İlhan Karaçay yazdı: SAYGI TARTIŞMASI

Türkiye-Yunanistan milli maçı öncesinde saygı duruşu sırasındaki ıslıklama ile Yunanistan milli marşı okunurken yapılan ıslıklama ve yuhalama, çeşitli şekillerde eleştiriliyor.

Çoğu, yapılanın utanç verici olduğunu ve hatta dünyaya rezil olduğumuzu yazıyor.
Bazıları da, yapılanın ‘psikolojik zorlama’dan kaynaklandığını ileri sürüyor.

Ben şahsen, Paris’teki Charlie Hebdo saldırısından sonra yazdığım yorumumda, Liberty (hürriyet) yürüyüşlerinden sonra, ‘Yarın Paris’e gideceğim ve Ermeni sokırımı yoktur diyeceğim. Fransız polisi beni tutuklayacak. Peki benim için de liberty pankartları açacak mısınız’ diye yazmıştım.

Bu yorumumla o zamanki psikolojik halimi ortaya koymuştum.

Geçen hafta Paris’i kana bulayan katliamdan sonra yazdığım yorumda da, ‘Avrupalı’nın canı can da, Türk’ün canı patlıcan mı?‘ diye sorarak yine psikolojik durumumu ortaya koymuştum.

Her iki olayda da, ölenler için çektiğim vicdan azabını dile getirdim ama, bir de işin ‘ama’sını ifade etmeye çalışmıştım.

Bu ‘ama’lar, yapılanların doğru olduğunu değil, yapılanlardan sonra doğan tepkilerin psikolojik nedenlerini ortaya koyuyordu.

Bakınız, Cengiz Semercioğlu  Hürriyet Gazetesi’nde , ‘Bize şunlar oldu Fatih Hocam’ başlığı ile neler yazmış:
Milli maçlarda, Ankara katliamında ölenlerden sonra Yunanistan milli marşını da ıslıkladık, Paris katliamında ölenleri de…
Bunun üzerine ‘Ne oluyor bize?’ diye soran Fatih Terim’e yanıt veriyorum…

İşte bize olanlar:
* Tahammülsüzleştik… Hiçbir şeye tahammülümüz kalmadı artık, insani değerlere bile…

– Fena halde kutuplaştık… Birinin iyi dediğine, ne dediğine bile bakmadan diğeri kötü diyor… Ya bizdensin ya yok ol mantığı hakim herkeste…
* Herkesi düşman görür olduk…

Yunanistan’la hiçbir problemimiz yok, ulusal marşlarını ıslıklıyoruz…
Bırakın komşuyu kendi evimizde bile herkes herkese düşman çünkü…

* Dilimize nefret hakim oldu… Hep kötü, hep sert, hep berbat, hep negatif, hep karamsarız…

Üstelik bunu hep nefretle haykırıyoruz…

* Ortak paydaları kaybettik… Hep birlikte üzülmeyi, hep birlikte sevinmeyi bile unuttuk.
İşte Euro 2016’ya giden milli takıma sevinip keyifleneceğimize Yunanistan’ı, Paris’i yuhalıyoruz…
Aynı sırada Wembley’de 90 bin İngiliz, Fransa milli marşını söylüyor…

Ve çok daha kötüsü bu ruh halinden nalıl çıkacağımızı bilemiyoruz…

Cengiz Semerioğlu’nun bu yazısının yayınlandığı gün, Haşmet Babaoğlu da Sabah’ta ‘Saygı duruşu’ başlığıyla şunları yazmış:
Doğrudur..
Ne zaman bizim statlarda saygı duruşunda bulunulsa bir dakika olsun, sabredilemez.
Ya tribünlerin bir kısmı ya da tamamına yakını önce kıpırdanmaya başlar, sonra bağırtılar, ıslıklar, sloganlar gelir.
Sessizce bekleyenler içinse o bir dakika bitmek bilmez!
Peki ama bu konu gerçekten sabırla mı ilgili?
Saygı duruşlarında sessiz kalamayanların sorunu bu mu?
Hiç sanmıyorum.
Ya stadı sessizlik kapladığında ses çıkartmaya başlayanlar her şeyden önce kendilerine saygı gösterilmesini istiyorlarsa?
Onca yıl statlarda seyirci ve gazeteci olarak bulundum ve saygı duruşlarında özellikle şu iki şeyi gözlemledim.
Bir…
Bizim tribün ahalimiz kendisini “yığın” olarak gören veya “emir eri” sayan saygı duruşlarından nefret ediyor. İçine sinmemiş sessizliklere isyan ediyor.
Aksini iddia eden saygın bir tutumu savunmak adına kendini kandırıyor.
Ha, tribünlerin bu tavrında bir miktar “edepsizlik” yok mu? Var. Fakat tribün dediğimiz biraz da böyle bir yer.
İki…
Sessizlik kışkırtıcı bir şey!
Hele hep sessiz olmaya itilenler için…
Nitekim saygı duruşlarındaki patırtı da genellikle sessizliğin egemenliğiyle başlar ve sonra o ana kadar fikri sorulmayanlar kademe kademe sessizliğin egemenliğine son verirler.
Bazen bu patırtı seyircinin haykırarak verdiği mesajdır: “Sizin bize önerdiğinizden ve sunduğunuzdan daha önemli bir meselemiz var!” (Türkiye- Yunanistan maçında Fransa için 1 dakikalık sessizliği bozan sloganlardan birinin “şehitler ölmez, vatan bölünmez” olması bu tavra katılın katılmayın, klişe denilip geçilecek bir şey değildir!)
Bunları bilelim de öyle tartışalım istiyorum.
Yoksa ne olacak; iki gündür medyada gördüğüm gibi “Adamın kendine saygısı yok, başkasına mı olacak” diye atıp tutmak çok kolay.
Bir de yurt dışındaki statlarda böyle şeyler olmuyor diyenler var ki, kafadan atıyorlar.
Basit bir Google taraması bile onları saygı duruşları konusunda Batı tribünlerinin futbolculara ırkçı aşağılamaları ve bazı milli maçlardaki etnik protestolar konusunda aydınlatır.
Ha! Ne olursa olsun, tribünler Milli Marşlara saygılı olmalıdır. Bize yakışan budur.
Rakibin Milli Marşı çalınırken ıslığın, bağırmanın, sloganın kabul edilebilir yanı yok.

YORUM FARKLARI

Cengiz Semercioğlu ile Haşmet Babaoğlu’nun yorumları arasındaki farkı gördünüz değil mi?
Ben şahsen, hem Charlie Hebdo olayından sonra, hem de son Paris katliamından sonra, Haşmet’in yorumuna daha yatkın eleştirilerde bulundum.

Yani olayların psikolojik nedenlerine bakarak yazdım.

Anlayacağınız, ben yıllarca horlanmanın ve ezilmenin etkisi altında kalarak yorum yapıyorum.

Madalyonun ters tarafı da var ama, bunları yazmaya cesaret edemiyorum.
Örneğin, bizim Türkler’in çoğunun Avrupalı’ya bakış açısını yazamıyorum.
Siz de defalarca şahit olmuşsunuzdur. Pek çok Türk, Avrupalı’ya tepeden bakıyor. Küçümsüyor, hakaret ediyor ve ne yazık ki ırkçılığa varacak kadar aşağılıyor.
Biz bunları görmezden gelip, Avrupalı’nın bize karşı ıkçılığını öne çıkarıyoruz.

Ortayı bulmakta da zorlanıyoruz.

Bakın Cengiz Semercioğlu ile Haşmet Babaoğlu da bir noktada birleşemiyorlar.
Tıpkı bizim de kendi aramızda birleşemediğimiz gibi…




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *