Bilgi paylaşımı yoksa, birlikte hareket edemezsiniz

Sayıları bugun 7 milyon civarında seyreden Avrupa Türkleri 60. yıla yaklaştığımız şu günlerde öngörülen diaspora gücünü ve bunun lobicilik yansımalarını ne yazık ki yeterince kullanamıyor. Bunların temelinde ise biraz ‘benmerkezcilik’ yatıyor, biraz da stratejik hareket edememe biçimi. Koca federasyonlar ve yüzlerce alt kuruluşu idare ettiği bilinen üst çatı kuruluşları bir şekilde birlikte hareket edemiyor ve karşılıklı bilgi akışını sağlamaya yanaşmıyor. Herkes adeta ‘küçük olsun benim olsun’ tarzında. Paylaşım olmadığı için birlikte hareket etme biçimi de gelişemiyor.

Hollanda Türk toplumunun Hollanda’ya gelişinin 60. yılına yaklaşırken toplumumuzun hangi evrelerden geçerek buraya geldiğini her fırsatta tartışmaya açıyoruz. Bir dönüm tarla, bir ev veya bir traktör hayaliyle yola çıkanların çocukları ve torunları günümüz Hollandasında hiçte azımsanmayacak bir gelişim gösterdiğini kabul etmemiz gerekir.

Diğer etnik kökenli gruplara göre Hollanda Türk toplumu daha organize olduğunu varsayıyoruz. STK’larımızla, sayıları 1200’e yaklaşan dernek ve vakıflarımızla ‘Toplum adına’ birşeyler yapma içgüdüsü DNA’mıza işlemiş gözüküyor.


Ancak bilgi birikimi paylaşımı ve toplumsal hafıza denildiğinde malesef sınıfta kaldığımızı görüyoruz. Toplumsa hafıza, kültürel bir öge olarak karşımıza çıkıyor. Kültür dediğimiz olay maddi ve manevi değerlerin toplamı olmakla beraber, “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak açıklanıyor.

Yani bilgi paylaşımı da kültürümüzün bir parçaşı olarak karşımıza çıkıyor. Kültürümüzü korumamız lazım diyoruz her fırsatta ancak bilgi paylaşımını ve toplumsal hafıza altyapısını oluşturacak çalışmalar yapmıyoruz.
Sayıları bugun 7 milyon civarında seyreden Avrupa Türkleri 60. yıla yaklaştığımız şu günlerde öngörülen diaspora gücünü ve bunun lobicilik yansımalarını ne yazık ki yeterince kullanamıyor.

Bunların temelinde ise biraz ‘benmerkezcilik’ yatıyor, biraz da stratejik hareket edememe biçimi. Koca federasyonlar ve yüzlerce alt kuruluşu idare ettiği bilinen üst çatı kuruluşları bir şekilde birlikte hareket edemiyor ve karşılıklı bilgi akışını sağlamaya yanaşmıyor. Herkes adeta ‘küçük olsun benim olsun’ tarzında. Paylaşım olmadığı için birlikte hareket etme biçimi de gelişemiyor.


Örnek mi istiyorsunuz? Geçtiğimiz haftalarda Köln’de düzenlenen ‘çift dillik sempozyumunun’ duyurusu Türk medyasına ulaşmıyor bile. Ulaşsa bile devasa sempozyum türü programları 20-30 kişilik bir topluluk izliyor, çoğu zaman basında bir karşılık bulmuyor. Ne maksat hasıl oluyor ne de hedeflere ulaşılabiliyor. Programlara davetler ya en son gün geliyor ya da her şey olup bitiyor ve bir şekilde içeriğe dair bilgi yansımaları kadük kalıyor.

Yunus Emre gibi, YTB gibi devlet kuruluşları ellerinde devletin tüm imkanları olması rağmen yaptıkları icraatları ne halka ne de STK’lara yeterince ulaştırabiliyor. Avrupa’ya gelen devlet temsilcileri ise maalesef günü kurtarma peşindeler. Yıllardır üstlere ulaştırdığımız bilgi ve belgeler bir şekilde tarihin tozlu arşivlerinde kayboluyor ve yapılması gerekenler yapılmıyor.


Bazı faaliyetler ise devlet himayesinde yapıldığı için, temin edilen finansı içeri almak ana maksat olduğu içim çalışmalarda kalite oluşmuyor. Bağımsız ve özgün olan öyle güzel projeler de var ki finansal destek olmadığı için yine kaliteli işer yapılamıyor. Çok yaman bir çelişki bu.

LAHEY FESTİVAL ATEŞİ
2020 yılına yaklaşırken, Hollanda’da tartışılan bir konu da geçen yıl yılbaşı gecesi Lahey’de yakılan festival ateşinin büyük sorunlara yol açması nedeniyle bu yıl belediye tarafından yasaklanması oldu.
Belediye meclisinde büyük ateş için izin çıkmayınca, her yıl geleneksel olarak bu ateşi organize edenler aileler/şirketler bu kararı protesto etmek için sokaklara döküldü.


Polisle çatışmaya kadar giden protestolar güçlükle bastırıldı ancak görünen o ki; yılın son günlerine kadar bu olaylar devam edecek. Başbakan Rutte kendince bir cesaret örneği gösterip, her fırsatta sorun çıkardığı pompalanan Türk gençleri için ‘defolup gidin’ cümlesini pervasızca kullanabilmişti. Bu tür çıkışları nedense toplumda huzursuzluğa neden olacak bu tür protestolara karşı göremedik, Hatta konuyu bile gündeme getirmeyip konuşmak istemedi.

Hollanda medyası ise derinlerden emir almış olmalı ki bu protestoları çok sıradan ve lokal olaylar başlığı altında vermekten öteye gitmedi.
Yaşasın popülizm sloganı gittikçe millileşiyor anlaşılan..




Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!