Veyis Güngör

Tarih, Batı ve müslümanlar…

Hollanda’da yaşayan müslümanlar olarak, diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan müslüman azınlıklar gibi, dünyanın neresinde olumsuz bir olay yaşandığı sırada, biz de ister istemez etkilenmekteyiz. Elli yıllık göçmenlik sürecinin son yirmibeş yılında hep bu tür gelişmelerin bizlere yansımasına şahitlik ettik. Örneğin ABD öncülüğünde, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır ve diğer devletelerin askeri koalisyonuyla Irak arasında yaşanan savaş döneminde, beni ilk kez Hollandalı arkadaşlarım, ‘Aman bugünlerde dikkatli ol, Hollanda’da olaylar olabilir’ diye uyardığını hatırlıyorum. Ve devamında yaşananlar. Artık ‘tarihte yeni bir dönemin başladığı’ iddiasında bulunulan 11 Eylül olaylarında, iş yerinde Hollandalı iş arkadaşlarımla olan ilişkilerde yer yer kesilmelerin olduğuna bizzat şahitlik ettim. Siz buna, Londra, Madrid olaylarını da ekleyin. Ve en son Paris’te yaşanan katliamdan sonra yaşadıklarımız. Sosyal ilişkilerde gerginlikler, kopmalar, kavgalar, gürültüler…

Bu olayları arka arkaya koyduğumuz zaman, karşımıza çıkan manzara, bu ve benzeri gelişmelerin bitmeyeceği, farklı şekillerde tekrarlanacağıdır. Bunun bilincinde olmamız gerekmektedir.

Batı’da yaşayan müslümanlar dünyanın farklı yerlerinde gelişen olaylardan neden bu kadar çabuk ve aktif bir şekilde etkileniyorlar? Bu soruya çok genel olarak iki şıkla cevap verebiliriz. Bunlardan bir tanesi küreselleşmenin getirdiği hızlı iletişim ve bilginin sınır tanımayan gücü. Ki, dünyanı neresinde bir olay olsa dakikalar, saatler geçmeden tüm dünya insanlığı bir şekide haberdar oluyor.Diğeri de hiç şüphesiz müslümanların alemşumül bir kimliğe sahip olmalarındır. Her iki durum da, bizim hem sorumluluğumuzu arttırıyor hem yaşanan olaylar zaman zaman hedef olmamızı beraberinde getiriyor.

Biz, Hollanda’da yaşayan müslüman Türkler olarak ne küreselleşmenin getirdiği sorumluluklardan ne de mensup olduğumuz dini kimliğimizden vazgeçemeyiz. O zaman, bu iki olgu doğrultusunda kendimize bir konum belirlememiz gerek. Belirleyeceğimiz konum hem bizim rahat etmemizi sağlayacak hem de birlikte yaşadığımız ve alemşumül kimliğimizden dolayı bizi zaman zaman suçlamaya varan tavırlar ortaya koyan toplumu rahatlatmalı.

Önyargılı bilim adamları, yazarlar her zaman vardı, olmaya da devam edecek. Şu günlerde, yine gergin bir sürecin içindeyiz. Her gün gazetelerde başta efendimiz olmak üzere mensubu olduğumuz din sorgulanmakta ve müslüman bireyi zaman zaman zor duruma düşüren haber ve yorumlar yayınlanmaktadır. Örneğin daha iki gün önce Trouw gazetesinde, Hristiyan dinbilimcisi Pieter van der Horst, Efendimizle ilgili çok ağır cümleler kullanan, Ibn Ishak’ı referans göstererek, efendimizin yüzlerce Yahudinin kafasını kestiği yönünde bir yazı yayınladı. Müslüman bireyler bu yazıyı sorgularken, belki cevap hazırlığındayken, yine Hollandalı bir İslamalog Jan Slomp aynı gazetede bir yazı yayınlayarak bu iddiayı çürüttü.

Bu toplumda ve tüm Avrupa’da gerçeği aydınlatacak, önyargı karşısında susmayacak nice Jan Slomp’ların var olduğundan hareket etmeliyiz.

Müslümanlarla Batı’nın tarihte ilk defa karşılaşmadıklarını bilmeliyiz. Tarihin o dönemlerinden kendimize, toplum adına, birlikte yaşama adına, insanlık adına dersler çıkartmalıyız. Örneğin Endülüs müslümanları dönemi müslüman bireyler tarafından yeniden gözden geçirilmelidir. Bu süreç yani birlikte yaşam süreci aynı zamanda Batılı sağduyu sahipleri tarafından da yeniden analiz edilmelidir. Örneğin bir Ibn-i Haldun örneği karşımızda bütün çıplaklığı ile durmaktadır. Endülüslü göçmen bir ailenin çocuğu olarak sosyoloji ve tarih bilimi başta olmak üzere Batı düşücesini yüzyıllardır nasıl etkilediği araştırılmalıdır. Belki yeniden Batı bireyinin gündemine bir şekilde sunulmalıdır. Bunu yapmak, hatırlatmak öncelikle bizim görevimizdir. Tarih, tekerrürden ibaret ise, o zaman bize geçmişten ders almak düşmez mi? Tarihi bir bilim dalı olarak göremez miyiz?

Devamla, mensubu olduğumuz dinin: ‘bir anlık tefekkür bir gece boyunca kılınan namaz değerinde’, ‘bir saat tefekkürün bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır’ hükmünü hiç bir zaman unutmamalıyız. Düşünce, tefekkür, yorum yönümüzü güçlendirmeli ve bunun ortaya çıkaracağı ürünü insanlığa sunmaya aday olmalıyız.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *