Ermeni meselesini doğuran tarihi süreç …(3)

Ermeni, Rus İşbirliği ve Tehcir Kararı:
Osmanlı İmparatorluğu’nda Islahat Fermanı ile müslüman ve gayr-i müslimler hukuk önünde eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’dan, “İşgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını” istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabul edilmiş olup, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşması’yla Ermeni sorunu uluslararası bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır.

 

İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..

 

Doğuda Rus ordusu, Batı’da Çanakkale’de İngilizlerle savaş amansızca sürerken, Alman askeri misyonunun önerilerini dikkate alan Enver ve Talat Paşa yönetimi hem Ermeni ihanetini durdurmak, hem de Ermenilerin can güvenliğini sağlayacak tedbirleri almak isterler. Doğuda Rus Ordularına destek veren Ermenilerin mezalimleri batı’da İstanbul’da da konuşulur olmuş, halk galeyana gelmiştir. Halkın kendiliğinden oluşturacağı karşı direnç gurupları Türk ve Kürt çetelerinin olası baskınlarını önleyecek hal çareleri araştırılır. Savaş ortamında ve asi Ermeni Komitacılarının ihanetlerine rağmen, İstanbul hükümeti Ermeni vatandaşlarının can ve mal güvenliğini nasıl koruruz çabası içindedir. İstanbul yönetimi hal çaresi araştırırken şehirde bulunan Ermeni örgütlerinin ayaklanma hazırlığında oldukları haberini alır ve 24 Nisan 1915’te Ermeni Komiteleri kapatılarak 2345 civarında Ermeni asileri tutuklanır. Tutuklananların evlerinde yapılan aramalarda bomba ve propaganda malzemeleri yakalanır.

 

24 Nisan 1915 tarihi Ermeni komitelerinin kapatılıp yönetici asilerin tutuklandığı tarihtir. Öyle iddia edildiği gibi, olmayan soykırımı ve tehcir kararının alındığı tarih bile değildir. Ermeniler Dünya kamuoyuna soykırımı propagandalarını terör yöntemiyle duyurmayı amaçladıkları için İstanbul’da teröristlerin tutuklandığı tarihi bilerek tercih etmişlerdir. Kaldı ki tutuklananlara Birleşmiş Milletlerin tarif ettiği soykırımı tarifine giren hiç bir uygulama sözkonusu değildir. (12.09.1948 tarihli BM Soykırım sözleşmesi, 13. maddesi gereğince 12.01.1951 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 1951 tarihinden sonraki olaylara uygulanabilmektedir.)

 

24 Nisan tarihinde İstanbul’da meydana gelen olayları örnek alan Alman Generali Bronsart von Schellendorf Anadolu’da bulunan ve Ruslara yardım eden tüm Ermeni unsurlarında bir şekilde etkisiz hale getirilmesinde ısrar eder ve tavsiyelerde bulunur.
3 Mayıs 1915’de Ermeni Komitacıları Van’da büyük bir katliama girişirler ve bu harekattan sonra 27 Mayıs 1915’te Alman Genarali Bronsart von Schellendorf’un ısrarlı telkinleriyle Tehcir (yer değiştirme) Kanunu çıkartılır. Ermeni isyanları ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, tehcir kanunundan önce bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin Osmanlı ordusundan silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda başta Ermeni Patriği ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması durumunda “ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda kalınacağı” anlatılmıştır. Fakat tüm uyarılara rağmen olaylar durmaktan ziyade artarak devam eder ve yönetim Almanların ısrarlı tutumu karşısında en insancıl önlem olarak gördüğü zorunlu iskan (tehcir) kararını alır.

 

Osmanlı hükümeti, isyan ve katliamlara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, “Yer Değiştirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere yerleştirme yoluna gitmiştir. Ancak bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini doğuran olay, Van Ermenilerinin isyanı olmuştur. Osmanlı devletinin savaşa girdiği tarihlerde Van ve çevresindeki Ermenilerin silahlanarak Ruslara yardım ve yataklık ettikleri resmi belgelere yansımıştır. Alman askeri misyonu tarafından stratejik ve askeri hedefler gerekçe gösterilip Ruslara destek veren Ermeni nüfusun Doğu Anadolu’dan sürgün edilmesi olayı Hıristiyan olan Ermeni dindaşlarını koruma altına aldırmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağını göstermiş ve bu durumda hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan bazı Ermenilerin, “yer değiştirmelerine” karar vermek zorunda kalmıştır.

 

27 Mayıs 1915’te alınan Tehcir kararını Talat Paşa açıklar. Tehcir sırasında 600-700 bin civarındaki Ermeni nüfusu Anadolu’dan Osmanlı toprağı olan Dicle ve Fırat kıyılarına ve şimdiki Suriye topraklarına zorunlu iskana tabi tutulur. Tehcir esnasında Osmanlı bir yanda Ermeni asiler ve Ruslarla savaş halinde olmasına rağmen, Ermenilerin can ve mal güvenliğini sağlamak için önlemler alır fakat, yolculuk şartları ve salgın hastalık gibi nedenler dışında Türk, Kürt ve Arap çetelerin baskınına uğrayan Ermeni guruplarından ölenler olur. Bu olaylar sırasında bazı kaynaklara göre 200-300 bin kadar Ermeni’nin hayatını kaybettiği iddia edilmektedir.

 

Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik kanun, “savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri” içermektedir.
Kanunun;
1. Maddesi: “Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesi”,
2. Maddesi: “Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi”,
3. Maddesi: “Kanunun yürürlüğe giriş tarihi ve uygulanış şekli,
4. Maddesi: “Kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir.

 

Görüldüğü üzere kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı bir yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup ve zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş” olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur.

Tehcir kanunun çıkartılmasından sonra da Ermeniler rahat durmaz Ermeni Komitacı Arşak, Bayburt’a katliam yapar ve bu olay gibi daha bir çok yerde Türk ve Müslüman ahaliye yönelik katliamlar devam eder.

Dördüncü bölümde: İttifak Devletleri’nin Anadolu’yu Paylaşma Planlar işlenecek.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *