Bir turizmci perspektifiyle baktığımızda burada sorun “para” değil, strateji eksikliğidir.
Öncelikle Ajwa Hotel Cappadocia gibi özellikle metropolitan şehirler dışında konumlu otellerde başarı;
Bölge dinamiklerini doğru okumaya, hedef pazarın harcama alışkanlıklarını analiz etmeye ve fiyat, değer dengesini tutturmaya bağlıdır.
Kapadokya, ultra lüksü kaldıramayacak destinasyon değildir; ancak 35 bin Euro gecelik fiyat, bölgenin mevcut talep profili, kalış süresi alışkanlığı ve deneyim beklentisiyle örtüşmemektedir. Bölgeye gelen varlıklı misafir dahi, bu ölçekte bir fiyatı Monako, Maldivler vb ile kıyaslayarak değerlendirir.
Kapadokya’da ise deneyim ön plandadır; “en pahalı oda” değil, “en anlamlı deneyim” satın alınır.
Burada yapılan temel hatalar:
Her daim vurgu yaptığım Pazar araştırması yapılmadan fiyatlama bölgenin sezonsal ve ortalama konaklama süresinin göz ardı edilmesi.
Lüks kavramının yerel kültürle doğru harmanlanamaması.
Prestij algısının sadece fiyatla yaratılabileceği varsayımı varlıklı olmanız ile büyük ölçekli yatırım için yeterli değildir. Turizm; sabır, saha bilgisi ve kademeli büyüme gerektiren bir sektördür. Deneyim ve doğru iş planı olmadan yapılan yüksek bütçeli yatırımlar, maalesef sürdürülebilir olmaz.
Kısacası:
Bu bir “Kapadokya tutmadı” meselesi değil, doğru okunamayan bir pazar meselesidir.
“Küstüm” deyip oteli kapatmak yerine profesyonel bir yaklaşımla tesisi devredebilirdi. Duygusal davranış hoş olmamış.
Not: Bu arada Sultan Ahmet’te konumlu Ajwa oteli çok güzeldir. Özellikle üst katta bulunan Azeri, Osmanlı ve Türki ülkelerin yemeklerinden oluşan menüsü çok iyidir. Ambiyans ve manzarası fevkaladedir. Tavsiye ederim. Daha önce gitmiştim.
************
Ben bu yaşıma kadar çevremdeki insanların sohbetlerinden pek bir şey öğrenebildiğim pek söylenemez. Ancak insanların yazdığı kitaplardan, yazılarından ve söyleşilerden çok şey öğrendim…
Sabah 5’de Iskender Pala’nın Aşka Dair kitabını okumaya devam ederken tebessüm ettim. Çünkü ben kitap okurken bazen bir solukta bitirirken bazen de yazar ile sohbet ederim. Konu konuyu açar ve sonraki merhalede uzar gider vesselam…Sonra tekrar kitapta nerede kalmıştık diye hikayeyi toparlamak zorunda kalıyorum.
Konu Aşka dair olunca hatırımda bir kaç yıl önce kardeşimle İstanbul Arkeoloji müzesini ziyaret esnasında M.Ö 2039-2027 yıllarında kil tablet üzerine Sümer dilinde çivi yazısı ile yazılmış en eski aşk şiiri ile karşılaştık. Fotoğrafını çekmiştim, ki bu kitapla aynı anda tekrar karşıma çıkması ne büyük tesadüftür.
Kardeşime bak görüyor musun adam 4000 yıl önce üşenmemiş kil tablet üzerine şiir yazmış. Şimdi ise insanlar bir iki satırlık beyti yazmaya üşeniyor, yada bir günaydını çok görüyor, kelimeleri kısaltıyor deyip o an internetten şiirin tercümesine bakmıştım ve kardeşime dönüp yüzümde ironik bir tebessüm ile şiiri hiç beğenmedim demiştim. Ayrıca işin traji komik yanı ise bu şiirin büyük ihtimalle bir kadın tarafından yazıldığı söyleniyor.
Not1: Beğenmediğim şiir ise bir müzede sergileniyor.
Not2: Merak eden şiiri internetten araştırabilir.
************
Yeni IST Havalimanının önemini umarım bir türlü anlamayanlar bugün daha iyi anlarlar! Transit yolcu hususunda işlem yapan 1 numaralı havalimanı seçildik Avrupa’da hatta 1-2 hafta önce. Üstelik henüz havalimanı tam kapasite çalışmıyor! Aşama aşama pistler açılacak.



















