İsmail YIldırım

LPG sistemini Türkiye’ye taşıyan işadamı: İsmail Yıldırım

“Jij kan de windmolen niet andersom laten draaien. Bu sözü çok duydum eskiden. Ben 1973 yılında Kayseri’den 13 yaşımda Hollanda’ya geldim. 5 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. Babam alüminyum fabrikasında çalışıyor ve 375 Gulden maaş alıyordu. Zwolle’ya geldik, ilk gelen ailelerden biriydik ve burada kimsemiz yoktu. İlk zorları biz yaşadık. Biz köyde ne araba gördük, ne düğmeye basınca ışığın açıldığını veya düğmeyi çevirince odanın ısındığını. Bunların hepsi yeniydi bizim için”.

 

Amerika’dan gelen ve Avrupa turnesine çıkan Türk Kahvesi serüvenini organize eden Yusuf Kılıç isimli genç ve yakışıklı arkadaşımız bize, okumaya ve bilmeye değer bir iş hayatı hikayesi olan bir İsmail amcası olduğunu söyledi. 3000 metrekarelik bir iş merkezi olan İsmail Yıldırım Bey’in Ijsselstein’deki ofisine randevu yapıp gittik ve iki saatlik sohbetimiz boyunca, bize çok özet bir şekilde anlattığı hayat hikayesinin önemli bir kısmını dinledik. Büyük bir bölümünü gülümseyerek ve takdir ederek dinlediğimiz bu akıcı ve hatıralı sohbetten büyük keyif aldık. Sizin de keyifle okuyacağınızı umuyoruz.

 

En zirve zamanlarımızda 40 milyon civarında cirolar  yaptık. İlk istasyon açtığımızda adım Türko’ydu, sonra ‘De Turken’ oldu, sonra ‘Jongens van de Sporthal’ oldu, sonradan ‘Gastarbeiders’, ‘Allochtoon’ en sonunda da ‘The Yıldırıms’ oldu. Ben Türkiye’de diyorum ki “İsmail Yıldırım, Zwolle” yazın zarfa gelir diyorum, beni herkes tanır. Sığındığımız Allah’ımız ve kocaman bir yüreğimiz var.

 

Önce yaklaşık yarım saat boyunca Türk ve Hollanda medyasına değindiğiniz ilk bölümde İsmail Bey bize önceden Telegraaf’ta 2 sayfa çıkan röportajını gösteriyor. Başlık aynen şu: “Türk göçmen İsmail Yıldırım şimdi en üst düzey işletmeci: Benzin istasyonu  çıraklığından gayri menkul patronluğuna”. İsmail Bey medya dünyasında bir üst lige çıkmak için kendi deneyimlerinden çıkarak bize tavsiyelerde bulunuyor.

 

 TelegraafRoportajIsmailYIldirim

Gençliğe şöyle seslenmek istiyorum; inanç ve azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. Allah’tan herkes bir şeyler ister ama o hak edene verir. Azimli ve dürüst olsunlar. Önce kendilerine inansınlar hiçbir engel duramaz önlerinde. Sinema filmi çekildi “Ijsselstein 700 jaar oud” çekimleri. Burada oldu ve 4 kez bana rol verdiler. Neydik ne olduk? Eğitimim yok, ama yüreğim var; kendime inanırım ve azmim var, pes etmem her hayal gerçekleşecek diye bir şey yok ama hayalsiz bir dünya da olmaz. Ben ömrümde çok gördüm küçümseyici bakışları, çok duydum alçakça konuşmaları. Ama ne olursa olsun, istedikten ve azmettikten sonra her şey olur.

 

 Hollandalıların bir atasözü var diyerek başlıyor sözüne ve neredeyse soru sormaya fırsat kalmadan hayatını kronolojik bir sıralamayla anlatmaya başlıyor.

 

“Jij kan de windmolen niet andersom laten draaien. Ben bu sözü çok duydum eskiden. Ben 1973 yılında Kayseri’den 13 yaşımda Hollanda’ya geldim. 5 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. Babam alüminyum fabrikasında çalışıyor ve 375 Gulden maaş alıyordu. Zwolle’ya geldik, ilk gelen ailelerden biriyiz ve burada kimsemiz yoktu. İlk zorları biz yaşadık. Biz köyde ne araba gördük, ne düğmeye basınca ışığın açıldığını veya düğmeyi çevirince odanın ısındığını. Bunların hepsi yeniydi bizim için. Dışarıya çıkmaya korkuyoruz, etrafta sarı sarı insanlar var. Beni okula çağırdılar, LTS’e başladım, ama hiç dil bilmediğim için anlamıyorum. Onlar bana bakıyor ben onlara ve böyle olmadı dolayısıyla okula gitmeyi bıraktım. Evde kaldım ama farkettim ki, babam zorlanıyor bizim evi geçindirmeye. Köyden getirdiğimiz bulgur mercimek vs. bitti.

 

Eve desteğim olsun çalışıp para kazanayım diye düşünüyorum ama ne yapacağımı bilemiyorum. Bizim caddede dolaşırken evimizin ilerisinde bir tren yolu vardı, tren geçerken arabalar ışıkta bekliyordu ve epey araba birikiyordu. Nerden aklıma geldi bilmiyorum. O gün elime bir kova aldım ve başladım arabaların camını silmeye. Camı silip arkamı dönüyorum,  çünkü utanıyorum el açıp para istemeye. Adam camı açtı ve beni çağırdı bana 1 Gulden bahşiş verdi. Ben nasıl seviniyorum sorma! O parayla Edah’a gittim, 2 ekmek almak için ama bir tane alabildim.  55 cent’e bir ekmek aldığımı hiç unutamam. Bundan sonra her gün gidip arabaların camını silip para kazanmaya başladım.  Günde 1 veya 2 Gulden kazanıyorum. Sonraları polis beni aldı karakola götürdü. Çok korktum ve böylece ilk karakolu orda gördüm. Bana bir patat verdiler, ilk patat’ımı orada yedim. Üzerine beyaz bir şey (mayonez)  dökmüşler. Polis beni getirdi eve bıraktı, ertesi gün yine araba temizlemeye gittim yine polis beni götürdü ve bu böyle günlerce devam etti.

“BİR GÜN BURAYI SATIN ALACAĞIM”

Bir gün karakoldan çıktık, polis beni başka yere götürüyor farkettim ki. Evin yolunu artık öğrenmiştim çünkü gide gele, şehri çıktık ben korktum tabi. Eyvah hapse götürüyorlar beni diye başladım ağlamaya, polis gülerek ‘ağlama’ demeye çalışıyor ama anlamıyorum ki. Bir benzin istasyonuna götürdü ve beni oraya bıraktı. ‘Orada çalışma,  burada çalış’ dedi el kol hareketleriyle ve ben orda işe başladım. İstasyon sahibi Musevi kökenli, çok disiplinli ve otoriter bir adamdı, beni 1 dakika boş durdurmazdı. Her yeri temizlettirdi, ben daha çocuğum ilk defa bir işe başlamışım. Bana kendinden maaş vermezdi, sadece arabaların camını sildiğim zaman bahşiş alırdım. İlk zamanlar beni kendisi sabah evden alır, akşam tekrar evime bırakırdı. Sonra bana bir bisiklet aldı, kendim gidip gelmeye başladım toplam 22 km gidip geliyorum bisikletle.

Ismail-Yildirim-IKA_5166

Yıllar nasıl geçti bilmiyorum. Adam beni çok güzel yetiştirdi. Henüz araba istasyona girmeden ben dışarıda nöbet tutuyorum. Müşteriye nasıl davranılır? Nasıl merhaba denir? Nasıl güleryüzlü davranılır? Arabaların camını özenle silerdim büyük bahşiş versinler diye. Artık muhteşem bahşişler almaya başlamıştım. Günde 30 Gulden kazandığım olurdu.  Aradan iki yıl geçti 15 yaşındayım. Bir gün iş sahibi bana dedi ki ‘aldığın bahşişleri kutuya koyup, sonra üçe böleceğiz, karım kasada, ben benzin dolduruyorum, ama sen çocuk olduğun için hep sana bahşiş veriyorlar’ dedi. Zorum gitti ama hayır diyemedim. Bana maaş verse tamam, ama ben sadece bahşişten kazanıyorum. Bir gün müthiş kar yağıyor ve akşama kadar istasyondaki karları temizledim, hastayım ama yine de çalışıyorum. Bahşiş kutusunda akşam 5,75 Gulden birikmiş ve adam bana sadece 2 Gulden verdi. Bu çok zoruma gitti ve o gün ordan ayrılırken “Bir gün burayı senden satın alacağım” dedim, adam bana “Yel değirmenini geri çeviremezsin ki” dedi ilk defa orda duydum. Eve bisikletle gelene kadar ağlayarak dua ettim.Allahım burayı bana nasip et’ diye, bilseydim duamı kabul edecek, Allah’tan daha büyük şeyler isterdim.

 

Ertesi gün Zwolle’daki bütün istasyonları dolaştım en sonunda köhne bir yerde küçük bir istasyon vardı, oraya gittim adam istemedi. Ben de en son pompa arka tarafta olduğu için beni göremiyor, orda gizli gizli cam siliyorum beni görünce kovuyor ama ben gitmiyorum devam ediyorum. Sonra benim profesyonelce cam sildiğimi görmüş uzaktan izlemiş. Beni yanına çağırdı, gittim bana dedi ki ‘şu camı sil bakalım’. Ona öyle fosforlu cam sildim ki adam hayran kaldı ve bir başka araba derken araba bekledik camını silmek için. Beni içeri çağırdı ve “Seni işe alacağım ve maaş vereceğim” dedi. Ben “Maaş istemem” dedim bahşiş yeter dedim. Adam “Bahşiş alacaksan maaş da alman lazım!” dedi. Pasaport filan istedi, alıp geldim evden. Sonra hesapladı filan ve bana dedi ki “Seni işe alamam, sen henüz 15 yaşındasın!”.  Ağlayarak ikna etmeye çalıştım, ama olmadı. “16 yaşına gelince gel, seni işe alırım” dedi. Eve geldim yalvar yakar babamı Türkiye’ye gitmem için ikna ettim. O zaman ayda bir kere uçak kalkıyor. Türkiye’ye gidip mahkeme kararıyla hâkime durumu anlattım ve yaşımı büyüttüm. Zaten biz Hollanda’ya gelecek zaman nüfus çıkartmıştık. Yani tam yaşım zaten belli de değil.

 

Geri geldim ve adama gittim bana şaşkın halde bakıyor. “Neden geldin?” diye sordu. “Ben sana 16 olunca gel demiştim” dedi. Ben “16 oldum” dedim ve önüne kâğıtları attım. O da sözünde durdu ve beni işe aldı.  Acayip bir eforla cam siliyorum ve aldığım maaşın iki katı da bahşiş alıyorum. Adım çıktı ‘Turko’ya! Taksi şoförleri geliyor cam sildirmeye. Sırf bana 1 Gulden bahşiş vermek için camını temizlenler oluştu. İşte o zaman “gunnen” vardı şimdiki Hollanda’da olmayan. Yıllar geçti aradan ve patron beni, kendine ait bir başka şubesi olan Sporthal istasyonuna verdi. Ben o istasyonu tek başıma işletmeye başladım. Aldığım maaş önemli değil ben daha bahşiş almak için çabalıyorum. İşte gençlik azmi bu, ama hak etmediğim bahşişi asla almam. Neyse 20 yaşına geldim. Bir gün patron yanında bir kendi patronuyla yanıma geldi. Bu işi hakkıyla yaptığımı gördüğünü bu yüzden bu mekanı bana devretmek istediğini söyledi. “İçindeki eşyalar benim hediyem olsun sadece akaryakıtı benden alacaksın, burayı satın al” dedi. Babamı aldım yanıma, birçok banka dolaştım.  22 bin Gulden borç alacağız, kimse vermiyor! Sordukları tek şey “Business Plan“. Ne olduğunu bilmiyoruz ki. Sonunda, bugün sayısı yok denebilecek kadar az olan ve mevzuatı dışına çıkmayı göze alabilen Rabobank’ta çalışan bir yönetici “Ben 3 şeye bakarım, insanın beynine kalbine ve omurgalı oluşuna. Kalem her şeyi yazar, ben sana inandım, baban kefil olsun 22 bin Gulden’i veririm” dedi. O bana bir ders oldu ve o günden sonra ben de insanların üç şeyine bakarım.

 

…VE İSMAİL BEY İŞLERİ BÜYÜTÜYOR

1 Mart 1980. Okulu bitiren kardeşlerim yanıma geldiler, bir aile sirketi kurduk. Onlar teker, ben direksiyon oldum. Allah yürü ya kulum dedi. Allah hakedene verir.  Öyle koşturuyoruz ki karşılığını veriyor Rabbim. 1985 yılında ‘Yılın En Çok Akaryakıt Satan Benzin İstasyonu‘ ödülüne layık görüldüm. Ödül alanlara Kanarya Adalarında tatil hediye ettiler; benim hiç duymadığım yerler. Den Haag’da kongre salonunda toplanıp oradan gemiyle gideceğiz. Benim yanımdaki bana kontrat veren Meneer Bedels’in gölgesine sindim. Sağolsun Meneer Bedels, her yılbaşında gider elimle yılbaşı paketini veririm. “Yapılan her iyilik ve her kötülük hiç bir zaman unutulmaz, ama yapılan kötülüklere kötülükle değil, iyilikle karşılık vermek için unutmamak lazım”. Herkes takım elbiseli işadamları, en genç benim ve tek Türk’üm. Kimse bana yakıştırmıyor böyle bir şeyi. Beni gemide çalışan garson zannedip içecek bir şeyler filan istiyorlar, ben de gidip getiriyorum. Proğram başladı. Ödül alanları podyuma davet ettiler, ilk defa bir mikrofona konuşuyorum. Konuşmacı “Başarını neye borçlusun?” diye sorunca çok heyecanlandım, o anda aklıma geldi ve söyledim; Bunlar ‘LWI klanten’ dedim kimse bir şey anlamadı. “Bu ne demek?” diye sorduğunda ise ‘Lucht, Water en Informatie’ dedim. Bu müşteri kitlesi, para vermek istemeyen, ama memnun kaldığı için bir daha geldiğinde para verecek olan müşteri dedim. Bunlar bedava müşteri, hizmet verirsin para alamazsın ama benzinlik için en önemli müşteriler dedim. Bu söz bütün Texaco’ların kitabında yazar hala. Zaman geçiyor biz başarıdan başarıya koşuyoruz.

 

 

Sohbeti yarılamış bir vaziyette iken İsmail Bey’in ofisinde kendi el yazısı ile yazmış olduğu ve tamamen kendisine ait, hayatındaki deneyimlerden imbik imbik damıttığı bir söze yöneliyoruz.

“Bak şu levhada yazar “Zengin bir kalbin yoksa servetin zavallı bir dilencidir“. Biz oldu bitti yürekten çok zenginiz Elhamdülillah, içilmiş kahvenin yenmiş şekerin hesabını yapmayız. Karşılık beklemeyiz.

Sene 1991. Biz bu arada 3. benzin istasyonunu açtık.  İki tane tamirhane, bir Çin restoranımız oldu ve hizmet, dürüstlük ve azmimizi herkes biliyor. Bir gün bana bir telefon geldi BP’den, görüşmek istediklerini ve bir benzin istasyonunu bana satmak istediklerini söylediler. Bu istasyon elimde 2 Gulden ile büyük  bir üzüntü ile terkedip gittiğim benzin istasyonunuydu. Gidip görüştüm o musevinin de patronu olan iş sahipleriyle ve ilk sorduğum şey “Ne kadar istiyorsunuz?”.  Çünkü para var, artık bize borç vermeyen bankalar bizim ayağımıza geliyor beraber çalışmak için.  O zaman çok yüksek bir fiyata belki de değerinin iki katına o istasyonu satın aldım. Ama aldığım şey benzin istasyonu değil ki adeta geçmişimi satın aldım. İçindeki benim eski patron, ama bilmiyor benim aldığımı henüz. Çünkü en son ana kadar alıcının gizli kalmasını istedim o BP istasyonunun franchising sahibinden. Eski günlerde nasıl elimde 2 Gulden’le eve geldiğimi anlattım ve duygulandım, adam da duygulandı ve söz verdi söylemeyeceğine dair. Gittik anahtar teslim alacağız, adam bana ters ters bakıyor, 31 yaşına gelmişim adam beni tanımadı. En sonunda anahtar teslim aldıktan sonra ceketini tuttum giydirdim “Beni hatırladın mı?” dedim. Baktı, hiç ses çıkartmadı. “Beni elimde 2 Gulden’le göndermiştin hatırlıyor musun?” dedim. “Evet hatırladım” dedi “Ama ben sana öyle yapmasaydım sen burayı alamazdın” dedi. O an ikimizin de gözlerinden  yaşlar döküldü. Küçüklüğümden kendisini gaddar olarak hatırlardım, ama sonradan anladım ki en iyi öğretmenim oymuş.

Ismail-Yildirim-IKA_5138

Daha sonra işleri nasıl büyüttünüz? Zwolle ile sınırlı kalmadınız zannederim.

Temel eğitimi orda aldım sonrada hayat mektebini bitirdim. Sonraları istasyonu 6’ya çıkarttık, Zwolle küçük gelmeye başladı. İstanbul’a gittim, o zaman Tayyip Erdoğan yeni İstanbul Belediye Başkanı olmuş ve Rusya ile anlaşma yapıyor. Hava kirliliğinin %27’sinin arabalardan olduğunu ve buna çözüm aradığını yazan bir gazeteyi aldım geldim ve acaba İstanbul’da LPG var mı diye merak ettim. Türkiye pazarını araştırttım.  LPG var mı? Nerden alıyorlar? Nasıl yapıyorlar? O zamanın Avrupa Milli Görüş Teşkilatları Başkanı bana İstanbul’a gidip Tayyip Erdoğan’la görüşmemi tavsiye etti. Türkiye’ye gidip Tayyip Erdoğan’la görüşmek istedim ama ilk planda ona ulaşıp görüşemedim, danışmanları önemsemediler. Kapıdan girdim pencereden geri gönderdiler. Hollanda’ya bir hışımla ve bir sitemle döndüm. daha üst düzeyden görüşme sağladı. İkinci kez gittim ve bu kez görüştüm. Beni dinleyip “Projeyle ilgili bir çalışma yapacağım” dedi Tayyip Erdoğan ve dosyayı aldı. Plan proje iyi olursa kapital kendiliğinden geliyor. Üçüncüsü ise cesaret, ameller ve niyet.

 

Ya tutarsa hesabı herkes traktörünü satıp istasyon açmak istiyor, sistem bana ait alıp çalıştırmak amaçlı. Çok para kazanıyoruz nerden gelip gittiği belli değil, alt yapı da biraz zayıf olduğu için bazı hatalar yaptım ve bundan dolayı 1998 yılında bütün haklarımı büyük bir şirkete sembolik olarak tek 1 lira’ya devrettim. Koştuğum tek şart bütün bayiliklerimin kaliteli hizmet vermesinin devam ettirilmesiydi.

 

HOLLANDA TÜRKİYE ARASINDA MEKİK DOKUYOR

Hollanda’ya tekrar döndüm ama 1 yıl sonra İstanbul’a geri gittim. Fakat bu kez başka İsmail olarak gittim. İstanbul İkitelli Başakşehir’e giden anayol üzerinde koskoca bir iş hanı ve muhteşem bir benzin istasyonu yaptırdım. Bu yere dostlarım güldü, “Burada kargalara mı satacaksın benzini?” diye ama şu an Türkiye’nin üçüncü büyük benzin istasyonu orası. İstasyonu açtık ağustos depremini yaşadım. Evde kalamadığımız için benzinlikte bir karavan içinde yatıp kalkıyorum ve duş almak için hamama gidiyorum. Bir gün hamamda düştüm ve 25 gün hastanede yattım, uzun süre tedavi gördüm, kırılabilecek ne varsa kırılmış. Acı günler yaşadım ama inancımı kaybetmedim. 5 yıl sonra ancak kendime gelebildim. Ama insanları tanımakta zorlanıyorum, hatırlamıyorum. Bu yüzden insanlar selam vermedim diye kızıyorlardı halbuki ben hatırlamıyorum adamı. İnsanların gözündeki itibarımı kaybetmemek için şehrimi değiştirdim. Zwolle’dan Apeldoorn’a taşındım. O zamanlar Rabobank’la aramız çok iyi idi.  Bana Ijsselstein’de bir bina önerdiler ve burayı aldım. CiZ sigorta şirketi zaten içinde kiracı olarak oturuyormuş. Buna güvenerek devraldık. Sevincimiz çok kısa sürdü. Biz binayı devraldıktan 5 hafta sonra CiZ bir bahaneyle tek taraflı olarak kira sözleşmesini feshetti  ve binayi terk ettiler.

 

Aklımda hep bi soru işareti kaldı: Burayı bana öneren Rabobank Zwolle, acaba aldattı mı, yoksa basit bi şanssızlığa mı uğradım? Ama ne olursa olsun, hani o söz var ya…Je kan de windmolen niet andersom laten draaien.. İşte o değirmeni tersine çevirmem için bana vesile olan İjsselstein.

Sonra alt kattaki Hollandalı kiracımızla tanışmaya gittim eşimle birlikte. Bana ilk sorduğu şey, “Ne kadar eroin sattın burayı alabilmek için?” sorusuydu. Çok ağırıma gitti. İronik olarak “çok litre sattım” dedim ve onu da ben çıkarttım. De Telegraaf gazetesine çıktıktan sonra bu adamın oğlu gazeteyi alıp geldi ve “babam adına ben sizden özür diliyorum” dedi.

 

Ismail-Yildirim-IKA_5151-v2b

AZMİN ELİNDEN HİÇ BİR ŞEY KURTULMAZ

Gün oldu 3000 metrekarelik bu bina boş kaldı. Ben istasyoncuyum bu işlerden pek anlamam. Babamı rüyamda gördüm dedi ki bana; ”Oğlum o bina cünüp sen bir temizle” dedi. Ben de bir temizlik şirketini aradım ve baştan aşağı temizlettim. Duvarları camları yıkadığımı, fakat binanın damını neden yıkattığımı temizlikçi firma hala anlamamıştır. İçini düzelttim, yatırım yaptım. Dedim ki kendi kendime ilk gelene vereceğim kiraya dedim. Bir bayan geldi ‘Senin binanı gezdik, biz üç arkadaş bir hayalimiz var, bir güzellik bakım salonu açıp adını “Mooi onder een dak” koyacağız,  ama hangi işverene gittiysek bize yardımcı olamadı ön ödeme istiyor, bizde de para yok, bize yardım eder misin?’ dedi. Ben de dedim ya ilk gelene vereceğim kiraya diye. Bütün hayalini gerçekleştirmek isteyenlere, hiç parası olmayanlara, isteyip yapamayanlara böylece bir iş imkanı sağlayayım dedim. Bir gün baktım ki kiralık yerim dolmuş, farkında değilim. En sonunda hediye olarak toplanıp 50. yaş günümde ‘Baba Yıldırım’ olarak bana hepsinin imzası olan bir plaket verdiler. (Duvardaki panoyu gösteriyor. Red.)

 

Bir gün belediye başkanı bizim binaya geldi ve “Biz sana zorluk ne varsa yaptık, ama sen ne varsa hepsini kopartıp aldın. Seni tanıyan bir wethouder var Zwolle’dan geldi, senin hakkında pozitif şeyler söyledi ve seninle beraber çalışmak istiyoruz” dedi ve bir jest yaptı ve iki oda kiraladı. İşsizleri buraya çağırıp seçmeler yapıyorlar ve ilk seçmeden geçeni bana getiriyorlar.  Ben de 3 şey varsa olur diyorum ve yer veriyorum. Böyle böyle 170 insana mekanlarımda iş istihdamı sağladım.

 

Gençliğe şöyle seslenmek istiyorum; inanç ve azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. Allah’tan herkes bir şeyler ister ama o hak edene verir. Azimli ve dürüst olsunlar. Önce kendilerine inansınlar hiçbir engel duramaz önlerinde. Sinema filmi çekildi “Ijsselstein 700 jaar oud” çekimleri. Burada oldu ve 4 kez bana rol verdiler. Neydik ne olduk? Eğitimim yok, ama yüreğim var; kendime inanırım ve azmim var, pes etmem her hayal gerçekleşecek diye bir şey yok ama hayalsiz bir dünya da olmaz. Ben ömrümde çok gördüm küçümseyici bakışları, çok duydum alçakça konuşmaları. Ama ne olursa olsun, istedikten ve azmettikten sonra her şey olur.  Gençliğe şöyle seslenmek istiyorum: Hani yel değirmeni tersine dönmezdi?

 

Eşi Azize Hanım, business center’daki kurumuş bir ağacı atmak istediğinde kendisine mani olmuş. “Bu ağac bir gün yapraklanacak, yeşillenecek demiş. “Şimdi ise Yemyeşil oldu” diyor İsmail Yıldırım. “O ağacın adı Garip. Garip yeşillendikçe bina doldu taştı.”