Devlet aklı galip gelecek

Bilenler bilir, gazetede ki köşemi Türkiyede ki günlük siyasi gelişmelere yönelik yazılar yazarak kullanmayı pek tercih etmem.

Ancak devlet ve milletin bekasını ilgilendiren küresel sorunlar karşısında sesiz ve sakin kalmayı da doğru bulmam. Cumhurbaşkanlığı hükümet modeli değişim ve dönüşüm sürecinde bu nazik dönemde düşünce ve görüşlerimi beyan etmekte bir beis görmem.

Bana göre, iç ve dış tehditlere karşı kendisini koruyan Türkiye Cumhuriyeti, (derin devlet aklı) içeride ve’de dışarıda yapılması gereken işlerle ilgili hâlâ daha Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu düşünerek hareket ediyor. Yapılan işleri, 16 yıllık icrâtları köprü, tünel ve nükleer santral gibi işleri değil.

One-münit çekerek, Davos’tan çıkışı, dünya beşten büyüktür diyen dik duruşu da kast etmiyorum. Daha derin ilişkileri, Türkiyenin sınır güvenliğini, Suriye politikasını, yeniden dizayn edilmek istenen Ortadoğu ve Filistin meselesinde de Erdoğana ihtiyaç duyuluyor.

Yine bana göre “Devlet aklı” öteden beri Fetö’nün bürokrasi ve devlet kadrolarında ki yapılanmasının tehlike boyutunun, her zaman farkında olarak hareket etti. O nedenledir ki, ilk başlarda örgütün ismini paralel yapı diye çağırttı. Çünkü esas tehlike paralel devlet tehlikesiydi.

Ve paralel hücrelerin devlet içerisinde ki tüm unsurlarının temizlenmesi için, sivil ve siyasi dirayete ihtiyaç vardı. O münasebetle bu temizlik işinin ihale edileceği en uygun siyasi hareket, Hanefi sünni geleneğine bağlı olsalar dahi, Nurculuk gibi bazı dini akım ve cemaatlara karşı mesafeli duran Erbakan hocanın, milli görüşçü talebeleri idi.

28 Şubat sonrası Refah Partisi yönetimine karşı oluşan, mualif direnci kullanarak, 28 Şubatın intikamını almak gibi bir gerekçeyle, hocanın talebelerini iktidar olmaya ikna ettiler. Daha sonra iktidarın yeni sahiplerine siyasi ve ekonomik istikarı sağlamak adına, ideolojik olarak farklı durdukları bütün teo-politik (siyasal İslamcı) akımlarla “barıştır, karıştır, oynaştır” mantığıyla ilişki kurdurdular.

Kamuoyuna yansıdığı şekliyle MİT sorunuyla açığa çıkan derin hesaplaşma, 17/25 Aralık sürecinde nimet bölüşümü anlaşmazlığı gibi lanse edilse bile, gerçekte paralel yapının güç gösterisi, egemenlik hakkı kullanımı ve devlet otoritesine ortak olma arzusuydu. Bu arzunun farkında olan üst akıl, 17/25 Aralık süreciyle birlikte düğmeye basarak, Fetö ile mücadeleyi en öncelikli tehdit ve tehlike algısı olarak devletin gündemine aldırdı.

Fetöye karşı mücadelede Erdoğanı kararlı kılmak ve daha çok hırçınlaştırmak için Erdoğa’nın yol arkadaşlarım diye iltifat ettiği yakın çevresini boşalttılar. 17/25 Aralık’tan 15 Temmuza kadar geçen süreçte, Erdoğanı tek başına mücadele etmek zorunda bıraktırdılar.

Diğer taraftanda devletin kuşatıldığı tehlike boyutunu göstermek anlamında, özel yetkili savcılara Ergenekon, Balyoz gibi davalar açtırıp, devletin en hassas olduğu özel korunaklı bilgilere, kozmik odaya Bülen Arınç İsmini kullanarak ulaştırdılar.

Bütün bu olumsuz gelişmelerin yanında teo-politik, siyasal islamcıların akidesini bozacak paranın gücü ve saltanat gibi çirkin huylara alıştırıp, laiklik ve Kemalizme karşı siyasal dirençlerini kırdılar, “Anıtkabirle” barıştırdılar.

Dış ilişkilerde de vaziyet içeriden çok daha iyi değildi. Sürüncemede kalan AB Türkiye ilişkileri, NATO’nun müttefik ilişkilerine uymayan tavrı, ABD ve Batının PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG ye terör devleti kurdurma girişimi, dost ve müttefiki olduğumuz ülkelerin teröre sağladıkları lojistik ve siyasal destek, Rusya ve İranla pamuk ipliğine bağlı ilişkiler, Yunanistanın hırlaması, Ermenistan’ın zırlaması, gönül coğrafyalarımızla, Müslüman ülkelerle bozulan ilişkiler gibi bir dizi problem ve dahi uluslararası ilişkilerde Türkiyeden beklentiler.

Yukarıdan aşağıya saydığımız çok denklemli çözümü zor çetrefilli işlerin yanında, yeni dünya düzeni adı altında değişen dış dengeleri hesap ederek hareket eden devlet aklı, 06 Haziran 2015 seçimleri sonrasında, siyasi istikrarın devam etmesi anlamında Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile anlaştı.

Koalisyon seçenekleri olmasına rağmen 01 Kasım erken seçim kararıyla, sadece AK Partiyi tekrardan iktidara taşımış olmadılar, demokratik sistem ve rejimin bekasına yönelik bir kalkışmayı 15 Temmuz’u güçlü bir iktidarla karşılattırdılar.

15 Temmuz sonrası içeride oluşan Yenikapı ruhu, 16 Nisan şuuru gibi milli reflekslerle benim “Devlet rehabilitasyonu” diye tabir ettiğim Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçişi onaylayan referandumun kabulu sonrasında, başarılı bir Afrin operasyonu yaptırdılar.

Afrinden bir gecede çıkmak istemeyen devlet aklı, iç ve dış tehditleri dikkate alarak, Erdoğan’la devam dedi ve erken seçim kararı aldırdı. CHP ve Kemalistlerin siyasi önceliği olan laiklik, Atatürkçülük ve Cumhuriyet ilkeleri gibi umdeleri güvenceye aldıktan sonra, Erdoğanın seçilmesi için Kılıçdaroğlu’nuda ikna ettiler. O münasebetle erken seçimin galibi “devlet aklı” olacaktır dedim.

Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle amellerinizin tüm insanlığın hayrına vesile olmasını dilerim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *