Veyis Güngör

Gençlik, Başarı ve İnanmak…

Geçen hafta Rotterdam kaynaklı edebiyat ve sanat ağırlıklı ‘Pırıltı Dergisi’ temsilcileriyle bir hobi bahçesinde, odun ateşinde yapılan akşam yemeği ve yine közde yapılan Filiz çayı eşliğinde buluştuk. Buluşmada, öğrencilik yıllarımdan tanıdığım değerli dostum HOTIAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu da vardı. Buluşmayı sağlayan ortak dostumuz, aslında edebiyat, tarih ve sanat adamı olmasına rağmen, geçim derdinden seyahat ofisi işleten Ali Yağcı oldu. Allah var, Ali bey hizmette kusur etmedi. Türk yemeklerinde, özellikle odun ateşinde yapılan yemeklerde ustalaşan Ramazan Ödek de elinden geleni yaptı bizi ağırlamak için. Pırıltı Dergisi, adından da anlaşılacağı üzere pırıl pırıl, yepyeni konuların ele alındığı, yepyeni isimlerin bir araya gelerek yayınladıkları oldukça kalın bir dergi. Hepsi gencecikler. Yazılarından enerji fışkırıyor adeta. Hele bir yazar ‘Amak’ı Hayal’ kitabını okumuş ve tanıtmış. Şaşırdım. Gıpta ettim.
Amak-ı Hayal, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sini okumak isteyenlere tavsiye edilen ön kitaplardan sadece birisi. Bizimle görüşen temsilci, derginin çıkması gerektiği fikrine iman etmiş, konuya odaklanmış, boş zamanlarında zaman zaman evdeki çocuğuna ayıracağı zamanı da ‘Pırıltı Dergisi’ için kullanan idealist ve inatçı bir insan. Eşinin de desteğini almış bir bayan. Yanındakiler de kesin öyle. Diğerleri de kesinlikle inanmışlardır bu dergiye. Gençlerin ortak noktaları çok çalışmak ve başarmak…
Geçtiğimiz hafta sonu, yine gençlerin organize ettikleri Gazze Gala Gecesi’ne katıldım. Program Amsterdam merkezli ancak Hollanda’nın her tarafından Filistin davasına gönül vermiş Türk ve Faslı gençler tarafından organize edildi.

Gençlerin hikayesi ilginç.
Bir, birbuçuk ay önce İsrail’in Filistin’de uyguladığı insanlık dışı olaylardan etkilenen, özellikle de Hollanda medyasının bu olayları yanlı vermesine isyan eden gençler, kendiliğinden biraraya gelerek, ‘Stand up for Palestine’ oluşumunu gerçekleştirmişler.
Oluşumun ismi, sosyal medyada yine Hollanda’dan Mona Lima isminde bir müslüman kızın Filistin’teki yaşananları karikatür olarak anlatan bir resminden geliyor. O akşam Mona da oradaydı. Müthiş alkış aldı. Gençler bu karikatürün yer aldığı T-shirt’ler bastırıp ve satıp, parasını Gazze’deki mağdurlara göndermeyi düşünmüşler.
Tabii ki gençlerin elinde ilk bin adet basılacak T-shirtlerin parası yok. Üstelik hesap açtırdıkları banka oluşumun isminden dolayı ilk hafta yapılan yardımları da kabul etmedi.
Bütün bu gelişmeleri yaz tatilinde sosyal medyadan takip ederken, grup lideri Mehmet Akkoç ile de sürekli haberleşiyordum. Gruptan Lale Yıldırım’ın sosyal medyada ”ahde vefa gösterdi” diyerek teşekkür ettiği birisi, gençlerin ihtiyaç duydukları parayı tedarik ediyor ve ilk bin T-shirt böylece basılıyor.

Ve dört hafta içinde 17 genç gecelerini gündüzlerine katarak ikinci, üçüncü, dördüncü kez binlerce T-shirt bastırıp, satıyorlar. Hepsi başlattıkları projeye inanmışlar. Gözlerinden bunu okuyorsunuz. Ve Gala Gecesi’nde bu gençlere destek vermek için gelen üç yüzü aşkın genç ve aileleri salonu dolduruyor. Hem de giriş bileti 18.50 euro.
Sivil toplum kuruluşlarımızın programlarında pek görmediğimiz yeni bir kitle, yeni bir grup salonu doldurmuş. Gala programına destek veren Türk ve Fas’lı sanatçılar, siyasetçiler de vardı.
Ve gecenin sonuna doğru Gazze’de tamir edilecek üç katlı bir okul projesi için ulaşılan miktar 49.500 euroya ulaştı. İnanmış bu gençlere 49.5 kere maşallah demekten başka aklıma o an bir şey gelmedi…
Evet bu ve benzeri girişimlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sağ olsunlar, sayıları her geçen gün artsın. Her hafta olmasa bile her iki haftada yukarıda izah etmeye çalıştığım türden yeni gruplar, oluşumlar ve onların proje teklifleriyle karşı karşıya geliyorum.

Dün, yani geçmişte olduğu gibi, bugün de yeni teklif ve düşüncelerle gelmeye devam ediyor gençlerimiz. Her geleni dinliyorum. Önce bir Türk kahvesi ikram ediyorum. Onlar konuşuyor, hayallerini, düşüncelerini, plan ve projelerini anlatıyorlar. Allah var, kimse direk para filan istemiyor, ancak yol göstermemi, yönlendirmemi, birileriyle tanıştırmamı, muhatap olacakları kurumlarda varsa dostlarımı aramamı rica ediyorlar. Bildiklerimi ve tecrübelerimi duymak istiyorlar. Hiç kimseye hayır demiyorum. Bildiğimiz ve aklımızın erdiği kadar yönlendirme ve yardımcı olmaya gayret ediyoruz. Gençlerin projelerine inanıp inanmadıklarını, bir iki zorluk karşısında pes edip etmeyeceklerini kestirmeye çalışıyorum. Başarı yolunda onları bekleyen engelleri aşabilecek inanç, enerji ve metodları olup olmadıklarını gözlemlemeye gayret ediyorum.
Edindiğim tecrübe ise şöyle özetlenebilir: Eğer gençler, tembel, gevşek ve üşengen değillerse, uyuşuk ve keyfine düşkün değillerse, her olayda bir mazaret belirtmiyorlarsa başaramayacakları iş yoktur. Çünkü bu gençler, başarının önünde en büyük engel olan tembelliği bertaraf etmişlerdir…
Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Her iki örnekte de görüldüğü gibi, Hollanda Türk toplumu ve tabii ki sivil toplum oluşumları da giderek değişiyor. Bu iki girişim sadece benim bu ay içinde muhatap olduğum ve başarı dolu bir çalışmanın örneklerini gösteriyor.

Daha neler var, neler.
Toplum için, insanlık için bir şeyler yapmak isteyen gençler öncelikle başarının önündeki tembellik ve kötü arkadaştan kurtulun. Siz istenirseniz, inanırsanız, yaptığınız işe iman ederseniz neler başarırırsınız neler. Gençlerden, kendilerine yakışan yeni girişimler bekliyoruz. Size destek verecek, önünüzü açacak sayısız nefer ve kurum var.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *