Okuduklarını peşin hükümle değerlendirenler ve sağduyulu yaklaşanlar…

Geçen hafta bu köşede, ‘Seçim yaklaşıyor, demokrasi ve hukuk devletini korumalıyız’ başlığı ile yayınlanan yoruma, farklı kesimlerden tepkiler geldi. Sol enteljansiya ‘Adamlar yüz yıldır bir sistem kurmuşlar. Siz Hollandalılara akıl mı veriyorsunuz’ babında bir tepki gösterdi…
Diğer taraftan, aynı yazıyı okuyan ve Hollanda parlamentosu içinde ve etrafında milletvekilleriyle çay kahve sıkça içen bir okuyucumdan, köşe yazısı niteliğinde bir yorum geldi. Konunun önemine binaen okuyucumun siyasi yorumunu burada sizlerle paylaşmak istedim.
Okuyucumun bana hitaben yazdığı yorum şöyle:
‘Sayın Güngör, HABER gazetesindeki yazınızı dikkatle okudum. Yazınının yayınlanmasının üzerinden 48 saat geçmedi ki, Hollanda Barolar Birliği bir araştırma yayınladı. Buna göre, siyasi parti programlarının yarısı anayasaya, hukuk devletine, uluslararası anlaşmalara, insan haklarına ve bağımsız yargılanma hakkına ters maddeler içeriyor. İşin ilginç tarafı ise, aykırı maddelerin tamamı, yabancı kökenlileri ilgilendiriyor. Siz de yazınızda buna vurgu yapıyorsunuz. Hukuk devleti hepimiz için vardır ve korunması da hepimiz için elzemdir. Zira, biz artık bu ülkenin asli unsurlarıyız. Çocuklarımız, torunlarımız bu ülkede büyüyecek. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, 15 Mart seçimleri çok önemli. Mutlaka, özellikle Hollanda Türk toplumunun seçimlere maksimum katılımı önemli.
Seçimlerin doğası gereği, partiler oy toplarlar. Mesela Hıristiyan partiler, Ermeniler’in oylarını kazanmak için, Ermeni meselesini seçimden bir yıl önce gündeme getirirler. Bu böyleyken, Müslüman din adamlarının maaşlarına yönelik, hukuk devletine aykırı maddeleri büyük bir keyifle parti programlarına alabiliyorlar. Partiler büyük grupların oylarını almaya yönelik kampanyalar yaparlar ve onların istedikleri bazı konuları parti ideolojilerine ters değilse, programlarına alırlar. Bu, dünyanın her tarafında böyledir. Ama ne gariptir ki, Türk ve Faslı seçmenlerin oylarına fazla rağbet yok gibi. Sizce nedeni ne olabilir? Tabii ki ilk etapta, seçmenlerin seçimlere katılımının düşük olması aklımıza gelebilir. Beki doğrudur da. Ama daha fazla sebepleri olmalı. Hollanda’da Müslümanlara oranla çok  az sayıda Musevi ve Ermeni yaşamaktadır. Ama her nedense onların siyaset üzerindeki etkileri yüksektir. Hem de, onların da top yekûn bir partiye oy vermedikleri bilinmesine rağmen. Bence bizim bunu irdelememiz gerekir. Bizim mevcut siyasi partilerden beklentilerimiz anayasa ve hukuk devletinin dışında bir şeyler değilse, ki değil ; Hollanda toplumuna ticaretten kültüre,  üretimden bilim hayatına katkılarımız ortalama bir Hollandalıdan daha az değilse; bu ülkeye sadakatsizliğimizin hiçbir emaresi yoksa; azımsanmayacak bir oy potansiyeline sahipsek; acaba niye bizim oylarımızın kıymeti az? Ayrıca, sanki ‘sizin oylarınızı istemiyoruz’ anlamında parti programlarına maddeler konuluyor.
Bu konuyu tartışmaya açmak için, bazı fikirleri sizinle paylaşmak istiyorum. Seçimlere katılımımızın yanı sıra, bence bizim isteklerimizi dile getirecek bir baskı gurubu olmayı beceremiyoruz. Gurup olarak bir partiye oy verelim anlamında söylemiyorum tabi ki.
Zira bireyler tercihlerinde serbesttirler. Nasıl ki Museviler tek bir partiye oy vermemelerine rağmen, birçok parti tarafından ciddiye alınıyorlarsa, bizim çok daha fazla ciddiye alınmamız gerekir. Zira 220.000’e yakın oyumuz var ve bu da 4 sandalye demektir. Neden siyasi partiler  bu oylara talip olmak için yarışmazlar?
İkincisi ise, lobi eksikliğimizdir. Maalesef  bunu dünyanın hiçbir ülkesinde henüz beceremedik. İlk defa Fransa’da ilk denemeleri yapılıyor. Fransa tecrübesini yakından takip ediyorum. Müslümanlar, siyasete aktif iştirak etmeye başladılar. Güçlü sözcüleri var, çok yerde belediye meclislerine girdiler ve simdi ülke seçimlerinde söyleyecek sözlerinin olduğunu hissettirmeye başladılar.
Üçüncü sebep de, biz üzerimize gelen onca soruna rağmen, birbirimizle uğraşmaya kesintisiz devam etmemizdir. Çeşitli platformlarda ve çeşitli vesilelerle, toplumda fitne fesat çıkarmayı kendilerine hedef edinmiş bazı zevat, toplumun Hollanda meseleleriyle ilgilenmemeleri için adeta ellerinden geleni yapıyorlar. Bu oyunu maalesef bozamadık.
Dördüncüsü ise, bu ülkeyi, siyasi partilerini ve diğer kurum ve kuruluşlarını bize hepten düşman göstererek, ümitsizliğe sevk etme faaliyetlerinin yaygınlığıdır. Varsa yanlışlar, düzletmeye çalışmak yerine şeytanlaştırmayı tercih etmemiz gerektiğini salık veren gurupların varlığıdır. Bunlar özellikle gençlerimizin topluma yabancılaşmasına neden oluyorlar.
Son olarak da Hollanda’da yaşamamıza rağmen Türkiye’deki siyasete angaje olmamız. Halbuki her ülkenin kendi siyasi dinamikleri var. Her ülkeyi kendi şartlarında değerlendirmemiz gereklidir. Hollanda’daki bir siyasi parti, Türkiye’deki bir siyasi gelişmeye Türkiye aleyhine propaganda yapan bazı gurupların da yanlış yönlendirmeleriyle eleştirel yaklaşabilir. Bu konjonktür gereği yapılmış olabilir. Yani ülkelerin uluslararası politikalarına bağlı bir durum olabilir. Eğer hemfikir değilsek, bunu ancak eleştiride bulunan siyasi partiye anlatarak ve lobi yaparak yapabiliriz, ona küfrederek değil’.

Evet, Hollanda siyasi gündemini kendine göre yorumlayan okurumuz da, demokrasi ve hukuk devletinin korunması, sorumluluk alınması ama mutlaka seçimlerde sandığa gidilmesini teklif ediyor.
El hak doğrudur.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *