Hariçten Gazel Okumak

ahmet-suat-ari-web

 

Yürümeyi yeni öğrenmeye başlayan bir çocuk düşünün.  Emeklemekten dizleri nasır tutmuş ve yürümeyi kafasına koymuştur artık. Her bulduğu desteğe yüklenip adımlarını dikkatlice atmanın çabası içindedir. Bu destek bazan bir anne, bazan bir baba, bazan da bir abi veya abla olur. Çoğu zaman da ona destek olacak ebeveynini, abi ve ablasını beklemeden odadaki mobilyalardan faydalanmayı dener. Düşe kalka, bazan da hafif sıyrıklarla bu mücadelesini sürdürür ve eninde sonunda yürümeyi başarır. Yeter ki onun başlattığı bu mücadele süreci dahili ve harici herhangi bir sebepten dolayı sekteye uğratılmasın.
Bu örneği 10 Ocak tarihinde Hollanda’nın ciddi gazetelerinden birinde yayınlanan ve altına imza koyanların bazılarını da yakından tanıdığımız bir manifestodan dolayı verdim. Kendilerini Türk Hollandalı profesyoneller olarak adlandıran yazarlar “gençlik sorunlarının oldukça kaygı verici” olduğunu belirtiyorlar. Aralarında kendi ifadeleriyle araştırmacılar, eğitim ve istihdam uzmanları, memur ve bürokratlar olduğu halde bir manifesto kaleme alıp Hollanda’daki Türk gençlerinin durumundan duydukları kaygıları dile getiriyorlar.
Kaygının sebeplerinin uzun uzadıya sıralandığı manifestoya göre Türk gençleri her alanda oldukça olumsuz şartlarda yaşamaktadırlar. Eğitimde geri kalmışlık, iş pazarında ayrımcılık ve bu sebepten ortaya çıkan yüksek oranda işsizlik, dışlanmışlık, aile içi şiddete maruz kalma, ruh sağlığının bozulması, radikalleşme gibi bir çok sorundan bahsedilmektedir.  Bu manifesto yayınlanır yayınlanmaz hemen hemen bütün medya kuruluşları konuya bir şekilde yer verdi. Zira manifesto bugüne kadar varolan Türk gençlerinin en sorunsuz grubu oluşturduğu düşüncesinin tamamen zıddını iddia etmektedir.
Manifesto’da araştırmaların da ortaya koyduğu eğitimde geri kalmışlık ve istihdam sorunu haklı olarak belirtilirken, bir çok konuda varsayımlardan yola çıkılmaktadır. Mesela Hollanda’da yetişen gençlerin kategoral olarak aile içi şiddete maruz kaldıklarını hangi araştırma ortaya koymaktadır? Yine gençlerin dışlanmadan dolayı radikalleştiklerini bir genelleme yaparak iddia etmek mümkün değildir.
Bir diğer önemli husus ise sosyal dayanışmanın ortadan kalkmasıyla gençlerin bir nevi kendi kaderlerine terk edildiği iddia edilmektedir. Halbuki burada söz konusu olan geleneksel dayanışmanın yavaş yavaş terkedilip kurumsallaşmaya gidilmesidir. Bu da aslında Hollanda toplumuna ‘uyum’ sağlandığını göstermektedir. Şayet bu, bazı gençlerde, aynen Hollanda yerlisi gençlerde de olabildiği gibi, yalnızlık ve terkedilmişlik duygusu yaratıyorsa bunun musebbibi uyum sağlanan ‘kültür’dür.
Manifestoda özörgütlerin maddi ve manevi yetersizlikler nedeniyle gençlere hitap edemedikleri ifade edilirken camilerin doğan boşluğu doldurmaya çalıştıkları, ancak bunun pek de olumlu bir sonuç doğurmadığından bahsedilmektedir. Zira ‘profesyonellere’ göre Türk camileri Türkiye ile sıkı ilişki içindedirler ve onlar vasıtasıyla Türk devleti ve dini kuruluşlar Hollanda’da yaşayan Türkleri kontrol altında tutmaktadırlar.  Bir taraftan özörgütlerin başarısızlığına vurgu yapılırken, diğer taraftan onların aldığı kategoral yardımların kesilmesinin doğurduğu sonuçlardan bahsedilmektedir. Camilerin Türkiye ile ilişkileri olumsuz bir durum olarak değerlendirilirken özörgütlerin politik yapılanmaları gözardı edilmektedir.
Bana göre bu manifesto hiç bir bilimsel gerçeğe dayanmamaktadır. Sosyolojide bir grup ele alınırken bir çok faktör göz önünde bulundurulur. Hele hele bu bir göçmen grubu ise durum daha da karmaşıktır. Hollanda’da varoluş tarihi henüz yarım asır bile olmayan bir göçmen grubunu sadece mahallede gözlem yaparak analiz edemezsiniz.  Onu yapabilmeniz için toplumun eğitim seviyesi, ekonomik durumu, sosyal konumu, değişik alanlarda kurumlaşması, temsil kabiliyeti gibi bir çok faktörü bir süreç dahilinde değerlendirmeniz gerekir. Bunu yapmadığınız takdirde  varsayımlar ve yanılgılar  sizi yönlendirecektir ki bu da sizi çoğu zaman sağlıklı bir  sonuca götürmez.
50 yıla bile varmayan bir göç tarihinin güncel durumuna bakacak olursak, her alanda büyük sıçramalar yapıldığını görürüz. Yüksek ögrenim görenlerin oranları henüz istenen seviyede olmasa da gün geçtikçe yükselmektedir. Siyasette, bürokraside, iş hayatında önemli pozisyonlar Türkler tarafından doldurulmaktadır. Bunlar ilk neslinin neredeyse okuma yazma bilmez olduğu bir toplum için devrim niteliğinde gelişmelerdir. Tabii ki olumsuzluklar da vardır, ama bunu sanki toplumun geneline mahsusmuş gibi göstermek yeni nesillerin motivasyonunu etkileyeceği gibi toplumun imajını da lekeleyecektir. Manifestoyu kaleme alanların bunu istemediklerinden adım gibi eminim.
Yapılması gereken mahallede duyduklarından yola çıkarak bir manifesto yayınlamak değil, manifestoda anılan sorunlarla topyekün bir mücadele başlatmaktır. Manifestonun altına imza atanlardan birisi daha kısa zaman öncesine kadar Hollanda devletine Türkler adına tavsiyelerde bulunan IOT’nin başkanıydı.  Keşke bunu sorumlu olarak gereken yerlere çözüm önerileri ile sunsaydı. Bence o zaman daha etkili olurdu. Şimdi yapılan ise emeklemekten  yürümeye geçme çabasında olan birinin özgüvenini kırmaktır.
Not: IOT eski başkanı Sayın Mehmet Emin Ateş’in manifestodan haberi olmadığı ve imzasının da onun bilgisi olmadan kullanıldığı anlaşılmıştır.