Ramazan ayı Hollanda’da her yıl olduğu gibi bu sene de doya doya yaşandı. Restoranlar iftar menüleri ile Ramazan ayını karşıladı. Camii’ler mahyaları ve ışıklandırılmış minarelerle Ramazan ayının varlığını gösteridi. Sivil toplum kuruluşları kurumsal iftarlarıyla toplumda aktif olan insanları bir araya topadı. Evler, hatta sokaklar dahi Ramazan süslemeleri ile şenlendi.
Ancak bu sene Ramazan ayı Hollanda’da biraz daha farklıydı. İstanbul’da Uluslararası İlahiyat Programı (UİP) dahilinde okuyan bir grup genç imam ve müezzin, on gün boyunca farklı camii’lerde Enderun usulü teravih namazı kıldırdılar.
Enderun teravihi Osmanlı döneminde ilk olarak musikişinas saray müezzinleri tarafından sarayda icra edilmiş. Bu uygulama daha sonra padişahların yaptırdıkları Selatin camii’lerine taşınmış. Enderun kelime itibarı ile sarayın iç bölümü demek. Teravih denilmesinin sebebi ise her dört rekat sonrasında dinlenmek için biraz ara verilmesi.
Enderun teravihini özel kılan unsur ise müezzinlerin koro halinde, farklı makamlarla ve belli bir tertip üzere salavatlar, dualar ve ilahilerle teravih namazını süslemeleridir. Koroyla okumalarına Cumhur Müezzinliği diyoruz. Türk musiki makamlarına hakimiyet ve imam ile müezzinlerin birbiri ile uyumu burada elzemdir. Yani bu öyle rastgele yapılan bir şey değil. Aksine, özveri ve ciddi bir hazırlık gerektiren bir sanat.
Şimdi geliniz, Enderun usulü teravih nasıl icra ediliyor biraz bakalım. Yatsı ezanından önce müezzin korosu temcid okuyarak ezan vaktinin yaklaştığını haber eder. İşte Enderun burada adeta bir giriş yapar. Temcid, minarelerde ezandan ayrı olarak yapılan bir dua şeklidir.
Yatsı namazından sonra ise müezzinler bir ilahi okuyarak teravihin başladığını duyururlar. Burası Enderun’un gelişme aşamasıdır. Her dört rekatta bir ilahi okunur. Müezzinler ve imam aynı karar sesiyle okurlar. Müezzinler Rast makamında okuduklarında, imam da Rast makamında kıraat yapar.
İmam rastgele ayetler okumaz. Mesela nida ayetlerinden veya dua ayetlerinden oluşan tertipler hazırlamıştır. Ardından diğer makamlara geçilir. Farklı makam tertipleri vardır, ancak meşhur olan tertip şöyledir: Isfahan, Saba, Huseyni, Eviç ve Acemaşiran.
Okunan ilahiler de mümkün mertebe Ramazan ayını konu eder. Buraya bir Acemaşiran ilahi örneği bırakalım.
Donandı her yer kandiller ile
Doldu camiler efendim mü’minler ile
Zikr ü tesbihler sâf diller ile
Sana eylerler efendim Şehr-i Ramazan
Hoş sefa geldin efendim Şehr-i Ramazan
Teravih bittikten sonra bir kaside okunur. Ardından koroyla ve aralarında paslaşarak münferit ola rak müezzinliğe devam edilir.
Ben de böylesine sanat, musiki ve maneviyat dolu bir akşamı değerlendirmek üzere Rotterdam Mevlana Camii’ne gittim. Merdivenlerden çıkarken bir grup cemaat iniyordu. İçeriden ilahi sesleri geliyordu. Tam o esnada iki gencin arasındaki konuşmaya şahit oldum.
“Bu ne ya, sanki folklor ekibi gibi,” diyerek söylendi biri diğerine.
Enderun teravihinin ne olduğunu bilmedikleri aşikardı. Kişi bilmediğinin düşmanı olabilir. O anda yeni gelen neslimize bizi biz yapan gelenekleri öğretmenin ve yaşatmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha düşündüm.
Yukarı çıktığımda kendimi birden İstanbul’daki bir Selatin Camii’nde hissettim. Ön tarafta iki genç imam var. Genç müezzinler müezzin mahfilindeler. Hepsinin üzerinde beyaz bir gömlek, siyah bir haydariye ve başlarında beyaz bir takke.
Sadece sesleri ile değil, giyim ve kuşamlarıyla da bir sanat icra ediyorlar. Camii’nin içi adeta düzen, tertip ve sanat kokuyor. İlahiler okunurken cemaat büyük bir ilgi ve coşkuyla dinliyor. Bazıları müezzinlere dönüp bu görselliği izlemekten kendilerini alamıyorlar.
Bir taraftan bunları zevkle izlerken, diğer taraftan da şunu düşündüm: Bir toplumun geleneği sadece kitaplarda yazılı değildir; yaşanması gerekir. Bir araya gelerek. Sesle, sanatla, ibadetle ve gençlerin merakıyla yaşar.
Enderun teravihi sadece Ramazan’da icra edilen bir uygulamadan ibaret değil. Enderun, aslında yeni nesle aktarılması gereken bir geleneğin mektebidir.
Tuğrul Tekir



















