Zaferi kabusa çeviren bir anlık dikkatsizlik

Ocak ayının başından itibaren Haber Gazetesi için Hollanda siyasi gündemini haftalık yazılarla yorumlamaya çalıştım. 17 Martta yapılan seçimlere kadar da gelişmeleri her hafta analiz etmeye çalıştım. Analizlerimi dikkatlice takip edenler siyasi tercihim konusunda da az çok bilgi sahibi oldular, ancak bu bir tahminden öteye gitmedi. Zira tercihimi doğrudan ifade etmek yerine satır aralarına sokuşturdum. Bazıları anlar gibi oldu, bazıları yanlış anladı, bazıları da birşey anlamadı. Hatta belirli bir beklenti içinde olanlar hayal kırıklığına bile uğradı diyebiliriz.  

Seçimler yapıldı, sonuçlar belli oldu. Sıra yeni koalisyonu kurmaya gelmişti ki ortalık karıştı. Hem de ne karışma! Müstafi Başbakan ve seçimlerin galibi VVD lideri Mark Rutte’nin sevinci kursağında kaldı. Üstelik İkinci Meclis’te bir dünya da zılgıt yedi. Mecliste güvenoyunu kıl payı kurtardı, ancak ihtar almaktan kurtulamadı. Rutte, kendi partisi dışındaki tüm vekiller ihtar önergesine destek verince Meclis’te omuzunu düşürüp kara kara düşünmeye başladı.

Nasıl bu duruma gelindiğine kısaca bir göz atalım da demokrasinin bazı ülkelerde nasıl işlediğini birileri de öğrensin. Hollanda’da bugüne kadar hiçbir seçimde bir parti tek başına çoğunluğu sağlayamadığı için hep koalisyonlarla yönetildi. Daha yakın zamana kadar iki parti yeterli sayıya sahip oluyordu, ancak son on yıldır en az üç, bazan da dört parti ancak yeterli sayıya ulaşabildiler. 17 Mart seçimlerinden çıkan sonuç da en az dört partiye ihtiyaç olduğunu gösterdi. Nitekim 150 sandalyeli parlamentoda en büyük parti 34 sandalye ile temsil hakkı kazanmıştı. En yakın takipçisi de 24 sandalyede kaldı. Nihayetinde irili ufaklı 17 parti parlamantoda temsil hakkı kazandı. Bu durumda nasıl bir koalisyon oluşturulacağını herkes merakla beklemeye başladı.

Hollanda’da hükümet kurma görevi, diğer ülkelerdekinin aksine seçimin galibine doğrudan verilmez. İlk etapta bir veya birkaç informatör atanır. Bunlar parti liderleri değil, Meclis Başkanının görevlendirdiği parlamento içi veya dışından birileridir. İnformatörün görevi, adından da anlaşılacağı üzere siyasi parti liderlerinin nabzını yoklayıp İkinci Meclis’e rapor etmektir. Bu raporda muhtemel koalisyonlar için niyetler analiz edilir. Bundan sonra devreye bir formatör girer ve muhtemel koalisyonun temelleri atılır. Bu süreç bazan aylarca sürebilir, ama nihayetinde mutlaka bir koalisyon oluşturulur.

Bu kadar girizgahtan sonra Rutte’nin içine düştüğü müşkül duruma tekrar dönelim. Adet olduğu üzere sonuçların belli olmasının akabinde Meclis Başkanı tarafından seçimlerin galibi iki partinin önde gelen tecrübeli üyeleri VVD’li Senatör Annemarie Jorritsma ve D66’lı müstafi Başbakan Yardımcısı Kajsa Ollongren’e informatörlük görevi verildi. Bu iki informatör bir hafta boyunca temsil hakkı kazanan 17 partinin liderleriyle tek tek görüştüler. Onlar görüşürken kamuoyu da kendi koalisyon ihtimalleri üzerine kafa yordu. Buraya kadar her şey normal seyrinde giderken birden bir olay oldu. Kajsa Ollongren’in coronaya yakalandığı ve evinde karantinaya çekilmesi gerektiği gündeme düştü. Daha yakın zaman önce ciddi bir rahatsızlık geçirdiği için aylarca hasta yatan Ollongren telaşla tasını tarağını toplayıp makam aracına doğru hızla hareket eder, ancak bu telaşe esnasında rapor için tuttukları notları çantasına koymak yerine koltuğunun altına sıkıştırıyor. İşte ondan sonra olan oluyor. Bir gazeteci denklanşöre basıyor ve koltuk altındaki dökümanın resmini çekiyor…

Tabii ki A4 boyutundaki bir kağıdın uzaktan çekilmiş resminde ne yazıldığı belli olmaz, ama gazeteci üşenmeden resmi büyütüyor ve gündemi sarsacak bir bilgiye ulaşıyor. O bilgi, uzun süredir parlamentoda başına buyruk hareket eden, hatta hükümetin istifa etmesine bile sebep olan CDA’lı milletvekili Pieter Omzigt’le ilgilidir. Notta “Omtzigt’e, başka bir yerde görev”  yazmaktadır. Bunun anlamı CDA’nın Omtzigt’ten kurtulması demektir ve bu fikrin kimden çıktığı merak edilmektedir. Birkaç gün kimse bu sözü sahiplenmez, ama İkinci Meclis bunu görüşmek için toplanır. İlk oturumda sonuç çıkmaz, ama ikinci oturumda sözün Başbakan Rutte’ye ait olduğu ortaya çıkar. Rutte ben bunu söylediğimi unuttum dese de kimse ikna olmaz. Muhalefet verilen güvensizlik önergesine topyekün destek verir, ancak koalisyon ortakları önergeyi desteklemez. Desteklemez ama D66 kendisi bir ihtar önergesi ile gelir ve Rutte’nin partisi VVD hariç tüm üyelerin desteğini alır. Böylece seçimlerden iki hafta sonra bir kriz ortaya çıkar. Artık Rutte’nin Pinokyoluğu tescillenmiş ve daha önceki hafıza kayıpları da bir bir ortaya dökülmüştür. Seçimlerin galibi Rutte zafer sarhoşluğundan çıkıp bir kabusun içinde bulmuştur kendisini.

Araya paskalya tatilinin girmesi havayı biraz yumuşattı, ama bunda asıl etken VVD ve CDA’lı akil adamların devreye girmesi ve ülkenin şu an bir krizi kaldırma lüksünün olmaması en büyük etken oldu. Zaten kendi partisi de Rutte’nin arkasında olduğunu deklare etmişti. Dün itibariyle de PvdA’lı ağır top, eski senatör ve Daimi Devlet Bakanı Herman Tjeenk Willink’e informatörlük görevi verildi. Artık şimdi herkes beklemede. Bakalım yaşlı kurt Willink iki haftada ne çıkaracak. Şayet rapor olumsuz olursa, yeni bir seçim kaçınılmaz olacaktır.

Bu arada tüm bunlar olurken hiç kimse bir diğerine ne hakaret etti ne de tehdit. Her şey meşru zeminde demokratik temayüllere göre gerçekleşti. Bir diğer deyişle herkes birbirinin yüzüne bakacak durumda. Olması gereken de bu. Darısı diğer ülkelerin başına.

Ahmet Suat Arı




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!