Nefret ve kin tellalları devrede

En heyecan verici iç düşmanlar ‘Dış Güçler’e ‘Emperyalizm’e, ‘beynelmilel kapitalizme bağlı olanlardır:
“İdeal bir düşmanın yabancı olması gerekir, ya da yerli düşmanın yabancı soydan geldiği iddia edilmelidir… Mayasında kin ve nefret olmayan bir milletin, nefreti bu kadar geç farketmesi, olağandır”. Eric Hoffer

Sevgili okurlarım, birilerini bu aralar belli ki fazlası ile rahatsız ediyoruz. Amacımız bu olmasa da, sandık altı bir atasözünü, gün yüzüne çıkarıp, “İşleyen demir bu kadar mı güzel ışıldar” diyerek, sükûnetle olan biteni irdeliyoruz. Yıllarca emperyalist, sosyalist ve beynelmilel kapitalist sömürgenin hakim olduğu bu topraklarda, gelişen gücümüz, sapkın mihraklarca nefret söylemi ile zedelenmeye, yüce dinimizin ve Türkiyemizin itibarı düşürülmeye çalışılıyor. El akılları ile bam telimize basıp bizleri, görmek istedikleri bir noktaya sabitleyip, kargaşadan nasiplenmeye çalışıyorlar.

Gelelim bu hafta gündeme oturan Bakan Asscher’ın, İslam ve Türk yapılanmaları ile ilgili mektubuna. Bir danışıklı dövüş tutturmuş gidiyorlar. Hollanda’da eğitimde, iş hayatında, politikada, üretim ve tüketimde yer tutmuş, bendini aşmış milletimize ve yüce dinimize karşı başlatılan manifestoları, asılsız, düzmece yakıştırmaları esefle kınıyorum.

Öteden beri bizlerin en büyük problemlerindendir, kodaman medya devleri anti-demokratik ve raşist kurgularına bin bir kılıf biçip, piyasaya sürmüştür. Öncelikle bir suç unsuru varmış gibi asılsız bir haber yapılır; ardından danışıklı dövüş başlar. Tam da bu aşamada tekrar haber yapılarak algı yansıması tamamlanmaya başlar.

Daha sonra uydurma haberin zihinlere yerleşmesi için yalan tekrar tekrar gündeme taşınır. Pervasızca savrulan oklar, en hassas noktalarımıza, milli ve dini duygularımıza atılır. Yüce dinimiz İslam’ı terörle; devletimizi tükenmişlik ve okyanusun derin sularında kaybolmaya ramak tutmuş bir sandalla bağdaştırırlar.

Burada verilmek istenen mesaj sadece kişiye yönelik olmayıp, o kişi ve kişilerin ait olduğu tüm gruba yöneliktir. Aynı şekilde saldırılar belli bir kesime karşı özel bir nefret veya önyargı beslemiyor olsa da, o kesimin sahip olduğu özelliklere ve inançlarına yönelik beslediği önyargılarla, bastırma, susturma ve dışlama dürtüsü ile hareket etmeye devam ederler.

Şu anda olduğu gibi, konu önü kesilmeye çalışılan kişisel başarılar değil, gelişen devletimizin parlak istikbalidir. Bu tarz manifestolara verilebilecek en güzel karşılık, kendi içimizde bütünleşmektir.

Bizler Avrupalı Türkler olarak artık kendi istihdamımızı sağlayabiliyor, ortak akılda birleşip vekillerimizi siyaset adamlarımızı seçebiliyoruz.
Nefret ve kin tellalları artık bizi kargaşaya düşüremiyor, kendi gücümüzün ve inancımızın farkında yepyeni bir nesiliz ve nesiller yetiştirmeye devam ediyoruz.
Vakit birlik vakti, yeni vizyonumuza, oluşumlarımıza sıkıca sarılmanın vakti..




One thought on “Nefret ve kin tellalları devrede

  1. B. Alper

    Sevgili Eda,

    Dış güçlere, emperyalizme ve küresel kapitalizme hizmet eden biri değilim ve kesinlikle bir düşman değilim. Onun için duygularını empatiyle karşılıyor ve anlamaya çalışıyorum. Bu konuda başarılı olduğumu hemen belirtmeliyim. Duygusal bazda seni anlamış olsam da olayları rasyonel olarak irdelediğimiz zaman makeleyin içinde çok temel çelişkiler olduğunu belirtmek durumundayım.

    Şimdiye kadar hem Hollandaca basında hem de Türkçe basından aldığımız duyumlar, Asscher’ın “İslam ve Türk yapılanmalarını”, entegrasyonun gelecegi açısından daha sıkı kontrol altında tutma gereksinimiydi. Bunu yapmak isterken Asscher, aslında güven duyması gerektiği yerlere değil, yeni oluşan problem içinde ekonomik çıkarlar sağlama eğilimi olan, bu eğilimini ciddiyetten ve bilimden uzak istatiksel verilerle gerçekleştirmeye çalışan kurumlara güvenmesiydi. İki Türk kökenli parlementerin bu yaklaşıma tepkisiyle olay büyüdü, iç hesaplaşma karekterine büründü ve bu günkü halini aldı.

    Yani anlayacağınız bu olay “Dış güçlerin, emperyalizmin ve küresel kapitalizmin” oyunu değil. Bu mantıktan vazgeçmeliyiz artık. Olayları komplo teorileriyle açıklamanın hiç kimseye faydası yok. Olayları bu şekilde algıladığımız zaman, bizden çok uzaklaşıyor elimizle tutamıyor ve gözümüzle göremiyoruz. Herşey çok soyutlaşıyor, uzaklaşıyor ve edilgen duruma düşüyoruz. Dolayısıyla bizimde yapabileceğimiz hiçbir şey kalmıyor. Ondan sonra da her şeyi “takdir-i ilahi’ye” teslim ediyor, “İşin içinde büyük güçler var, dolayısıyla biz bişeyler yapabilecek güçte değiliz”, yaklaşımıyla sorunlardan uzaklaşıyor ve olayın çözümünü de “dış güçlere” bırakarak kendi içimize dönüyoruz.
    Oysa, sorunun bir parçasıysak, çözümün de bir parçası olmalıyız. Bu konuda bıkmadan usanmadan çaba harcamalı ve çözümün de içinde yer almalıyız. Çünkü biz, toplumsal barış içinde “varolmak” istiyoruz. Bunu kabullenemeyenlerin kendi bilecekleri bir iş. İçinde yaşadığımız toplum ve tarih art niyetli kurumları kesinlikle yargılayacaktır.

    İkinci değinmek istediğim nokta ise; Bu tür makalelerde bazen, “sapkın mihraklarca nefret söylemi ile zedelenmeye, yüce dinimizin ve Türkiyemizin itibarı düşürülmeye çalışılıyor.” yaklaşımlarıyla hem dinimiz hem de Türkiyemiz romantikleştiriliyor. Oysa gerçekler bam başka. Hem dinimize hem de Türkiyemize baktığımız zaman şu anda Hollanda’mızda yaşadığımız siyasi, sosyal ve hukuksal çatışmaların dozajından yüzlerce kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Çatışmalar doğaldır ve olmalıdır. Çatışmalar, iyi gitmeyen birşeyleri, iyileştirmek için bir şanstır aynı zamanda ama, çatışmaların içinde aktif yer almalı ve ahlaklı bir uslup kullanılmalı ve yapıcı bir pozisyon seçmeli ve bu şekilde sorunlara çözümler getirmeyi öğrenmeliyiz.

    “Bu tarz manifestolara verilebilecek en güzel karşılık, kendi içimizde bütünleşmektir.

    Bizler Avrupalı Türkler olarak artık kendi istihdamımızı sağlayabiliyor, ortak akılda birleşip vekillerimizi siyaset adamlarımızı seçebiliyoruz.”

    Derken, umarım bu mesajı, kendi içimize dönmek anlamında vermiyorsunuzdur. Kendi içimizde bütünleşmek oldukça güven verici bir yaklaşım olmakla berber kendi içimizde farklı olabilmekte oldukça özgürlükçü ve yaratıcılığı destekleyen bir tutumdur. Bizler gerektiği zaman bütünleşebilmek meziyetine sahip olduğumuz kadar aynı zamanda da farklı olabilme meziyetine sahip olabilmeliyiz. Zira bu farklılığımızla, özgürlüğümüzle de içinde yaşadığımız toplumların ve dünyanın başka başka oluşumlarının üyesi olma ve kurumlarıyla bütünleşme şansı bulalım. Ne zaman ki Avrupalı Türkler olarak bu zihinsel süreci tamamladık ve ne zaman ki bizim bütünümüz içinde yeralan bireyler, yerel ve küresel olarak “başkalarının” bütünleri içinde yeralmaya başladılar işte o zaman küresel bazda onurlu bir toplum ve onurlu bireyler oluşturmaktaki siyasi zemin hazır demektir.

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *