Çifte aidiyeti teşvik eden politikalar üretilmeli…

Başbakan Yardımcısı, Sosyal İşler ve İstihdam Bakanı Lodewijk Asscher’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı yeni açıklamalarla aidiyet meselesi yeniden gündemimize oturdu. Yapılan araştırmalar sonucu gösteriyormuş ki, Türk ve Fas’lı gençler kendilerini Hollandalı hissetmiyorlarmış. Eee ne yapalım bay Lodewijk Asscher? Kolaysa, siz Türk ve Faslı gençlere ‘kendilerini Hollandalı hissettirin’ o zaman diyesi geliyor insanın. On yıllardır uyguladığınız entegrasyon politikalarının daha doğrusu asimile politikalarının sonucu bu işte. Araştırmaların sonucu doğruysa karşınızda, kendini

Hollandalı hissetmeyen bir nesil var. Ne yapacaksınız peki şimdi?
Bu köşeden defalarca yazdık. Kimliğimizin nasıl şekillenmesi getektiğini ifade etmeye gayret ettik. Hollanda’da geleceğimizi nasıl inşa etmek istediğimizi belirttik. Hem içinde yaşadığımız ülke Hollanda’ya hem aidiyet duyduğumuz Türkiye’ye hem de gönül coğrafyamızın uzandığı dünya topluluklarına karşı hissettiğimiz sorumlulukları formüle ettik. Bütün bunlar bizim burada varolma sürecimizin olmazsa olmazları dedik. Biz, bir zamanlar dünyaya yön vermiş bir medeniyetin çocukları olarak, insanlığın çatışma yaşadığı 21. Yüzyıl Avrupa’sında bize ait olan ‘merhamet’ değerinin yeniden bireyin kurtuluşu olacağını yazdık. Bu aslında, aynı zaman da yeni bir medeniyet tasavvurudur dedik.

Madem bu konu bir defa daha Hollanda gündemine geldi, o zaman düşüncelerimizi yeniden hatırlatalım, ifade edelim. Belki bu sefer anlaşılabiliriz.
Öncelikle belirtmek isteriz ki, Hollanda’da yaşayan Türkler veya müslümanlar olarak kendimizi ne kadar Türkiye’ye ait hissediyorsak, aynı zaman da Hollanda’ya da ait’iz. Eğer bu aidiyette bir sorun yaşanıyorsa bunun tek suçlusu olarak bizleri işaret etmeyiniz.

Bu doğru olamaz. Siz, Hollanda karar vericileri olarak, bizim dünyamızı anlamakta eksik kaldığınızı kabul etmelisiniz. Belki, bizim kendimizi sizlere anlatmakta hatalı olduğumuzu ifade ederseniz, size haklılık payı verebiliriz. Bu noktada bizim eksikliklerimiz var, kabul ediyoruz. Özellikle Türkler, daha içine kapanık bir toplum modeli seçerek Hollanda’da yaşamaya devam ediyorlar. Bunu tartışabiliriz. Ama, Türk ve Faslı gençler kendilerini Hollandalı hissetmiyorlar ifadesi çözüm odaklı bir yaklaşım değil, ayrıştırmacı bir formulasyondur. Meseleye çözüm odaklı bakacaksak, Türk ve Fas’lı gençlerin ‘çifte aidiyet’e mensup olduklarını ve bunun getirdiği sorumlulukların olduğunu kabul etmemiz gerekecektir.

Devamla birlikte, ortak çalışarak bu çifte aidiyet duygusuna ve sorumluluğuna sahip olan nesillerin, hem içinde yaşadıkları Hollanda için hem aidiyet duydukları ülke ve toplumlar için nasıl faydalı hizmetler gerçekleştirebilecekleri üzerinde kafa yormamız, politikalar üretmemiz gerekmektedir. Çoğu zaman ifade ettiğimiz gibi, çifte aidiyetin, Hollanda toplumu için, Hollanda’nın uluslararası ilişkileri için bir şans ve zenginlik olduğunu kabul etmemiz ve bu sinerjinin insanlık barışına katkısı üzerinde de kafa yormalıyız. Sözkonusu zenginliğin ekonomik, sosyal, kültürel ve insani boyutları üzerine projeler üretip, hayata geçirmemiz yeni toplum anlayışının olmazsa olmazları olmalıdır.

Örneğin, Hollanda’da yetişen Türk gençlerinin Türkçe öğrenmelerinden korkmamalıyız. Aksine teşvik etmeliyiz. Hollanda’nın politikası: ‘Güzel Türkçe ve güzel Hollandaca konuşan bireyler kazanırlar ve kazandırırlar olmalıdır’. Türkçe ve Hollandaca konuşan Hollandalı Türk gençlerinin bir çok alanda ama en önemlisi de Türkçenin konuşulduğu coğrafyada Hollanda’nın kalkınması ve ilişkilerine hatta menfaatlerine katkısını hesap etmeli ve bunun şuuru içinde olmalıyız.

Sonuç olarak ifade etmeliyim ki, bizim için çifte aidiyet bir realitedir. Kaçınılmazdır. Var olmamızın bir parçasıdır. Kısacası bizim sosyolojimizdir. Bu böyle biline. Dolayısıyle; çifte aidiyetin Hollanda için bir tehlike olmadığı idrak edilmelidir. Tam aksine hem Hollanda’da yaşayan Türkler için hem de Hollanda için bir zenginliktir. Toplumun dönüşümü için bir şanstır. Yerinde ve optimal olarak değerlendirilmelidir. Karar vericiler ‘Hollanda’daki Türk ve Fas’lı gençler kendilerini Hollanda’ya ait hissetmiyorlar’ propogandası yerine, olaya bir de yukarıdaki yaklaşımdan bakmayı denesinler. Belki Türk ve Fas’lı gençleri Hollanda toplumuna kazandırdırler. Ve insanlık kazanır.

Not: 2016 yılının tüm insalık için hayırlara vesile olmasını, kutuplaşma yerine birlikte çalışmanın ön plana çıkması dileklerimle…




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!