Ahmet Suat Ari

Ahmet Suat Arı yazdı: Ankara’nın Yurt Dışı Türkler Algısı ve Seçimler

Türkiye, 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablodan bir hükümetin çıkmamasından dolayı 1 Kasımda tekrar seçimlere sahne olacak. Partilerin hem aday listeleri hem de seçim beyannameleri geçtiğimiz günlerde seçmenlerin bilgisine sunuldu ve an itibariyle de yoğun bir kampanya süreci devam etmektedir. Sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Batı Avrupa ülkelerinde de hummalı kampanya telaşı gözlemlemekteyiz. Bu seçimlerde oy oranında % 1’lik bir oynamanın bile büyük sonuçlar doğuracağı dikkate alınırsa, kullanılacak her oyun daha da bir önem kazandığını söyleyebiliriz.

Burada Türkiye’deki seçimleri genel olarak değil, Batı Avrupa’da yaşayan biz diaspora Türklerini ilgilendiren yanıyla ele alacağız. Bir nevi siyasi partilerin seçim beyannamelerinden hareketle bir nevi sorgulama yapmaya çalışacağız. Nitekim partilerin beyannamelerinde bizlere yer vermeleri veya vermemeleri, tespit ve onlara yaklaşımları, çıkış noktaları ve hedefleri gibi bir çok husus bizimle ilgili algıyı gözler önüne sermektedir. Bu algıyı irdeleyip bunun bizim için ne ifade ettiğini analiz etmeye çalışacağız. Maksat her hangi bir partinin propagandasını yapmaktan ziyade uzun vadeli diaspora-Anavatan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğine vurgu yapmaktır. Bunu yaparken de ister istemez siyasi partilerin program ve icraatlarına da değinmeden edemeyeceğiz.

“Ankara’nın Batı Avrupa Türkleri algısı 40 yıl önce neyse şimdi de o. Bakmayın siz onların sizin gönlünüzü okşamak için söyledikleri laflara, iş ciddiyete bindi mi bizler hemen vasıfsız göçmen işçi oluveriyoruz. Bizlere hitap eden yetkili yetkisiz herkes kendisini  müstemleke valisi zanneder. Her halimize karıştıkları gibi bir de ders vermeye kalkarlar.

Bunların ısrarla kavramak istemedikleri bizlerin bu geride bıraktığımız 50 yılda her alanda büyük mesafeler kaydettiğimizdir. 50 yıl önce kaderine terk edilmiş göçmenlerin çocukları bir çok alanda söz sahibi veya söz sahibi olma yolunda çaba sarf ediyorlar. On binlerce girişimcisi, sayılamayacak kadar fazla serbest meslek erbabı, her gün sayısı artan akademisyenleri, her düzeyde siyasetçisiyle Türk toplumunun Batı Avrupa’da kendine bir yer edindiğini kavramak nedense bir türlü olmuyor. Yaşadığımız toplumlardaki tepeden bakan yaklaşım, maalesef kendimizden olduğunu düşündüklerimizde de var.  Türkiye’nin Avrupalı Türklerle ilgili yanlış algısı devam ettiği sürece de sağlıklı bir etkileşimin olması mümkün olmayacaktır.”

Yukarıdaki iki paragraf Aralık 2013’te kaleme aldığım “Ankara’nın Göçmen Türkler algısı; TR-AB ilişkileri” başlıklı makalemden alınmıştır. Bu algının günümüzde olumlu yönde değiştiğini iddia etmek mümkün değildir. Hatta bu algının iyice pekiştirildiğini bile söyleyebiliriz. Bunu partilerin seçim beyannamelerinde gayet net olarak gözlemlemekteyiz. Gerek iktidar gerekse muhalefet partileri bizlere hala ‘hizmet alan’ gözüyle bakmaktadırlar. ‘Hizmet veren’ en azından entelektüel açıdan, konumuna geldiğimiz ve bizim de Türkiye ve Türkler için bir katma değerimizin olduğunu henüz keşfedememişe benziyorlar. Kanaatimce bu durum kaçırılmış bir fırsattır.

AK Parti ve CHP’nin, seçim beyannamelerinden de anlaşılacağı üzere yurt dışında yaşayanlarla ilgili kafa yorduklarını söyleyebiliriz. MHP’nin ise konuyu sadece genel bir cümleyle geçiştirdiğini görmekteyiz. AK Parti “yurt dışında yaşayanların sadece başları sıkıştığında değil, her daim yanlarında olmayı ve onlarla birlikte yeni kültürel ve ekonomik inisiyatifler geliştirmeyi hedefliyoruz” diyerek hizmet odaklı bir yaklaşım ortaya koyuyor. Nitekim 13 yıllık AK Parti iktidarı zamanında hizmet bazında oldukça köklü icraatların gerçekleştirildiğine şahit olduk. Gerek konsolosluk hizmetleri gerekse doğrudan vatandaşlıkla alakalı bir çok meseleye neşter vurulmuş ve bunlara kalıcı çözümler üretmek için gereken altyapı çalışmaları yapılmıştır. Yine AK Parti iktidarı zamanında yurt dışında yaşayanlara yönelik hizmetler vermek üzere Başbakanlık nezdinde Yurt Dışı Türkler Başkanlığı (YTB) kurulmuştur. Ayrıca yurt dışında yaşayan seçmenlerin yaşadıkları ülkelerde oy kullanabilmeleri de yine AK Parti iktidarı zamanında mümkün hale getirilmiştir. AK Parti’nin 1 Kasım seçimleri için kamuoyuna sunduğu seçim beyannamesinde mevcut hizmetlerin iyileştirilmesinin yanı sıra bir takım yeni hedeflerin de olduğunu görmekteyiz. Kanaatimce bunlardan en önemlileri üniversiteler bünyesinde Diaspora Araştırma Enstitüleri oluşturulması ve yurt dışının ayrı bir seçim bölgesi olarak belirlenmesi hedefleridir. CHP’nin de yurt dışını seçim bölgesi yapmayı programına almış olması bir sonraki dönem için ümit vaat eden bir gelişmedir.

Ana Muhalefet Partisi CHP’nin de AK Parti gibi hizmet odaklı bir yaklaşımı içinde olduğunu görmekteyiz. Ancak bir noktanın mutlaka altının kalın çizgilerle çizilmesi gerektiği kanaatindeyim. O da seçim beyannamesindeki “Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde yurt dışında yaşayan insanlarımızın katkı ve desteğini alacağız” cümlesidir. Bu cümle diasporanın katma değerinin olduğunun kavrandığına bir işarettir. Bu da bugüne kadar olan yaklaşımlardan oldukça farklıdır. Türkiye‘nin ‘bir Avrupa Birliği Bakanlığının olduğu ve bu bakanlığın bugüne kadar diasporayla hemen hemen hiçbir şekilde işbirliği içine girmediğini göz önüne alırsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. CHP’nin programında öne çıkan bir diğer husus ise “yurt dışı temsilciliklerinde, öncelikle yurt dışında yetişmiş gençinsanlarımızın görev almalarını sağlayacağız” ifadesidir. Bu da hem hizmetlerin niteliğinin iyileştirilmesi hem de hizmet alanların daha iyi anlaşılmasına sebep olacaktır.

MHP’nin seçim beyannamesinde maalesef yurt dışında yaşayanlara yönelik somut hiçbir bir şey bulmak mümkün değildir. MHP beyannamesinde konuya sadece şu iki cümleyle yer vermektedir: “Türkiye dünyanın neresinde olursa olsun tüm soydaşlarımızın ve vatandaşlarımızın hak ve hukukunun korunması için gayret gösterecektir. Ayrıca Türk dünyası ve yurtdışında yaşayan Türklerle ilişkilerinkoordinasyonu ile ilgili kurumları da çatısı altında toplayacak “TürkDünyası Bakanlığı” kurulacaktır.” Bu da gösteriyor ki MHP’nin bir diaspora politikası yoktur.

Tabii ki yurt dışında yaşayan Türklerin temel meselelerine çözümleri için bir takım vaatlerin seçim beyannamelerine girmesi güzel bir gelişmedir, ancak biz diaspora Türklerinin artık farklı konumlarda olduğumuzun bilinmesi ve politikaların da karşılıklı etkileşimle belirlenmesi gerekir. Batı Avrupa Türkleri artık yaşadıkları ülkelerde bir çok alanda Türkiye için faydalı olacak bilgi ve tecrübeler edindiler. Bu tecrübe ve bilgileri de Türkiye’nin menfaatleri için kullanmak için kendilerine fırsat verilmesini bekliyorlar. Onların da AB-TR ilişkileri ve üyelik süreci, eğitim, siyasetin işleyişi, yerel yönetimler, sivil toplum hareketleri, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele gibi bir çok alanda Türkiye’ye katkıları olacaktır. Kısacası sadece edilgen değil aynı zamanda etkin, katkıda bulunan ve göz ardı edilemeyecek bir katma değeri olan diasporanın fark edilmesi gerekirdi. Maalesef bunu genel itibariyle programlarda göremedik. Bu kaçırılmış bir fırsattır!

Her şeye rağmen yine de Ankara’nın diasporayı ciddiye almadığını söylemek haksızlık olur. Bu bir ciddiye almama meselesi değil bir algı meselesidir. Bu algı kırılmadıkça bu durum hep böyle devam edecektir. Algının kırılması için ise özellikle biz diaspora Türklerine büyük sorumluluk düşmektedir. Hem yaşadığımız ülkeler hem de Türkiye’nin politikalarına olumlu katkılarda bulunmakla işe başlayabiliriz.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *