Veyis Güngör HABER’de yazdı

19 mart’ta belediye meclis üyelerini seçmek için sandığa gideceğiz. Otuz yıla yaklaşan bir zaman diliminde onlarca seçim yaşadık. Zira tam yirmisekiz yıl önce, Hollanda’da göçmenler olarak belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandık. Zaman içinde Parlemento, il genel meclisleri ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de seçme ve seçilme hakkı kazandık.

 

Son yirmibeş yılını aktif bir birey olarak yaşayan birisi olarak, çeyrek yüzyılı aşan siyasi tecrübemizin gereği, Türklerin siyasette etkin olmalarını, ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını düşündük. Hem toplantılarda, söyleşilerde hem de yazılarımda son dakikaya bırakılan siyasi katılım mücadelesini eleştirdim. Siyasi katılımın sadece seçimlere üç beş hafta kala, yazılı açıklamalar yaparak, toplantılar düzenleyerek, afiş ve el bildirileri dağıtarak, sandığa gidip oy kullanmak olmadığını haykırdım.

 

Örneğin 19 Mart seçimlerine, o gün başında bulunduğum kurum olarak, tam bir yıl önceden start verdik. Mart ayında yapılacak seçimlere hazırlık toplantımızda şunları söylemiştim: ‘Yalnızca seçim döneminde değil, seçim öncesi listelerin hazırlandığı ve parti programlarının yazıldığı süreçte de etkin olmak istiyoruz. Sorunların çözümünde her oy büyük önem taşımakta. Bu çerçevede seçimlere etkin katılımı teşvik amacıyla yıl boyunca toplantılar düzenlenmeli’.

 

Aynı toplantıya, Hollanda’da Türkler için Danışma Kurulu (İOT) Başkanı Emre Ünver, İşçi Partisi (PvdA) milletvekili Tunahan Kuzu, Demokrasi ve Hukuk Evi Proje Koordinatörü Huri Şahin ile Amsterdam’ın West İlçe Belediye Meclisi üyesi Orhan Kayar da konuşmacı olarak katılmıştı. Mehmet Emin Ateş’in yönettiği toplantıda dikkatlerTürkiye siyasetine duyulan ilgiden fazla  Hollanda siyasetine ilgi duyulmalı’ tesbitine çevrilmişti…

 

Ne yazık ki, bir kurumun, bir bireyin girişimiyle var olan bir davranış ve duruş kolay kolay değişmiyor. ‘Eski hamam eski tas’devam ediyor. Yine seçimlere bir kaç hafta kala sivil toplum kuruluşlarımız toplantılar düzenleyip seçimlerde oy kullanılmasını salık veriyorlar. Seçim geçince, siyasi katılım da unutuluyor, siyasiler de milletimi unutuyor. Taa ki gelecek seçimlere kadar… Bu tutum değişmedikce, siyasette etkin olmamız ya da ciddiye alınmamız zor. Aslında bu nokta STK’ların ve Türkçe medyanın tartışacağı bir mesele olarak yerini koruyor…

 

Gelelim siyasette eksen kaymalarına. Evet. 19 Mart seçimleriyle, Hollanda siyasetinde değişiklikler yaşanıyor. Bir eksen kayması yaşanıyor. Merkezi hükümetin bazı görevleri belediyelere devrediliyor. Bu değişim, geçen yıl Hollanda genelinde başlayan, ‘Refah devletinden katılımcı topluma geçiş’ değişikliğinin bir uzantısı olsa gerek. Ekonomik kriz, devletin bir çok alanda kısıtlamalara gidilmesini beraberinde getirdi. Bir çok sektörde yaşanan kemer sıkma politikaları yanısıra, devletin bir takım görevlerini (örneğin iş, bakım ve gençlik hizmetleri) yerel yönetimlere devretmesi, ‘aktif birey’ kavramını da siyaset gündemine getirdi. Bu değişim kamuoyunda belediyelerin bu yeni görevi nasıl yerine getireceği, tecrübeye sahip olup olmadıkları gibi tartışmalara sebep oldu. Üstelik bu alanlarda yapılacak milyarlarca Euro tutarında kısıtlamayla birlikte.

 

İşte Hollanda bu tartışmalar ve öngörülen değişim çerçevesinde belediye meclisleri seçimlerine gidiyor. Belediyelerin görevleri, hizmet alanları eskiye nazaran genişliyor ve ağırlaşıyor. Bu değişimin bize, yani bireylere ve bizi temsil eden sivil toplum kuruluşlarına etkisi kaçınılmazdır.

 

Artık etkin birey ve STK’lara ihtiyaç var. Hem devletin hem toplumun bu yönde bir beklentisi var. Paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. İkamet ettiğimiz mahallenin, kentin gelişimi, güvenliği, kalkınması, sürdürülebilir çevreciliği. yaşanılırlığı, uluslaralarası ilişkileri, gönüllülüğü gibi bir çok alanda yenilikci fikirler geliştirmeliyiz.

 

İş imkanı oluşturacak yeni, belki uluslararası projeler üreterek yerel yönetimlerin işsizlikle mücadelesine katkıda bulunmalıyız. Ya da, çifte aidiyetin zenginlik olduğunu gösterip, mahallemizin veya belediyemizdeki sakinlerin ufuklarının sınır ötesine taşınmasına vesile olacak girişimlere imza atabiliriz. Bunlar hayal değildir. Zira, sosyolojinin de kurucusu olarak bilinen ünlü Endülüslü tarih bilimcisi Ibn Haldun, göçmen kültüründen beslenenlerin hayal güçlerinin fazla olduğunu ve orijinal girişimlere ön ayak olabilecek psikolojiye sahip olduklarını bize hatırlatmaktadır.

 

Bu duygu ve düşüncelerle 19 mart seçimlerinin Hollanda’ya ve Hollanda Türk toplumuna hayırlara vesile olmasını dilerim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *