İyiliğe işaret eden Žižek ve Sancak Amsterdam’daydı…

Amsterdam geçtimiz günlerde iki farklı isme ev sahipliği yaptı. Bunlar: Lubjana’lı Marksist Slavoj Žižek ve Siirt’li eski Mao’cu Ethem Sançak’tı. Žižek Kilise’de gençlere hitap etti. Sançak ise geleneksel Amsterdam Tartışmaları’nın misafir konuşmacısıydı. İlk bakışta bu iki ismin birbiriyle aynı hafta Amsterdam’da bulunmaktan başka ne ortak özelliği var? Sorusunu sorabilirsiniz. Ancak, her ikisinin de üzerinde durduğu konular ve verdikleri mesajlara bakınca ne kadar ortak özelliklerinin olduğunu siz de göreceksiniz. İkisi de Avrupa’nın ve insanlığın ‘iyiliğe’, ‘adalet’e, ‘hoşgörüye’ yani Osmanlı modeline dönmeleri gerektiğini savunuyorlar. Önce Žižek’ı ele alalım.

Žižek Batı’da en aykırı, en tehlikeli ve bir o kadar da popüler ve dinamik filozof olarak tanımlanır. Žižek aynı zamanda çok kimlikli bir düşünür olarak bilinir. Lübyana’da yaşamasına rağmen yorumları tüm bilim dünyasını, hassaten Batı gençliğini kucaklamış durumda. Günümüz gençleri arasında o kadar meşhur ki Žižek, örneğin Amsterdam’daki seminer biletleri on dakikada kapışıldı. Peki, Žižek’i günümüzde bu kadar popüler kılan şey nedir? Neden Batı’nın en tehlikeli düşünürü olarak isimlendirilmektedir? Kitaplarının kalın ve anlaşılması zor olmasına rağmen okuyucuyu neden cezbediyor? Bu soruların cevabı Žižek düşüncesini oluşturan dört ayrı disiplinde yatmaktadır. Bunlar: psikanaliz’de Lacan, felsefe’de Hegel, ideoloji’de Marks ve teoloji’de Hıristiyanlık’tır.
Žižek’in temel sorunu ise ‘oluş’u anlamak ve kavramaktır. Hiç beklemediğiniz bir an, bacağınız kırılıyor, çok sevdiğiniz birisini aniden kaybediyorsunuz, hesap edilmeyen bir suikast gözünüzün önünde cereyan ediyor. Nedir bütün bu olanlar? diyor Žižek. Olanlar bizim kim olduğumuzu, olaylara ne kadar hakim olup olmadığımıza bir ip ucu oluşturmuyor mu? diye devam ediyor Žižek…

Peki Žižek’i nasıl tanımlayabiliriz? Cevap, onu yakından tanıyanlardan geliyor. Žižek’i, arkadaşı filozof Gijs van Oenen, ‘hareketli, dinamik, bir şeye sabitlenmeyen birisi’ olarak tanımlıyor. ‘Ne bir kariyer sahibi, ne de bir kaç kez evlilik yapmış birisi olarak tanımlanamaz’ diyor. Belki bir düşünce hareketinin öncüsü olabilir. Kimliğinin tanımlanması noktasında Foucault’la aynı düşünülebilir: ‘Bırakın bizim kimliğimizi polisler tesbit etsin’.
Žižek günümüz Avrupa sorunlarına da dikkat çekerek, “Avrupa, Osmanlı veya Avusturya imparatorluğunun şeklini almalı” diyor. Žižek’ devam şöyle devam ediyor: İslam her zaman hoşgörülü bir din oldu; 18 ve 19. yy’da İstanbul›a gelen Avrupalı gezginler, buradaki dini hoşgörüden şaşkına dönmüşlerdi. İslam›ın ve özellikle de Osmanlı’nın özgün anlamıyla hoşgörüye sahip olmak anlamında çok gerilere giden bir tarihi var. Eğer çokkültürlülük konusunda bir şey öğrenmek istiyorsak, bu yüzden sizin tarihinize bakmamız gerektiğinin çok açık olduğunu söylüyorum.” (Yusuf Kaplan)

Gelelim Amsterdam’ın ikinci misafiri Ethem Sancak’a. Ethem Sancak’ı bir çoğumuz medyadan tanır. İş dünyasındaki renkli geçmişi ve başarıları yerine, Lübyana’lı Marsist Žižek’le benzeşen sisyasi tarihçesine dair bir iki not düşeceğim.  Siirt’li Ethem Sancak kendi ifadesiyle eski bir Mao’cu. Bizim anladığımız haliyle sosyalist ya da komünist. Yani, Şehirleri köylerden kuşatıp ‘gerici iktidarı’ devirmeyi” hedeflemişlerdi. Ama olmadı diyor Sancak: “Devrim yapacağız diyorduk, biz devrildik”.
Ve kırk yıl süren bir ‘oluş’ ya da ‘varoluş’u arama mücadelesi. Dile kolay, kırk yıl ‘adalet ve özgürlük’ arayışında geçen bir ömür. Bunun adı ise solculuk…  Ve Ethem Sançak’ta büyük değişim ve inkişaf askerden geldikten sonra başlıyor. Bu değişimde, ‘tarih ve sanat’ anlayışı ve bilinci çok önemli rol oynuyor. Örneğin İstanbul-Amsterdam arası yolculukta ‘Timur’u anlatan bir kitabın sonuna gelmiş.  Amsterdam’da kanal gezisi yaparken, bu tarih merakı nereden geliyor? Sorusunu sordum kendisine. Verdiği cevap çok anlamlıydı. ‘Tarih şuurununöz’ün bilinmesi olduğunu devletlerin ve milletlerin yükselişinde önemli rol oynadığını’söyledi Ethem Sancak. Devamla her gece bir kaç saat mutlaka tarih kitabı, ama mukayeseli olarak, okuduğunu ilave etti. İslam tarihi, Türk devletleri tarihi, Endülüs tarihini okudukça kendi özünü bulduğunu söyleyen Ethem Sancak, ‘medeniyet kuşu havalandı, ya Hindistan’a konar ya da İstanbul’a konar’ diyerek bize bir medeniyet tasavvuru sunuyordu. Devamla “Gelecekte, geçmişimize uygun bir toplumsal varlık oluşturacaksak, artık Türkiye sosyolojik olarak,  geldigi konum itibariyle sistemini değiştiremezse bu ülküsüne ulaşamaz” diyor Sancak.
Ve Ethem Sancak’ın Sanat’a olan ilgisi  dünyaca ünlü İslam bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin ile tanışmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır.

Evet, Amsterdam’ın iki farklı misafirinin ortak özellikleri var’oluş’u aramak olarak karşımızda. Žižek sorular sormaya, zihinleri bulandırmaya devam ediyor. Tarih şuuru Žižek’i Avrupa’nın kurtuluşunu Osmanlı modeline yöneltmiş. Sancak ise ‘bürokratik-oligarşik sisteme karşı bir Osmanlı sistemi olan başkanlık sistemini’ savunuyor. Demek ki insanlık ‘adalet’e, ‘hoşgörüye’ ve ‘iyiliğe’ muhtaç.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *