“İdeolojik yaklaşımlar birikimlerimizi sömürüyor”

Ve ışıklar söner. Kapkaranlık bir dünya sabahına, bembeyaz düşlerle uyanan insanlar vardır. Aslında her şey yerli yerindedir, denizler mavi ormanlar yeşil, sular soğuk, güneş hala sapsarı ışıl ışıl parlamaktadır, boncuk boncuk alnımızdan süzülerek varlığını ispata direnmektedir !

Eda-kara946

Sevgili okurlar, bu yazımda ideolojik diktaların toplumsal hoşgörü birikimimizi nasıl sömürdüğüne, mensubu olduğumuz dinin en önemli nişanı olan hoşgörüden bizi ne kadar absorbe ettiğine değinmek istiyorum. Aslında ben öz Türkçe yanlısıyım, yazılarımda en sade en anlaşılır dilde yazmayı seviyorum. Fakat, sertliğimi bir nebze de olsa egale etmek için aralara serpiştireceğim.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın, yüz bin yılan gibi elimize, kolumuza, boynumuza dolanışını kasvetle izlemekteyiz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye diye, boynumuza koynumuza dolanan yılanı bin bir iltifata mazhar ederek, kendi menfaatlerimiz için ezip geçtiğimiz koskoca bir coğrafyayı görmezden geliyoruz. Bir gün arınırsak bu durumdan hangi yüzle gidip kucaklayacağız, biz kardeşiz diyeceğiz diye.

İdeolojik savaşların rafa kalktığı daha da ucuzlayıp, ideolojik pazara dönüşmesinde ki payımızı hiç te küçümsememeliyiz. Senin dinin, benim dinim, senin partin, benim partim, senin futbol takımın benim futbol takımım vb., ifadeler, ne kadar 5 yaşındaki bir çocuğun benim babam senin babanı döver’i anımsatsa da, safiyetten okyanus ötesi kadar uzakta olduğu aşikârdır.

Doğruların; kişilere, hayat şartlarına, gelenek ve göreneklere göre çeşitlendirildiği düşünülürse, bir çok doğru vardır. Ama esas olan gerçektir ve gerçek bir tanedir.

Dış güçler tarafından üzerimize serpilen, karamsarlık tohumlarının, tam da bu zamanlara filizlenmesi, ektiğimiz fidanları kökünden devirme çabasından başka bir şey değildir. Ne demiştik, esas olan gerçektir ve o tektir. Farzı misal olan şu anda, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.

Gayesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan herkesin, gelişimde, eğitimde, ekonomide, savunmada, turizm ve kalkınmada ilerleme sağlaması yegane temennisi olmalıdır.

Benim partim yapmalıydı, o yapmadıysa kahrolsun o parti, batsın bu ülke söylemleri, nefret tohumları ellerine bulaşmış, dış güçlere yardım ve yataklık edenlerin ağzından fışkıran zehirlerdir. Tarafsızlık söylemi, yıllardır ne aklımın ne de vicdanımın sindiremediği bir sözcüktür. Eğer ki; hür bir akla hür bir vicdana sahipken, dünyada mazlum ve zalim gibi iki karşıt kelime içinde yaşadığımızken ve bu iki kelimenin mazlumu zaliminden daha çok ise eğer, tarafsız olmamız mümkün değildir. Mümkün olsa dahi ne ümmeti olduğum Hz. Muhammed’e ne de, hoşgörüsü ve merhametiyle kıtaları kuşatmış ceddim cennet mekan Fatih Sultan Mehmet’e karşı boynumuzu büker,yüzümüzü kara eder.

İhtiyacımız olan en önemli şey, farkında olmak, farkına varmak. Bizler şükürler olsun ki inanç hamuru hoşgörü mayası ile yoğrulmuş, gelmişi geçmişi, güzelliklerle dolu bir milletiz. El ele gönül gönüle vererek ülkemize, mevcut hükümetimize sahip çıkmalıyız. Düşmanı, el olan, zamanında vatan toprağının 1 metrekaresine 60 bin mermi atan, yıllarca Çanakkale, Gelibolu ve vatan toprağına yağmurlar yağdıkça, derelerimize kan karıştıranların yanında olmanın, ihanetten başka bir izahı olamaz.

İnsanlar korkularına göre şekil alırlar, korkularımız bizleri saldırganlaştırır. Görmezden getirir, kulağımıza tıpa gözümüze perde, vicdanımıza leke olurlar.

Bizleri AK parti hükümetine karşı, korku ve esaretle korkutanların ekmeğine yağ sürmemek için, hem İslam’ı hem de Osmanlı imparatorluğunu iyi tanımamız gerekiyor. Bu din üzerine, ne İslam alimleri ne de bir Osmanlı padişahı, hiç bir ırka, dine, kültüre, ve coğrafyaya eziyet edip esaret altına almamıştır. İslam’ın özü hoşgörüdür.

Dostunu, düşmanını, tanımak irdelemek, sorgulamak, ideolojik pazarın, kaypak esnafına çalım atacak ayaklarını birbirine dolandırıp, kokuşmuş mallarını alıp kendi çöplüklerine döndürecek ve kendi pislikleri ile bırakacak kelli felli bir tokat olacaktır.

Ve, ışıklar açılır. Işıl ışıl bir dünya sabahına, pespembe düşlerle uyanan insanlar vardır. Her şey yerli yerindedir, denizler mavi, ormanlar yeşil, sular soğuk, güneş her zaman ki gibi sapsarı ışıl ışıl parlamaktadır, Hoşgörü ve sevginin tadına doyulmayan ikramları, bir kıtadan yedi kıtaya ulaşmaktadır. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti yedi düvele umut, bir mazlumun bambaşka diyarlardan ettiği duaya amini olmalıdır.

 




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *