Dünden bugüne Anayasa ve dengeler

Mülteciler
Geçtiğimiz hafta Almelo’da mülteciler kampında Suriye’den gelen mültecilerle birlikteydim. Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar İstişare Kurulu (OJCM) mülteciler için bir proje hazırlamıştı ve devlet bunu sübvanse etmişti. Projenin amacı, Hollanda’ya yeni gelen mültecilere, “inburgering” (entegrasyon) şartları çerçevesinde Anayasa’mızın 1. maddesini anlatmaktı. Bir şekilde bana ulaşıp bu eğitimi verir misin diye sordular. Normalde devletin toplum mühendisliği projelerine pek sıcak bakmam ama bu konuyu tabi ki kabul ettim.

Anayasa
Çünkü Anayasa’mızın 1. maddesi der ki: Hollanda’da yaşayan herkes, eşit şartlarda eşit muamele görür. Din, hayat felsefesi, siyasi görüş, ırk, cinsiyet sebebiyle ve hangi sebepten olursa olsun ayrımcılık yapmak yasaktır.

Azınlık psikolojisi
Tabi ki böyle ideal bir yasayı, kırılgan olan bir azınlığa mensub bir vatandaşın savunması ve anlatması anlamlı. Ama daha anlamlısı, kırılgan olmadığında ve çoğunluğa ait olduğunda bu ilkeyi savunabilmek. Çünkü o zaman, kendin için var olanı, karşındaki için de istemiş oluyorsun. Belki asıl samimiyet sınavı bu. Ama bu da başka bir yazı konusu tabi.

Hollanda usulü din-devlet ayrımı
Üç farklı din temelli bir kurumun hazırladığı projeyi maddi manevi destekleyen bir devlet, olsa olsa Hollanda olabilirdi. Dinin devlete, devletin dine karışmadığı ama yeri geldiğinde birbirlerini desteklediği Hollanda. Özgürlükler ülkesi Hollanda.

Tarih bilinci
Bu Anayasa maddesinin içeriğini ve Hollanda için önemini anlayabilmek ve anlatabilmek için Hollanda’nın tarihi sürecini ve dinler tarihini de konuşmak gerekiyordu. Hristiyanlığın Hollanda’ya gelişi ve gelişimi, seksen yıl süren savaşları, kilisenin tahakkümü ve halkın isyanını, Fransa uygulamasindan farklı olarak Hollanda bağlamındaki “laiklik” uygulamasını, Protestanlığın ortaya çıkmasını, asırlar süren Katolik-Protestan çatışmasını, “verzuiling” pratiğini, cumhuriyetten kraliyete dönüşümünü, 2. Dünya savaşını, ülkenin işgalini ve soykırımı da konuşmak gerekiyordu. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik ve Hollanda “laikliği”, zulüm, çatışma ve acı dolu bir tarihin sonucuydu. Kazanımıydı. Her teorinin pratikte uygulamalarında aksaklıklar olması normal olduğu gibi, bireysel ve toplumsal bazda elbette ayrımcılık ve ayrımcılıkla mücadele var olageldi. Böyle durumlarda güçlü hukuk devletinin varlığı, bireyin özgürlük, bağımsızlık ve eşitlik haklarının garantisidir genelde.

Hukuk devleti
Bugünlere gelindiğinde teoride tabulaştırılan ve bu mutlak olduğu zannedilen özgürlük ve eşitlik inancının pratikte nasıl da hava bükücüler tarafından (“air bender” – Avatar) eğilip büküldüğüne gün gün şahit oluyoruz. Hukuk devleti ve din-devlet işlerinin birbirine karışmaması gerektiği prensibinin bir kenara koymaya başlayan yetkililer, kendileri için mutlak olarak istedikleri bu kavramlarla ilgili samimiyet sınavından geçebilecekler mi? Eşcinsellikle alakalı diğer dinlere ait kurumlardan değil, sadece camilerden bildiri isteyen bir belediye başkanı derin acılarla kazanılmış ayrımcılık yasağı ilkesini; Kur’an derslerinin içeriğini denetlemek ve yönlendirmek isteyen bir kabine, büyük mücadeleler ile kazanılmış din-devlet ayrımı prensibini unutmuş görünüyorlar.

Tutarlılık sınavı
Denetlemek kötü müdür? Elbette vatandaşın korunması için gereklidir de, ama bu sadece belli bir inanca ya da gruba yönelik olduğunda kutsal eşitlik ilkesinin ayrımcı yasalarla, “hukuk” devletinin kendisi tarafından çiğnenmesine götürebilir. Veya kontrol etmeye yönelik olduğunda diğer kutsalı olan din-devlet ayırımı ilkesini bu defa kilisenin devlet üzerine değil, devletin din üzerindeki tahakkümüne yol açacak uygulamalarla hukuk devletinin temellerine zarar verebilir.

Demokrasi
Hukuk devleti en çok azınlıklar ve ‘zayıf vatandaşın’ özgürlükleri ve hakları için bir teminat. Çoğunluğun empati, destek ve kalbini ise hukuk devleti ilkelerini referans göstererek de kazanamazsınız. 19. yüzyıl Fransız sosyolog ve tarihçi, demokrasi hayranı Alexis de Tocqueville, insanlığı demokrasinin gölge yanlarına karşı da uyarmıştı. Çoğunluk diktatoryasına karşı. Özgürlük ve eşitlik ilkelerinin birbirleriyle gergin bir ilişkide olmalarına ve ortaya çıkabilecek dengesizliğe karşı. Demokrasilerde hukuk devletine giden yol, çoğunluğun kalbinden mi geçiyor o halde?

Hürriyet, istiklal ve adalet
Hollanda’ya ve yerlilere, özgürlük, bağımsızlık, eşitlik ve din-devlet ayrımını ve bunu hangi acilarla kazandığımızı hatırlatacak birileri lazım belki de. Tarih bilincini ve bilgisini aktaracak birileri. Sadece mültecilere değil, yerlilere ve Hollanda’ya da. Guguk devletinin değil, hukuk devletinin bekasi için. Hürriyet, istiklal ve adalet için.

Balığın sessizliği
Sunumun sonunda projeye dahil olan beyefendi bana gelip: “Acaba 2 saati nasil dolduracak diye merak ve endişe halindeydim. Hiç bu kadarını beklemiyordum” dediğinde, aklıma balığın hikayesi geldi. Balığa sormuşlar, “neden konuşmuyorsun?” Balık ise; “konuşacağım, ama ağzımı açınca ağzıma su doluyor” demiş.
“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık”
Hayat muazzam bir denge üzerine kurulu ve denge ile daim ve kaim. Adalet (eşitlik) ve merhamet (empati/sevgi) dengesi. İrade (bağımsızlık) ve sorumluluk dengesi. Mücadele ve tevekkül dengesi. Madde ve mana dengesi. Şu önümüzdeki kış soğuğunda ve karanlığında dengeyle kalın. Dengede kalın.




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!