İbn-i Haldun, Asabiyye ve Ortak Akıl

Veyis-Gungor-web

Hollanda Türk toplumu, karşılaştığı her can sıkıcı olaydan sonra ‘birlik ve beraberlik’, ‘ortak hareket etmek’, ‘asgari müştereklerde buluşmak’ gibi toplumsal davranışlar üzerinde tartışır, konuşur, bazen birbirlerini suçlar ve bir müddet sonra da unutur.
Bir kaç haftadır, yine öyle bir süreci yaşamaktayız. Malum. Türk milletini yakından ilgilendiren ve derinden yaralayan sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Almelo’da bir gelişme yaşadık. Hollanda Türk toplumunun huzurunu kaçıran bu olay ile ilgili haberler ve açıklamalar tüm medya organlarında yer aldı.
Her can sıkıcı olay toplumumuzun halini yeniden tartışmaya açmakta. Medya mensupları, STK temsilcileri, siyasetçiler ve girişimcile; ne haldeyiz? “Yaptırım gücümüz nedir? siyasette, ticarette ve diğer sosyal alanlarda ağırlığımız nedir?” gibi sorular sorar, çoğu zaman tam da cevabını bulamadan olay kapanır gider. Hatta, sorulara cevaplar ararken, zaman zaman birbirimizi suçlamadan da edemeyiz… Bu bir kısır döngüyü beraberinde getiriyor. Sağlıklı düşünmemizi engellemekte.

Sorulara sürdürülebilir cevaplar bulunamadığı için de toplumumuzu ilgilendiren sosyal olaylarda anlık, periyodik, his dolu tepkiler vermekteyiz.
Peki bu soruları soranların yani görülen aktörlerin, bu satırları yazan da dahil, yaptıkları nedir? Kimse kusura bakmasın ama yaptığımız ‘vakanüvislik’tir. Peki Vakanüvislik nedir? Vakanüvislik, Osmanlı İmparatorluğu zamanında tarihî olayların kayıt altına alınması olarak tarif edilen bir meslekmiş. Gerçi o zaman bu bir devlet göreviymiş. Memurlukmuş. Ama bizim yaptığımız ise gönüllü Vakanüvîsliktir…
Yani, bu açıklamaya göre yaptığımız iş olayları görünen haliyle yazmak, tartışmak ve tepkisel davranışlara anlam vermeye çalışmaktır. Oysa tarihçiler ve sosyal bilimciler olaylara farklı şekilde yaklaşmaktalar.
Örneğin, sosyolojinin kurucusu olarak da bilinen ünlü Müslüman tarih ve sosyal bilimci İbn-i Haldun, olayların arkasında yatan nedenleri çözmemizi, keşfetmemizi ve bu şekilde tarihin doğasını kavramayı denememizi öneriyor. Gelişmeleri nedensellik ilişkisi içinde idrak etmek ve yorumlamayı teklif ediyor.

İbn-i Haldun meşhur ‘Mukaddime’sinde ele aldığı ‘Asabiyye’ kavramını toplumsal örgütlenmelerin özellikleri, sorunları, süreçleri, başarıları, hüsranları ve güçleri için kullanmakta. Sonraki araştırmacılar ‘asabiyet’ kavramına topluluk duygusu, ortak ruh, dayanışma duygusu gibi anlamlar da vermişlerdir.
Asabiyye kavramından hareketle Hollanda Türk toplumunun örgütlenme özelliklerinin arka planına baktığımızda, özellikle siyasi ve dini örgütlenmelerde çok bariz gözlenen ve adacıkları andıran bir yapı karşımıza çıkmaktadır.

‘Adacıklar politikası’nın da örgütlü toplumun önemli bir bölümünü içine aldığı müşahade edilebilir. Siyasi görüş, dini inanış ve ideoloji etrafındaki bir yapılanma, bir bağ, bir teşkilatlanma şekli toplumun sosyal olaylar karşısında vereceği tepki ve tavırda önemli rol oynamaktadır.
Daha doğrusu bu tip yapılanmalardaki hiyerarşik yapı gereği, Hollanda’daki örgütler merkezi teşkil etmedikleri için kararlarda tam bağımsız olamamaktadırlar. Örgütlerin ‘adacıklar politikası’ndan kurtulmaları uzun süreceğinden, sosyal olaylarda bir ortak akıl geliştirme süreci de zaman alacaktır.
Umarım göçebelik ruhundan yerleşik hayata geçiş yani İbn-i Haldun’un ifadesiyle ‘bedevilikten hadariliğe’ geçiş çok uzun sürmez. Sorunlar ve zorluklar karşısında, toplum olarak iç regülasyonumuzu sağlayıp, kültür ve medeniyet üreten bir topluluğa dönüşürüz. Aksi halde felekate yani sosyal sorunlara açık hale gelen bir topluluk oluruz…
Hollanda’ya gelişimizin 50. yılında hala bir ortak akıl oluşturamamayı konuşmak insanı düşündüyor. Oysa içinde yaşadığımız Hollanda toplumunun yakın tarihi ‘ortak akıl’ oluşturmanın örnekleriyle dolu. Avrupa Birliği yine öyle. Birbirleriyle savaşan milletler elli yıl gibi kısa sürede ‘ortak akıl’ yani ‘Avrupalı olmak’ değerini ürettiler. Hollanda’da yaşayan ve bazı sosyal olaylar karşısında sürekli şikayet edenler, içinde yaşadıkları toplumun yakın tarihine bir göz atmalılar.

Onyıllardır toplumdan dışlanan Katoliklerin nasıl toplum içine alındıklarını, birbirlerine kız vermeyen grupların nasıl birlikte yaşamayı öğrendiklerini görecekler. Hollanda’da özgürlük, tartışma, birlikte çalışma, katılımcı demokrasi kültürünün nasıl oluştuğuna şahit olacaklardır. Böylece; kutuplaşmanın, adacıklar politikasının faydasının olmadığını göreceklerdir. Ve sonra, dönüp kendi toplumumuza baktığımızda kimler tarafından oluşturulduğu belli olmayan önyargıların, belki de cehaletin, tanımamanın, sevmemenin bizi nasıl yüzeysel şeylerle oyaladığını, bir türlü öz’e inemediğimize şahit olacaklardır.
Evet. ‘Ortak akıl’sorusunun cevabı bizde gizlidir…




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *