İki güncel haberden hareketle benim oyumun rengi

Dananın kuyruğunun kopmasına az kaldı. Biz seçmenler gelecek hafta sandığa giderek son sözü söyleyeceğiz. Seçimler konusuna girmeden önce iki güncel haberi paylaşmak istiyorum. Bunları okuduktan sonra siyasi katılımın önemi biraz daha iyi kavranır umarım.

NRC’nin 7 Mart Cumartesi nüshasında “İsviçre’de kimse burka giymiyor. Yine de aşırı sağın yasaklama teklifinin Pazar günü kabul edilme şansı büyük” alt başlıklı bir habere gözümüz takıldı. Haberde İsviçre’de yaklaşık otuz kadının burka veya çarşaf giydiği de belirtilmekte. Nitekim böylesine ‘büyük’ bir problemin yasaklanması için gidilen halkoylaması gerçekleşti. Seçmenlerin yarısının sandığa gittiği halkoylamasında evet oylarının oranı % 51 oldu ve İsviçre böylece  ´İslamlaşma’ tehlikesinden kurtuldu. Hollanda, Fransa ve Avusturya bu tehlikeyi daha önce bertaraf etmişlerdi. İsviçre onları takip etti.

Bir başka haber de bugün hem gazeteler hem de diğer medya organlarında sık sık gündeme geldi. O da eski Prens Harry ile eşi Megan’ın dün akşam Oprah Winfrey’e söyledikleriydi. Megan, kraliyet ailesinin kendisine karşı ırkçı tavırları sebebiyle intiharı bile düşündüğünü söylemişti. Hele ilk hamileliği zamanında bir kraliyet üyesinin “çocuğun esmer tenli olma ihtimali ve onun nasıl karşılanacağı üzerinde düşünüp düşünmediklerini” sorduğunu söyleyince Oprah Winfrey kulaklarına inanamadı. İlk tepkisi “Ne!” oldu. Bu soru Megan’ın afrika kökenli bağları olmasından kaynaklanıyordu. Tabii ki bu sadece kraliyet ailesinde olan bir olgu değil. Hemen hemen her düzeyde, özellikle de elit kesimlerde çok sık rastlanan bir durum. Öyle alenen söylenmez, ama bir punduna getirip pat diye söyleniverir. Bunun adı latent, bir başka ifadeyle bastırılmış, deri altı ırkçılıktır ve en zor bu türüyle mücadele edilebilir.

Bu iki haberi neden paylaştım? Birincisini, olmayan bir problemden hareketle toplumda Müslümanlarla ilgili olumsuz algı yaratıp kutuplaşmaya sebebiyet verilmesinden dolayı paylaştım. Maksadım ne burkayı ne de çarşafı savunmak. Bana göre her ikisi de kültürel kıyafetlerdir ve İslamla alakası yoktur. Bu benim fikrim, ancak bu başkalarının tercihine saygı duymama engel teşkil etmez. Nitekim herkes kendi iradesiyle ne yer, ne içer, ne giyer beni hiç ilgilendirmez.

İkinci haber bence burka yasağından daha önemli. Mesele Harry ve Megan’ın konu olduğu magazin meselesi değil. Mesele çok derin. Koskoca kraliyet ailesi doğacak muhtemel esmer/siyahi bir üyeden dolayı kaygı duyabiliyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu hala ırklar arasında farkların olduğu ve beyaz (ari) ırkın daha üstün olduğu, haliyle farklı ten renginde bir kraliyet üyesinin aile için hiç de istenen bir durum olmadığının düşünülüyor olmasıdır. Bu 20. Yüzyılın başlarında olmuş bir olay değil, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına doğru böylesi düşünceler kaliyet ailesinde dillendirilmektedir. Gerisini siz tahmin edin artık.

Bu iki haber bile sorumluluk sahibi herkesin sandığa gitmesini sağlamaya yeter. Siyasi katılım illa da bir siyasi partiye üye olmak demek değildir. Siyaseti etkilemeye yönelik her meşru davranış siyasi katılımın bir parçasıdır. Tabii ki en somutları seçme ve seçilme hakkından faydalanmak ve siyasi parti üyeliğidir, ancak sivil toplum hareketleri de siyasi katılımın bir parçasıdır. Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadele, çevrecilik, hak ve hürriyet mücadelesi, eşit haklar ve katılım, fırsat eşitliği gibi alanların hepsi bu kategoriye girer. En etkilisi de bunlardan birkaçını birlikte yapmaktır.

Gelecek hafta hem aktif hem de pasif siyasi katılımın sahne aldığı genel seçimlerde oy kullanacağız. Seçmen kartlarımız geldi. Aday listeleri ya geldi ya da gelmek üzere. Partiler de kampanyanın son haftasını en iyi şekilde değerlendirip oy oranlarını artırma telaşında. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi herkes kendi iradesiyle kendi inandığı temel prensipleri ölçüt alarak oyunu kullanacak. Bazıları siyasi düşüncesini bir kenara atıp stratejik oy kullanacak. Ben şahsen hem siyasi düşüncemi temel alarak hem de stratejik oy kullanacağım. Neden mi?

Çünkü yükselen ırkçılığa karşı bizi koruyan mekanizmaların olması gerektiğine inanıyorum. Bana göre bu mekanizmalar AB müktesebatında var. Yerel ülkelerdeki olumsuz gelişmelerin sibobu AB’dir. Nitekim AB mevzuatı yerel mevzuatın üzerindedir, haliyle yerelde AB mevzuatına uygun olmayan kanunlar geçersizdir. Temel insan hakları açısından da AB güvenli bir limandır. Bunları da göz önüne alarak hem kendi dünya görüşüme uygun hem de AB taraftarı bir partiye oyumu vereceğim. Sizin de aynısını yapmanızı dilerim.

Ahmet Suat Arı

8 Mart 2021  




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!