Veyis Güngör

Diasporatik vizyon oluşturmalıyız

Hollandalı Türkler, son aylarda siyasette yaşanılan kriz ve kazalar yüzünden 2014 yılında epey hırpalandılar. Bunun üstüne bir de bazı Türk kuruluşlarının önümüzdeki dönemde mercek altına alınacağı haberleri moralimizi iyice bozdu. Hem de bu gelişmeler Türklerin Hollanda’ya gelişlerinin 50. Yılının kutlandığı bir yılda yaşanıyordu. Normal şartlarda bu yazının konusunu bu gelişmeler oluşturmalıydı.

Ancak ben dikkatleri bir başka yöne çekmek istiyorum. Hatta bırakın son bir kaç aydır Hollanda’da yaşadıklarımıza değinmeyi, son bir aydır yaşadığımız olağanüstü gelişmelere de değinmek istemiyorum. Çünkü bu olaylar bizim düşünce ufkumuzu daraltıyor, hayal gücümüzü sınırlandırıyor. Olayların içinde zaman zaman bir kördövüşüne tutuşup, esas yönelmemiz gereken vizyonu unutuyoruz. Oyalanıyoruz. Enerjimizi boşa sarfedebiliyoruz. Biz, birbirimizin hatalarını dile getirirken, eleştirilerde ölçüyü kaçırırken, bir de bakmışsınız o fayda vermeyen çekişmelerin birer aktörü haline gelmişsiniz…

Evet, 2014 yılı Türklerin Hollanda’ya gelişlerinin 50. yılı. 1964 yılında yapılan sözleşme doğrultusunda Hollanda’ya gelen Türk iş gücü göçünden, bugün sayıları yarım milyona varan bir Hollanda Türk topluluğu oluşmuş.

Artık yavaş yavaş da olsa bir Türk diasporasından bahsediyoruz. Henüz içini pek dolduramasak da, burada yetişen nesillerin ebeveynlerinin olduğu ülkelere karşı gönülden duydukları bir aidiyetten söz etmekteyiz. Bu aidiyet bize bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Söz konusu sorumluluklarımızı küresel ölçekte değerlendirmek için, artık dünya gündeminin en önemli tartışma konularından biri haline gelen göç, diaspora, kalkınma gibi kavramları irdelemeliyiz. Çünkü biz bu tartışılan konuların en önemli aktörlerinden bir tanesiyiz. Ya Hollanda’daki 50 yıllık göçmenlik tarihimizin çoğu dönemlerinde olduğu gibi, bizimle ilgili tartışmalarda ve alınan kararlarda hep arkadan takip etmeye, olayları sonradan öğrenmeye devam edeceğiz, ya da sürecin başından olaya müdahil olup etkin aktör olacağız. Bu noktada tercih bizim. Ancak zihinsel olarak önemli bir değişim yaşamamız gerekmektedir. Bu zihinsel değişimi somutlaştırmak için, yıllardır alanın bir uygulayıcısı olarak sivil toplum kuruluşlarımızdan örnek vermek istiyorum.

Açık olmamız gerekirse, sivil toplum teşekküllerimizin çoğu, daha içe dönük ve kendi insanımızı hedef kitlesi olarak seçmiş teşekkülerden oluşmaktadır. Hizmet ulaşılabilen kitleye yapılmaktadır. Partnerlik anlayışı yaygın değildir. Hatta geride bırakılan 50 yılda bırakın birlikte çalışmayı, birbirlerini Hollandalı kurum ve yetkililere jurnalleyen kurumlar, bir diğer cemaatin camisinde namaz dahi kılmama gibi çok aşırı ve fanatik davranışlar bile sergilenmiştir. Şimdi, yani göçün ikinci 50. Yılına girdiğimiz şu günlerde, geride kalan yılların muhasebesi yapılmalı ve yanlışların tekrarından kaçınılmalı ve ciddi bir anlayış değişimine gidilmelidir. Sivil toplum kuruluşlarımız, içinde yaşadığımız ülkenin en güzel örneklerinden biri olan ‘birlikte çalışma’ kültürünü oluşturmalılar.

Diğer taraftan, bu alanda üzerinde durulması kaçınılmaz olan bir başka boyut ise, kurum ve kuruluşlarımızın dünya görüşlerini hiç saklamadan, açık yüreklilikle tanımlamaları olacaktır. Zira çifte ajanda, yaşanılan tecrübelerde de görüldüğü üzere, hiç bir tarafa fayda sağlamamış, aksine uzun vadede güvensizlik gibi gri sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İnsanın rahat olmadığı, bazı şeyleri hangi sebepten olursa olsun gizlemeye çalışması hem o gruba hem birlikte yaşanılan topluma fayda getirmez. Şunu bilmemiz gerekir ki, Hollanda farklılıklarla birlikte hareket edebilen ve bu erdemi gösterebilen bir kültüre sahiptir. Bizim de, bu sorunu yeni dönemde, yani ikinci 50. Yılda tekrar etmememiz gerekir. Kurum ve kuruluşları oluşturan insanların elbette bir dünya görüşü olmalıdır. Ama bu bize Hollanda’da şartlarına göre bağımsız ve sivil hareket edebilme hakkını kısıtlamamalıdır.

Üzerinde durulması gereken bir başka zihniyet değişiminin bir ayağı da hiç şüphesiz, diaspora tanımlamasında yerini alacak olan ‘yerelden küresele’ düşünme ve eylemleri bu doğrultuda ortaya koyabilme olmalıdır. Yerelden maksadımız lokal cemaata karşı sorumluluklarımızdır. Bunlar oturduğumuz mahalle, köy, semt, şehir ve yaşadığımız ülkeye karşı üzerimize düşen sorumluluklardır. Küreselden maksadımız ise, aidiyet duyduğumuz ülke, coğrafya, kültür ve medeniyetin uzandığı ülkelere ve insanlarına olan sorumluluklarımızdır. Diaspora tanımı, daha doğrusu Avrupalı Türk diaspora tanımı bize bu yükü veriyor, işaret ediyor.

50 yıl sonunda geldiğimiz nokta, misafir işçilikten yerleşik hayata geçiş ve bunun bir sonucu olarak Avrupa Türk diasporası’nın oluşmasıdır. Ya geride bıraktığımız on yıllarda olduğu gibi, göçmenlik ve azınlık psikolojisinin verdiği haleti ruhiye ile birbirimizle uğraşıp, didişip, hep şikayet edip, ümitsiz olacağız ya da bir diaspora grubunun üzerine düşen sorumluluğun farkında olarak, ülkeler ve topluluklar arası bir köprü yani küresel bir pazar olacağız. Bir başka ifadeyle Türk diasporatik vizyonu oluşturacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle yeni yılın tüm okuyucularımız başta olmak üzere, insanlık için hayırlara vesile olmasını dilerim.




One thought on “Diasporatik vizyon oluşturmalıyız

  1. B. Alper

    Veyis Güngör Kardeşimin şimdiye kadar okuduğum en içerikli ve inanç veren bir makalesi. Makalenin içindeki en önemli bulgularım ise:
    BİR; Kurum ve kuruluşlarımız dünya görüşlerini saklamamalı.
    İKİ ; Kurum ve kuruluşları oluşturan insanların gerektiği zaman sivil, bağımsız hareket etme özgürlüğü. Başka bir deyişle; Kitle(leler)in ruhundan çıkarak davranışlarının motivasyonunu ferdi vicdanından (bireysel bilincinden) alma yetisi.
    Özellikle ikinci zihinsel değişimi gerçekleştirdiğimiz takdirde makalesinin içinde tesbitte bulunduğu, öbür zihinsel değişimler çok zor almayacaktır.

    Görüyorum ki Veyis kardeşim, makalesinin içinde kendi belirttiği tesbitlerin tam anlamıyla içinde ve sancılı bir dönem atlatıyor. Ve kesinlikle inanıyorum ki, bu dönemi atlattıktan sonra çok daha saygın bir birey olarak içimizde yer alacaktır. Böyle bir zihinsel değişimden sonra ise ona Hollanda’da, Türkiye’dekilerin ona ihtiyacından daha çok ihtiyacımız olacak. Bundan dolayıdır ki, ona, gelecekteki mesleki yaşamını Türkiye’ye yönelik değil; Hollanda’ya yönelik hayal etmesini diliyoruz.

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *