Amsterdam’da yaz akşamları sohbetleri

Hollanda’da son yetmişbeş yılın, dünyada da 1880’den bu yana en sıcak Temmuz ayını yaşıyoruz. Gündüz sokaklarda insanların azaldıǧını farkediyoruz. Akşam saatlerinde ise havanın biraz serinlemesiyle caddelerde gençlerin hareketliliǧini görüyoruz. Otuzbeş yıldır Amsterdam’da olmamıza raǧmen, Efsaneyle belki üç veya dört defa böyle sıcak bir yaza rastladık. Yatsı namazı öncesi, alışılageldiǧi üzere, latte macchiato ve kahvelerimizi yudumladık ve sohbetimizi yaptık.
Sohbetimiz havaların sıcaklıǧından başladı ve Amsterdam’da geçirdiǧimiz yaz aylarına doǧru ilerledi. Sohbetimiz Hollanda, Bosna, Makedonya, Edirne’den örneklerle şekillendi.
1984 veya 1985 yıllarının yaz ayları olabilir. Türkiye’ye yaz tatiline gitmeyen dostlarla birlikte biz de burada alternatif programlar yapmıştık. Bunlardan birisi Spaarnwoude parkında piknik ve beraberinde “Erol Güngör Semineri”ydi. Konuşmacılardan birisiydim. Bana Erol hocanın “İslamın Bugünkü Meseleleri” adlı kitabını tanıtmak düşmüştü. Aǧaç gölgeleri altında, tabiatın içinde yapılan bu program ve seminer hiç hafızamdan çıkmadı.
Yine bir başka yaz günüydü. Havalar çok sıcaktı. Bosna savaşı vardı. Müslümanlar acımasızca öldürülüyordu. Şehit oluyorlardı. Biz ise, öǧrenciydik. Bosna için ne yapabiliriz sorusunu sorduk. Bir komite kurduk. Komitede, rahmeti rahmana giden Tokat’lı Yalçın Şahin, emekli olup Türkiye’ye geri dönüş yapan ilahiyatçı Dr. Arslan Karagül de vardı. Hafta sonu kurulan Beverwijk pazarına gitmiş, Bosna için beş, on gülden verilen yardımları toplamıştık. Akşama doǧru acıkmıştık. Bir karpuz aldık. Peynir ve ekmekle birlikte Spaarnwoude parkında uturup yemiştik.
Yardım toplamak çok zahmetli bir işti. Bosna’da savaş olabildiǧince devam etmesine raǧmen, beş gülden yardım etmeyen esnaflar vardı. Elimiz boş çıkardı bazı işyerlerinden. Rahmetli Yalçın Şahin insanımızın bu haline çok üzülürdü. Çok ilginçti, Amsterdam Oost’dan Hollandalı Erik, Erdal Çetinkaya’nın komşusu, ailesinden kalan mirastan bir miktar yardım etmişti. Nasıl sevinmiştik, anlatamam. Toplanan az miktarda yardımı tutanak karşılıǧı Bosna’ya ulaştırılması için İstanbul’da gazeteci Mustafa Özcan beyefendiye teslim etmiştik.
Tabiiki aradan yıllar geçti. Bizim iyilik yapma, mazlumlara el uzatma faaliyetlerimiz hiç bir zaman durmadı. Yaptıklarımızı unutmuştuk çoǧu zaman. Ama yapılan iyilikler bir gün hiç beklenmedik bir yerde ve anda karşınıza çıkıveriyor.
On belki oniki yıl önceydi. Yine bir yaz günüydü. Almanya’da yaşayan ve hayatını Avrupalı Türklere adayan sanatçımız Ahmet Baydaroǧlu’nun da olduǧu bir grupla Mekadonya ve Kosova’da programlara katıldık. Birinci gün, Ohrid’de yaşayan soydaşlarımızın organize ettiǧi Türk Halk Müziği Konserine katıldık. Baydaroǧlu da sahne aldı. Çanakkale içinde vurdular bizi, türküsünü tüm salondakilerle birlikte okudu. Ama, türkünün sonunda gençler kendilerince ekledikleri mısralarla devam ettiler. Şoke olduk. Bu kadar canlı bir Türk toplumu beklemiyorduk.
Aynı gün, programdan sonra Gostivar’da deǧerli dostumuz Erdoǧan Saraç beyin evine misafir olduk. Oda kalabalık. Gençler çay servisi yapıyorlar. Ama hemen hemen kimseyi tanımıyoruz. Ama çay veren gençlerden birisi o kadar candan ve sıcak davranıyorki, sanki bizimle konuşmak istiyor. Neyse bir müddet sonra, genç kendini tanıttı. Sarışın genç: “Abi dedi, ben sizin İstanbul’da Kubbealtı ile birlikte yaptıǧınız Balkanlardan gelen öǧrenciler burs projesinden yararlandım. Mezun oldum ve şimdi memleketime döndüm. İnsanımıza yardım edeceǧim, hizmet edeceǧim artık”.
Bir taraftan müthiş memnun oldum, diǧer taraftan genci tanımadıǧım için mahçup oldum. Kaldıki, İstanbul’daki projeler gibi belki Türkiye başta olmak üzere gönül coǧrafyamızda onlarca proje yapmıştık. Ve unutmuştuk.
Bir başka yaz günü, Amsterdam’dan Hollandalı gazeteci dostumuz Mohamed El Fers olmak üzere bir grupla Edirne, Suriçi Yaǧlı Güreşlerine katıldık. Güreşmek için deǧil. Organizasyonu yakından görmek ve Hollanda’da yapılacak Yaǧlı Güreş Şampiyonluklarına hazırlık yapmak için gitmiştik. Edirne, gündüz o kadar sıcak, gece ırmak kenarı serindi. İlk Edirne ziyaretimizde kilimasız bir otelde kalmıştık. Sıcaktan ve sivri sinekten sabaha kadar uyuyamamıştık. Sonraki senelerde biraz daha rahat ettik tabiiki. Sonraki yıllarda, Amsterdam’da altı yıl süreyle Yaǧlı Güreş Şampiyonlukları programları organize ettik.
Evet, Amsterdam’da efsaneyle kahve sohbetimize takılan ve yıllara daǧılan bazı yaz hatıraları böyleydi. Sıcak yaz günleri bize geçmişte yaptıklarımızı hatırlattı.
Bu vesileyle, tüm okuyucularımın yaklaşan Kurban Bayramını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: