Saygın bir toplum için

400 bini aşkın bir nüfustan sivil toplum kuruluşlarında gönüllü hizmet veren fertlerin sayısı bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar azdır. Toplum olarak ne kendimizin ne de çocuklarımızın istifade ettiği kuruluşlarda aktif olmayı seçiyoruz. İşin içinde maddi çıkar yoksa çağrılara kulaklarımız sağır maalesef. Halbuki bir toplumu ayakta tutan ve onu özel kılan, kendisini oluşturan fertlerin gönüllülük bazında sorumluluk almalarıdır.

Bir toplum düşünün ki, kendi içinde büyük potansiyeller barındırmasına rağmen o bunun farkında olmasın. Bırakın farkında olmayı, o potansiyeli hoyratça harcamayı alışkanlık haline getirsin. Işte bu toplum bize hiç de yabancı değil. Bilakis hepimiz bu toplumun birer ferdiyiz. Haliyle bu hoyratlıkta hepimizin sorumluluğu var.


Bir toplumun, özellikle de azınlık konumunda olan, saygın bir konuma sahip gelebilmesi için bir takım şartları yerine getirmesi gerekir. Bunlar ana hatlarıyla, eğitim, kültür, sanat, spor, ticaret, siyaset, bürokrasi, sivil toplum ve medyada görünür olmak, hem kendi toplumuna hem de içinde yaşadığı genel topluma katma değerleri olan profesyonel örgütlenme ve kendi içindeki farklılıklara tahammül edip hoşgörme meziyetlerine sahip olmaktır. Bu alanlarda hiç görünmeyen veya kısmen görünen toplumlar göreceli olarak suç ve bağımlılık gibi başka alanlarda görünür olurlar ki bu da saygınlıktan fersah fersah uzak olmak demektir.


Hollanda’da Türk toplumunun bahsi geçen alanlarda görünürlüğü göreceli olarak iyi demek mümkün. Göreceli olaraktan kasdedilen, diğer benzer toplumlarla mukayese edilen seviyedir, bir başka deyişle hedeflenen seviye değildir. Eğitim seviyesi günden güne yükselmekte, siyasette hatırı sayılır sayıda temsilciler mevcut, ticarette ise ciddi bir ivme söz konusu iken, kültür, sanat, edebiyat, bürokrasi ve spor gibi alanlarda görünürlük asgari düzeyde kalmıştır. Medyada görünürlük apayrı bir durumdur. Görünür olmasına görünür, ancak bunun saygınlığa katkısının olup olmadığı çok su götürür.


Peki Türk toplumu, hem kendisi için hem de toplumun geneline katma değerleri olan profesyonel örgütlenmelere sahip mi? Bu soruya olumlu cevap verebilmeyi çok istememize rağmen maalesef veremiyoruz. Evet, çok örgütlü bir toplumuz. Sayıları binleri aşan dernek, vakıf, kulüp, cemaat ve cemiyetimiz mevcut. Ancak bunların, istisnalar hariç, profesyonel kurum ve kuruluşlar olduğunu iddia etmemiz mümkün değil.

Bir çoğu çok genel ve muğlak amaçlara sahip, uzmanlıktan oldukça uzak, her işe el atmaya çalışan, siyasi veya dini saiklerle ortaya çıkmış örgütlerdir. Kendisine üstesinden gelebileceği hedefler belirleyen ve alanında uzmanlaşan pek fazla kuruluşlarımız maalesef yok denecek kadar azdır. Zaten bir çok örgüt de sadece yöneticilerinin omuzlarında ayakta kalmaktadır. Üyelerin örgüt işlerine katılımı ise sadece faaliyetlere katılmakla sınırlıdır, o da şayet zahmet edip katılanlar olursa.


Toplumun geneline farklı alanlarda hizmet eden sivil toplum kuruluşlarına katılım ise yok denecek kadar azdır. 400 bini aşkın bir nüfustan sivil toplum kuruluşlarında gönüllü hizmet veren fertlerin sayısı bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar azdır. Toplum olarak ne kendimizin ne de çocuklarımızın istifade ettiği kuruluşlarda aktif olmayı seçiyoruz. İşin içinde maddi çıkar yoksa çağrılara kulaklarımız sağır maalesef.

Halbuki bir toplumu ayakta tutan ve onu özel kılan, kendisini oluşturan fertlerin gönüllülük bazında sorumluluk almalarıdır. Spor kulübü, okul işleri (veliler ve söz hakkı konseyi gibi), semt evleri, siyasi partiler, meslek ve hobi örgütleri gibi sayısız alanda hizmet veren örgütler hep gönüllülerin çabalarıyla hizmet verebilmektedirler. Şayet gönüllüler olmasaydı, Avrupa ve özellikle de Hollanda’da ne sporun, ne sanatın ne de başka şeylerin esamesi okunurdu. Bu küçücük ülke gönüllüler sayesinde bir çok alanda dünya çapında şöhrete sahiptir. Türk toplumundan beklenen de bu tecrübelerden fayadalanıp gönüllü hizmet etme alışkanlığını edinmesidir.

Bir toplumu saygın kılan şartlardan birisi de kendi içimizdeki farklılıklara tahammül ederek, hoşgörülü olmak demiştik. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bu konuda oldukça kötüyüz. Kendimiz gibi düşünüp davranmayanları doğrudan kötü, hain, art niyetli veya düşman görüyoruz.

Niyet okumakta üstümüze yok, ama bir an olsun karşımızdakinin eylem ve söylemlerinin kendi doğruları veya inandığı değerler tarafından belirlenebileceğini kabul edemiyoruz. Sanki Türk toplumu herkesin aynı kalıptan çıktığı, aykırıların da üretim hatası olarak görüldüğü bir gruptan ibaret. Herkes kendi bakış açısından Türk toplumunu dizayn etmeye çalışıyor. Sayet buna itiraz eden ya da aykırı hareket eden olursa da hemen yaftayı yapıştırıyoruz.

Bu durumda hem bazı fertlerin toplumdan uzaklaşmasını sağlıyor hem de çatışma ve kutuplaşmalara sebep oluyor. Bu da bir toplum için oldukça yıkıcı bir durumdur. O halde farklılıklara zenginlik olarak bakmak ve onu güce çevirmek yapılması gereken en akıllıca metot olacaktır.




One thought on “Saygın bir toplum için

  1. MEHMET ALTUNBAS

    Amerika’da gönüllü kuruluşlar aracılığıyla üretilen değerin milli ekonominin % 5.2 sine karşılık geldiği söyleniyor. Americorps ulusal gönüllülük modelinin bu başarıdaki yeri tartışılmaz. Avrupa genelinde sayıları yüz milyonu bulan gönüllüler var ancak bu gönüllülerin ürettikleri katma değer bazı başarılı ulusal gönüllülük programları, ESC ve EUAID programları dışında genellikle yeterince yapılandırılmamış. Belli bir sistem önermeyen bu programların topluma, gönüllü kuruluşa ve gönüllüye katkıları malesef sınırlı kalıyor. Bu katma değeri yaratmak için organizasyonlar gönüllü kapasitelerini geliştirecek adımları gerekiyor. Gönüllülük aktivitelerinin kalitesi, üretilen değerin takdiri, yürütülen programların izlenmesi ve iyi yönetilmesi çok önemli. Diğer taraftan gönüllünün de katkısını geçici bir hevesle değil devamı olan bir sorumlulukla sunması çok şeyi değiştirecek.

    Reply

Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: