Ahmet Suat Ari

İşin aslı

Bazen öyle anlar olur ki, sussan bir türlü konuşsan bir türlü. Konuşmak istemezsiniz, zira ortada size göre konuşulacak bir durum yoktur. Susunca da sizin de edilgeni olduğunuz türlü türlü rivayetler sarf edilir. Üstelik bu rivayetlere inanmaya dünden razı bir güruh olunca da işin rengi değişip, istismar, iftira ve töhmet altında bırakmalara kadar gidiyor. Sonrasında da benden günah gitti deyip ağzınızı açıyorsunuz.

Önce konuşmak istemediğimiz konuyu kısaca bir hatırlatalım ki bu adam neden bahsediyor denmesin. Geçtiğimiz günlerde UETD Hollanda’nın başkanı ve bazı yönetim kurulu üyelerinin görevi bıraktıklarını önce basından daha sonra da kendi yayınladıkları basın bildirisinden öğrendik. Buraya kadar her şey normal, zira her kurumda istifalar olabilir, ancak bu istifaların müsebbibi olarak ilan edilirseniz işin rengi değişir. Şayet sizin doğrudan müsebbip ilan edilmeyi gerektirecek bir davranışınız olmamışsa omuz silkip geçmeyi deneyebilirsiniz. Nitekim biz de öyle yaptık. Ancak bizim suskunluğumuz bazılarının senaryo yazma hevesini de kabarttı ve bizimle alakalı yazılar kaleme almaya başladılar. Durum artık bir şeyler söylemeyi gerektirecek hale gelmiştir diyerek birkaç noktayı aydınlatmaya çalışacağım. Bu belki bazı ikna olmazları tatmin etmeyecektir, ama ben yine de samimi olarak bazı sorulara cevap arayanları da göz önüne alarak konuyu aydınlatmaya çalışacağım.

Veyis Güngör’ün başkanlık, bendenizin de genel sekreterlik yaptığı UETD yönetimi 26 Ocak 2014 tarihinde Sayın Mehmet Salih Kaya ve ekibine devredildi. Bu devir teslim herkesin üzerinde mutabık olduğu bir değişimdi. Kimsenin kalmak veya gitmek gibi bir meselesi yoktu. 26 Ocak tarihine gelinceye kadar da yeni ekibin oluşturulması için mesai harcandı ve Mehmet Salih Kaya başkanlığında yeni ekip oluşturuldu. Burada mutlaka belirtilmesi gereken, hatta kamuoyunun da bilmesi gereken iki husus vardır. Birincisi, yeni yönetici arayışı esnasında bizim en ufak bir çabamızın olmadığıdır. Diğer husus ise bizim görevi gönüllü bıraktığımızdır. Bunun sebebi bizim, Genel Merkezin yeni dönemde uygulamaya geçirtmek istediği, ancak bizim (Hollanda yönetimi) böyle bir stratejinin Avrupa Türklerinin lobi hizmetlerine faydasının olmayacağına olan inancımızdır. Zaten bu yüzden de yönetimde daha fazla kalmanın bir anlamı olmayacaktı. Bizim görevde kalmaya devam etmemizin yeni stratejinin uygulanmasında mesele teşkil edeceği için görevi bu stratejiye inananlara devretmekten başka da seçenek yoktu ve devir teslim de bu doğrultuda gerçekleşti.

Biz klasik anlamda teşkilatçılıktan ziyade, bir network örgütü olarak çalışmayı seçmiştik. Bu tercihin en önemli sebebi de belirlenen hedeflerin uzmanlık ve tecrübe istemesiydi. Zira etkili bir lobi kuruluşunun uzman kadroları olması gerekirdi. Bu uzman kadrolar kendi alanlarında başarılı ve saygın kişilerden oluşmalıydı. Ayrıca bu kişiler Hollanda gündemine hakim, tutarlı ve bağımsız düşünebilmeli, kamuoyu oluşturma kabiliyetine sahip olmalıydılar. Bu kadroları mobilize etmenin yolunun klasik teşkilatçılıktan değil, hiyerarşik yapının olmadığı bir network örgütü olmaktan geçtiğine inanmaktaydık ve hala da inanmaktayız. Bize göre “Yüz Türkün yaşadığı” yerde bile örgütlenmeyi hedefleyen, AK Parti teşkilatı gibi çalışan bir UETD’nin, Sayın Cumhurbaşkanımızın 2004’te çerçevesini çizdiği lobi kuruluşu ile alakası yoktur. İşte bu yüzden de UETD Hollanda yönetimini devrettik. Devrederken de farklı kurumsal kimliklerimizle işbirliği yapabilme temennimizi de ifade ettik. Olması gereken de buydu.

Bu çerçevede de moderatör olarak yeni yönetime Türkevi, UETD ve Hollanda Türk Yazarlar Kulübü işbirliği ile organize edilen Amsterdam Tartışmalarına devam etmek isteyip istemediklerini sordum ve devam etmek istediklerini bizzat başkan beni arayarak bildirdi. Ancak ikinci toplantıya birkaç gün kala başkanın tüm üyelere bir mesajla Amsterdam Tartışmalarına kimsenin katılmaması talimatı verdiğini teessüfle öğrendik. Üstelik bu konuyla ilgili, bir yönetim kurulu üyesinin yıllık programla ilgili sorusu dışında en ufak bir görüşme bile olmadı. Anlaşılır bir durum değildi, ama kendileri bilir deyip, işimize devam ettik.

Bununla da kalmayıp bizim zamanımızla ilgili her türlü bilgiyi web sitesinden kaldırdılar. Adeta UETD Hollanda yeni kurulmuştu ve onlar da yeni yöneticilerdi. Biz de bir taslak web sitesini çevrimiçi yapıp UETD’nin bir geçmişi olduğunu belirtmeye çalıştık. Bunun doğru olmayacağını düşünerek “Bu 2005-2013 yılları arşividir, yeni yönetimle ilgisi yoktur” ibaresi koyduk. Bu konuda duygusal davrandığımızı itiraf etmeliyim. Olmaması gerekirdi ve nitekim bu web sitesi de iptal edildi.

Yeni yönetimin bizimle ilgili bir diğer icraatı da sağda solda bizim paralelci olduğumuz için uzaklaştırıldığımızı yaymak oldu. Bununla da yetinmeyip, geçmişte kurumsal kimliğimizden dolayı bizlere saldıran, hatta düzenli olarak düzmece haberlerle karalayan kişilerle, uyarmamıza rağmen buluşup bizim hakkımızda çirkin ifadelerin sarf edilmesine göz yumdular. Onların artık değiştiklerini, aslında ‘iyi adam’ olduklarını söylediler. Bize de Allah muhabbetinizi artırsın demekten başka bir şey kalmadı.

Arkadaşların anlayamadıkları bir noktanın olduğu kesindi. Onlar bizim UETD’den sonra her şeyden elimizi eteğimizi çekip köşemize oturacağımızı sandılar. Yan gelip yatmanın bizim fıtratımızda olmadığını anlayamadılar. Haliyle de yaptığımız her şeyi onlara inat yaptığımız vesvesesine düştüler. Tabii bunda mesleği fitnecilik olanların payı büyük, ama UETD gibi bir kurumu yönetenin bunu anlaması gerekirdi diye düşünüyorum.

Bizim onlara inat, hatta bilerek aynı tarihlerde faaliyetler yaptığımızı düşünmüşler. Sanki biz müneccimdik de onların ne zaman ne yapacaklarını bilip duruyorduk. Bir defa olsun bir davet bile almayan bizlerin şikayet edeceği yerde, arkadaşlar onların faaliyetlerini sabote ettiğimiz kanaatine varmışlar. Neymiş bu ‘sabote ettiğimiz’ toplantılar bir bakalım:

Amsterdam Tartışmaları olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerini Mayıs ayı programına alıp, adayları da aylar önceden davet ettik. Ancak toplantıya iki hafta kala adaylardan birisi arayıp UETD’nin de aynı tarih için davet ettiğini ve bizimkiyle aynı toplantı olup olmadığını sordu. Kendisine bu konuda bilgimin olmadığını ancak konuyu UETD ile görüşeceğimi söyledim. Akabinde de Ali Rıza Karacaer’le irtibata geçip bilgi almaya çalıştım. Hatta bu toplantıyı birlikte organize etme teklifi bile ettim. Maalesef toplantıyı kendilerinin yapacağını ve adayların da hangi toplantıya gideceklerine kendilerinin karar vereceklerini söylediler. Kısacası uzattığımız eli geri çevirdiler.

Bir diğer çakışma da kendilerine göre bardağı taşıran son damla niteliğindeki 28 Kasım tarihindeki Amsterdam Tartışmalarında oldu. Öncelikle şunun bilinmesinde fayda vardır: 28 Kasım tarihini biz değil Amsterdam Tartışmalarının misafir konuşmacısı Sayın Mahir Ünal belirledi. Bazıları Mahir Ünal gibi önemli bir şahsiyetin ajandasının kendilerinin toplantısını sabote etmek için kullanılamayacağını kavrayamamışlar ki, bunu bile sabotaj olarak algılamışlar. Oysa bu toplantının tohumları 1,5-2 yıl önce atılmıştı. Yapılması gereken onun gelişinden istifade etmekti, onun gelmesini engellemeye çalışmak değil!

Bir sabotaj vakası da Sayın Bakan İdris Güllüce şerefine verdiğimiz iftar daveti esnasında oldu. Arkadaşlar Sayın Bakan’ın bizimle birlikte olmasına o kadar bozulmuşlar ki, öfkeden aklın sınırlarını bile zorlayan çabalar içine girmişler. Öyle ki restorantın aşçısını bile arayıp davetin iptal edildiğini söylemişler. Maksat bizi zor durumda bırakmak! Biz bunları hep sineye çektik ve hiç sesimizi çıkarmadan işimizi yapmaya devam ettik. Üzüldük, çünkü 8 yıl emek verip belli bir noktaya getirdiğimiz UETD bize karşı hasmane tavırlar içine giriyordu. Uzattığımız eli geri çevirdiği yetmezmiş gibi, geçmişte bize yapmadığı çirkeflik kalmayan kişilerle birlikte hatıra fotoğrafları çektirip ortak mesajlar yayınladılar.

Her şeye rağmen gelinen noktanın bizi üzdüğünü kamuoyunun bilmesini isteriz. Biz olanları acemilik ve yanlış yönlendirmelere bağlıyoruz. Zira Sayın Mehmet Salih Kaya’nın samimiyetinden zerre kadar şüphemiz yok. Tek hatası olgu ve olayları iyi okuyamaması ve kurumsallıkta sürekliliğin esas olduğunu göz ardı etmesidir. Bu onun işlevi ile ilgili bir meseledir, şahsiyeti ile ilgili değil. Onun şahsına yapılan saldırı bize de yapılmış sayılır ki, bunu tasvip etmemiz mümkün değildir.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *