“İslam öldürmeyi değil, yaşatmayı emreder”

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Adalet ve Güvenlik Bakanlığı tarafından bir grup akademisyene yaptırılan araştırmada, Türk gençlerinin diğer gruplardan gençlere oranla radikalizme daha az yöneldikleri tespit edilmişti. Araştırmada, sosyo-ekonomik faktörler temel veri olarak ele alınırken, bu gençlerin İslam algısının oluşumunun onların davranışlarına etkisi irdelenmemişti. Amsterdam Tartışmaları meselenin bu boyutuna işaret edip Türk gençlerinin radikalizmden uzak durmalarına sebep olan Anadolu (Türk) İslam algısını ele aldı.
322

Prof. Dr. Mustafa Ünver Hoca’nın Anadolu İslamının ana mayasını oluşturan temel değerlere vurgu yaptığı sunumuna, İslam için çok önem taşıyan iki kavramın altını çizerek başladı. Birincisi, doğruya yönelen, doğruyu arayarak, Allah’ın yanı sıra başka bir güç ve hakikat kaynağı tanımadan, sadece bir olan Allah’ın yoluna kendisini en temiz, saf ve duru olarak teslim eden kişiler anlamına da gelen, aynı zamanda esnekliği de ifade eden hanifliktir. İkincisi ise Makasıdı Hamse (Beş Maksat) olarak adlandırılan ilkelerdir. Bu ilkeler; dini, canı, malı, aklı ve nesli korumaktır ve İslam literatüründe zaruriyet olarak adlandırılırlar. Ünver, bu ilkelerin uygulandığı bir inanç sisteminde ne radikalizme ne de extremizme yer yoktur dedi.
Prof. Dr. Mustafa Ünver, “Acaba ne var bu topraklarda ki, radikalizm ve extremizm doğurmuyor?” sorusuyla Anadolu İslam algısının temel nüvelerine değindi. Anadolu mirası, Anadolu mayası ve medeniyeti yüzyıllar boyunca ortaya çıkmıştır. Burada şu hususların altının çizilmesi gerekir.

Bunlar:
• Anadolu eşsiz bir mirasa sahiptir;
• Farklı tecrübeler, gelenekler, değerler, insani ve hümanistik konseptler nesilden nesile aktarılmıştır;
• Anadolu farklı değerleri, gelenekleri buluşturan bir kavşaktır;
• Farklılıklarla birlikte yaşama yeteneği oluşmuştur. Binlerce yıl boyunca bir çok mediniyet kendisini ifade etme fırsatı bulnuştur;
• Anadolu mümbit bir yerdir. Göç ve ticaret yollarının kavşak noktasıdır. İklimi güzeldir ve çok verimlidir.

Anadolu’ya Türklerin gelmesiyle de İslamla tanışmıştır. Önce Selçuklular daha sonra da Osmanlılar Anadolu İslam algısının ortaya çıkmasında etken olmuşlardır. Özellikle Osmanlının bu konudakı rolünün altını çizmek gerekir diyen Ünver, yedi asır hüküm süren Osmanlının sadece Anadolu’da değil, üç kıtada Anadolu’da geliştirdiği özgürlükçü ve hoşgörü geleneğini yaydığını söyledi. Onlarca dilin konuşulduğu, yüzlerce mezhebin var olduğu Anadolu’da gerek Hristiyanlık gerekse Yahudilik her türlü temsil hakkına sahip olmuştur. Osmanlı bunu yaparken millet sistemini uygulayıp, kamuda İslam hukuku medeni hukukta da her dinin kendi hükümlerini uygulamıştır. Her millet kendisini ifade imkanı bulmuş ve kendi değerlerine saygı görmüştür. Bu yüzdendir ki nüfusun % 40’nı oluşturan gayrimüslimler mesele oluşturmamışlardır.
İslam Anadolu’da bin yıla yakın hakim olduğu halde diğer dinlerin izlerini silmemiştir. Tam aksine onların yaşamalarını sağlamıştır. İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet oradaki dinlere garantör olmuştur. Bunu diğer bölge ve ülkelerde göremezsiniz. Bunun en bariz örneği İspanya ve Balkanlarda görülmektedir. Oralarda Müslümanlar sonrası İslami döneme ait eserler büyük tahribatlara uğramıştır.

Osmanlı döneminde dünyanın her yerinde baskılar, zulümler olurken Anadolu’da adalet ve hoşgörü iklimi hakim olmuştur. Hatta başka yerlerden kaçanlar Osmanlıya sığınmışlardır. Osmanlı dönemindeki hoşgörüyü bugün bile görememekteyiz, zira Avrupa’da her gün yeni bir ırkçılık, ibadethanelere saldırı olayıyla karşılaşmaktayız.
Ünver, “Canın büyüğü küçüğü olmaz, ona zarar vermek günahtır” diyen bir Anadolu ümmisi ve “Dünya senden olmayanlarla hoştur. Onların sana verdiği ilimlerle, kıymetlerle ve gönüllerle hoştur. Sadece senin gibiler değil senden olmayanlar da yaşasın ki, sen de yaşa…” dedirten bir senaristin Anadolu terbiyesinin özümsenmesine örnekler teşkil ettiğini ve Anadolu Medeniyetinin de bu olduğunu söyledi.

Demokrasi, tölerans, çoğulculuk, insan iradesi ve onurunun korunmasını dinin korunması ilkesinden çıkarabiliriz diyen Ünver, bunun gerek ayetlerle gerekse hadislerle desteklendiğini söyledi. Bakara Suresinin 256. Ayeti “Dinde zorlama yoktur, hiç kimseyi zorla Müslüman yapamazsınız” ve Peygamberimizin (S.A.V.) “Davranışlar niyetlere göredir der, bu İslamın da iç temizliğini, kalp temizliğini ögütlediği anlamına gelir.

“Hiç biriniz kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe gerçekten mümin olamaz” hadis-i şerifi ve Enam suresinin “Müsriklerin putlarına dahi küfretmeyiniz, yoksa onlar da kalkar sizin taptığınız Allah’a söverler” ayetinin mütekabiliyete en güzel örnekler olduğunu söyleyen Ünver Anadolu mayasında da bu var dedi.
Anadolu İslam algısının oluşmasında etkili olan üç harcın olduğunu söyleyen Ünver, bunları ahilik, tasavvuf ve vakıf geleneği olarak sıraladı. Ahilik iş ahlakının tasavvuf har türlü davranışın referansı olurken, vakıflar da toplumsal meselelere toplumsal çözümler sunmuşlardır. Unver: “Vakıf medeniyetinin özü, her insanın tüm insanlığın meselelerini kendi meselesi gibi hissetmesidir. Bunun için çalışıp üretmek, ihtiyacından fazlasını başka ihtiyacı olanlar için harcamaktır.” Bu anlayışla binbir sebeple sayısız vakfın tesis edildiğini ve böylece bir çok meselenin hallolduğunu söyledi. Yine bu medeniyetin yetiştirdiği ve o medineyete büyük katkıları olan Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayram Veli, Pir Sultan Abdal, Aziz Mahmud Hüdayi, Mehmet Akif, Bediüzzaman Saidi Nursi gibi daha nice şahsiyetlerin Anadolu İslam algısının oluşmasına katkı sağladıklarını belirtti.
IMG_7060 (2)

Cihad kavramına da değinen Prof. Dr. Mustafa Ünver, kavrama herkesin farklı bir anlam yüklediğini söyledi. İslamdaki cihad anlayışının çok orijinal bir yaklaşım olduğunu ve cihadın iyiliği gerçekleştirmek için insanın tüm gücüyle çalışması anlamına geldiğini söyledi. Ünver: “Cihad savaş yapmak değildir, Aliya İzzetbegoviç’in deyimiyle güzel olan her şey İslamdır, haliyle bu uğurda çalışmak cihaddır. Savaşmak adam öldürmek demektir. Halbuki İslam yaşatmak dinidir, barış dinidir, kelime anlamı da barıştır.”
Sunum sonrası yapılan tartışmada Hollanda’da Türk gençleri arasında sınırlı da olsa radikalizm tehlikesi olduğu ve buna karşı önlem alınmasının kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Aynı zamanda Hollanda Diyanet Vakfı Başkanı da olan Prof. Dr. Mustafa Ünver, kendilerinin kurum olarak bu konuyu ciddiye aldıklarını ve kavramın üzerinde fazla durmadan integral yaklaşımlarla meselenin üzerine gittiklerini söyledi. Özellikle gençlerin hem eğitim konusunda hem de toplumsal katılım konusunda teşvik edildiğini ve bunun meyvelerinin de kısa vadede olmasa bile uzun vadede alınacağını belirtti.

Hollanda’da yaşayan Türk gençlerinden radikalizme yönelenlerin ana gerekçelerinin din olmadığı, ayrımcılık, geri bırakılmışlık duygusu, kimlik arayışı, golbal seviyedeki adalatsizlikler gibi faktörlerin de rol oynadığı ve sorunun çözümünde bunların da göz önüne alınması gerektiğinin altı çizildi. Öne çıkan bir başka husus da Türklerin bir genel platform oluşturup radikalizme karşı tedbir alması gerektiği ve bunun için de Diyanet Vakfı’nın öncülük etmesidir.
Son olarak da bizi biz yapan değerlerin toplum hayatında pek görülmediği ve onların çoğu zaman terk edildiği gerçeğine vurgu yapıldı. Bu değerlerin hem kendi toplumumuza hem de genel anlamda tanıtılıp benimsetilmesi için çalışmaların kaçınılmaz olduğunun altı çizildi.

Ahmet Suat Arı




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *