormaya devam etmek. İyilikte ve sevgide devamlılık, minnettarlık. Anne-baba dostlarının gönüllerini almak. Yapılan bir iyiliği unutmamak. Hatır saymak.

21. Mü’minler kardeştir bilinci:
Mu’minler birbirlerine karşı muhabbette bir vücut gibidir, vücudun bir yeri rahatsız olunca bütün vücud rahatsız uykusuz kalıp onun tedavisi ile meşgul olduğu gibi Müslümanlar da birbirine yardıma koşmalıdır.[H.Ş]

22. Misafirperverlik:
Misafir randevu yapmadan çat kapı gelirdi ve her zaman kapımız açıktı. Misafire ikramda cömertlik esastı. Kolonya-şeker ikram edilirdi. Hollandalıların yaptığı gibi, yemek yedikten sonra kapıdan çıkarken misafire fatura uzatılmazdı. Ya da yemek saatinde gelen misafire sadece bize yetecek yemek var diyerek geri çevrilmezdi. Gerçi Hollandalılara biraz da olsa misafirperverliği öğrettiğimizi söyleyebiliriz. Buna karşılık biz de biraz daha mı bencilleştik ne?

23. İnsanlara güzel sözlerle hitap etmek:
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır diye hikmetli bir atasözümüz var.
“Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” demiş peygamber efendimiz hadisinde.

… ve hiç bitmeyip devam eden daha nice değerlerimiz.. Varsa eklemek istediğiniz güzellikler, kavramlar, değerler. Yazın gönderin bize. mail@haber.nl

  1. Temizlik imandandır: vücud temizliği, ev temizliği, cevre temizliği, kalp temizliği, ruh temizliği.
  2. Emanete riayet etmek, başkası aldatsa da aldatmamak, intikam almamak, Emaneti korumak ve yerine teslim etmek.
  3. İşi ehline vermek
  4. Ticarette ahlakı gözetmek, ölçü ve tartıda titiz davranmak
  5. Yaradılanı sevmek yaradandan ötürü.
  6. İnsanları iyiliğe davet edici olmak, kötülükten men edici olmak.
  7. “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”
  8. Canlı olsun, cansız olsun çevreye, insanlara, hayvanlara ve bitkilere insanca yaklaşmak.
  9. Çalışıp para kazanmak ve başkasına muhtaç olmamak.
  10. Güzel ahlaklı olmak ve insanları buna davet etmek.
  11. Tasarruf sahibi olmak, israf etmemek..
  12. Zamanın ve insanın ehemmiyet: ‘Her geceni kadir ,her kapına geleni Hızır bil’.
  13. Düşüncelere saygı göstermek ve farklı görüşlere tahammül etmek.
  14. İnsanı ve insan hayatını önceleme: insan yaratılmışların en şereflisidir.
  15. Önce ailene sonra etrafındaki insanlara iyi davranmak.
  16. Harama el uzatmamak, harama göz dikmemek.
  17. Teşekkür etmeyi bilmek.
  18. Müjdeleyici olmak, korkutucu olmamak.
  19. Çalışkan ve üretken olmak.
  20. Beraber sofraya oturmak.
  21. Allahın rızasını kazanmak.
  22. Allah için sevmek, Allah için affetmek.
  23. Bayram namazına gitmek.
  24. Oruç tutmak.
  25. Ağaç dikmek.
  26. Hayvanlara su ve yiyecek vermek.
  27. Tefekkür etmek.
  28. Şükretmek.
  29. Fedakarlık.
  30. Paylaşmak.
  31. Cömertlik.
  32. Sadakat.
  33. Şefkat ve merhamet.
  34. Takva: Allah korkusuyla günahlardan korunmak.
  35. Hilm: Yumuşak huyluluk, yumuşak karakterlilik, sakin tabiatlılık ve nefse hâkim olma hâlidir.
  36. Vakar: Ağırbaşlı olma, temkinli davranma, mevki ve kişiliğin gereğini hakkı ile koruma, hafif meşrep olmama anlamında bir terimdir.
  37. Huşu: Tevazu göstermek, Hakka boyun eğmek.



Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *