Güzelliğin Algoritması

Aynada baktığımız yüzümüze şimdilerde bakmamaya, hatta beğenmemeye başladık. Beğenmediğimiz kendimize, yeni bir yüz arar olduk. Onu da elimizden hiç düşmeyen telefonumuzun sosyal platformlarında bulduk. Bulduklarımız ile de bol fotoğraf çekip, paylaştık. Bu durum bize pek bi iyi geldi. Aynaları unutup, telefonumuzun ön kamerasından çekilen filitrelenmiş halimize bakar olduk. Fonda “kim bu gözlerindeki yabancı” şarkısı çalarken biz de yeni çağın, yeni bağımlılığı olan “selfi disformofobi” sine tutulduk. “Ben güzelden anlarım” şarkısının satırları yazılırken, sosyal medya ve filitre sistemi elbet bu kadar hayatımıza girmemişti. Şimdilerde ise güzelden anlayan sosyal platformlar oldu. Pürüzsüz ciltler, bembeyaz dişler, iri uzun kirpikli gözler, çıkık elmacık kemikleri, kalkık burun ve dolgun dudak derken yeni dünya güzellik algısı bizlerin yüzleri üzerinde pazarlanmaya başlandı. Biz de buna izin verdik!

Filitrelenmiş fotoğraflara alışınca da kilomuzu, burnumuzu, cildimizi, dudak ve kaşlarımızı beğenmez olduk. Elimizle kendi orjinal güzelliğimize gölge düşürüp, basma kalıba geçtik. Kendimizi göremedik, hatta görmezlikten geldik. Sürekli olarak yalancılık, sahtecilik hakkında konuştuğumuz bu dönemde, malesef geri kalan her konuda da sahteciliğin “hiç de ayıp olmadığını” makyajlı olarak gözümüze sokan post-ahlakla karşı karşıya kaldık. Bu durum, hepimize hayırlı olsun demek isterdim ama düştüğümüz tuzağı, o zamanda görmezden gelmiş olurdum.

Şimdi sorarım size! Neden kendimizi beğenmeyip, başkası olmak isteriz, bunu hiç düşündünüz mü? Nedir bu Disformofobi hastalığı ve neden endişe yaratıyor? Ortada dayatılan standart bir güzellik algısı mı var(!)?

Sosyal platform uygulamalarının yaygınlaştığı ve kullanıcılara sunduğu filtrelerin arka planında uzmanları endişelendiren bir gerçek yatıyor. Bu gerçek ise selfie dysmorphia, Türkçe olarak özçekim dismorfiyası veya  şekil algısı bozukluğu olarak karşımıza çıkıyor.
Bir zamanlar insanlar plastik cerrahların ofisine beğendikleri ünlülerin fotoğraflarını götürür, o ünlü gibi olmak isterlerdi. Ancak günümüzde durum artık böyle değil. Şimdi insanlar, kendileri gibi görünmek istiyor ve plastik cerrahlara ünlüler yerine kendi fotoğraflarını gösteriyor!  Gösterdikleri de yoğun şekilde düzenlenmiş veya filtrelenmiş fotoğrafları oluyor. Ne yazık ki gün geçtikçe kişilerin plastik cerrahi gereksinimi bulunmamasına rağmen, yüzünü veya uzvunu değiştirmek için estetik yaptırmak istemelerinde hayli artış gözlemlenmekte. Öyleki talep artınca her köşede egitimini almamış, sertifikayı diploma yerine koymuş kişiler tarafından mantar gibi güzellik salonları açılmaya başlandı. Akabinde de kaş, kirpik, dudak, dolgu, botoks derken bağımlı hale geldik. Biz bizlikten çıktık. Üstüne sağlığımızdan olduğumuz gibi, geri dönüşümü olmayan güzelim güzelliğimizden de olduk. Yaşadığımızın ve  hissettiğimizin  belirtileri olan mimiklerimizi yitirdik.

ABD plastik cerrahları arasında yapılan bir ankete göre, filitrelenmiş, güzelleştirilmiş görüntülerine “kavuşmak” isteyenlerin oranı 2016’da yüzde 42 iken, 2017’de yüzde 55’e yükselmiş. Yapilan araştırmalar sonunda 50 kişiden 1’ini etkileyen bir akıl sağlığı durumu olduğu ortaya çıkmıştır. Gelişen teknoloji ile birlikte kendini beğenmeme takıntısının arttığının ve şikayetlerin yüzde 70’inin bu yönde olduğu gözlemlenmiştir. Vücut dismorfik bozukluk (BDD), ne yazık ki dünya çapında sıkça rastlanan şiddetli bir zihinsel rahatsızlık haline gelmiştir. Bu bozukluğa sahip bir insan, herhangi bir fiziksel kusura sahip olsun veya olmasın dış görünüşüyle oldukça fazla uğraşmaktadır. Yoğun bir endişe duyup, dış görünüşünü kontrol etmek için çok fazla zaman harcamaktadır. Aynı zamanda bu durum bir çeşit beden algısı bozukluğu olarak görülmekle beraber, obsesif kompulsif spektrum (istenmeyen düşünceler, sürekli müdahil olma, sıkıntı veya endişe veren dürtüler) hastalıkları arasında yer alıyor. İlk başta sorun olarak gözükmese de psikologlar ve psikiyatrlar için artık ciddi bir sorun haline gelmiştir.

Dijitalleşmenin sunduğu bir yenilik gibi görünürken, uzmanların endişelerini doğrular hale geldi. Her yaşta insanın psikolojisini etkileyen tıbbi ve ruhsal sonuçlara yol açabilecek, yepyeni bir toplumsal sorun yaratmaya aday oldu. Ayrıca bu durumun fobiye (patolojik korku) dönüşmesi de çok kolaydır. Eğer daha da yaygınlaşırsa ve kişilerin bu rahatsızlığı gerçekten ilerlerse sonuçlar daha endişe verici ve büyük olacaktır. Modern toplumun tek gerçeği gösteridir. Günümüzde güzellik algısı medya ve yeni medya araçları ile oluşturulmaktadır. Mükemmel güzellik algısını pompalayarak ve öylesine “gerçekmiş” gibi sunarak, bireylerin düşünce ve yaşam biçimlerini şekillendirmeye başlıyor. Iİmaj ve kopyalardan oluşan bu yeni toplumsal gerçeklikte gösteri, insanlara ihtiyaçları olmayan şeyleri ihtiyaçları varmış gibi inandırmakta ve gerçekçi olmayan kaygılar, belirsizlikler, mutsuzluklar yaratmaktadır.

Kozmetik sektörünün de burada payı çok büyüktür. İnfluencerların (pazarlama türünü icra eden ve sosyal medyada büyük bir takipçi kitlesine sahip olup takipçilerini etkileyen kişiler) bu sektör tarafından kozmetik kullanımına teşvik ettirildiği ve takipçilerinin görsel algılarını değiştirdiği bilinmektedir. Sırf selfie amaçlı olarak piyasaya  “selfie ye uyumlu kozmetik” adı altında ürünler çıkarttılar. Ürünlere de anlamı olmayan, kulağa değil “göze” hoş görünen isimler verdiler. Tıpkı güzellik algısı gibi.

Aslında bu dayatma, biz daha çocukken elimize tutuşturulan Barbie Bebeklerle başladı. Güzel olanın, o bebek gibi olmak gerektiği öğretildi. Kozmetik reklamlarının ve medyada kadın bedeni sunumunun nasıl etkileri olduğunu ortaya sermek için genç kızlarla bir araştırma yapılmış.
Araştırma sonucunda sürekli olağanüstü (gerçek dışı) güzel görünümlü kadın fotoğraflarının yayınlanması, genç kızların güzellik anlayışlarını ciddi biçimde şekillendirdiği ortaya çıkmıştır. Reklamların tesiri altında kalmak, toplumun güzellik standartlarını değiştirmiştir. Aynı zamanda kendilerine güvenlerini etkilediğini ve tüm kadınların o şekilde gözükmesi gerektiği düşüncesine yol açtığı gözlemlenmiş. Ortaya çıkan sonuç da hayat boyu kendi bedeniyle bir küs bir barışık, o bedeni standart güzellik normlarına uygun haline getirme çabaları içinde yaşamak olmuş…

Burada benim değinmek istediğim sorunlu nokta; toplumun güzellik standartlarının kadının kendi bedeninden mutsuz olmasına sebep olması ve bu mutsuzluğun çaresini estetik ve filitrelerde aramasıdır. Yapılan araştırmalarda operasyon geçirenlerin ve filitre kullananların % 90’ı kadın olduğu ortaya çıkmış. Erkekler de % 10 u oluşturuyormuş. Demek ki onların çoğunluğu kendi bedenlerinden memnun, görünüşleriyle mutlular! Ama kadınlar için durup düşünmek gerekiyor. Sizce de iki cins arasındaki estetik operasyon geçirme isteğine dair bu müthiş fark, bir şeylerin yanlış olduğunu göstermiyor mu? Neden kadınlar, sürekli her yaşta ve her konumda güzelliklerini ve gençliklerini topluma ispatlamak zorunda kalıyorlar?

Memnuniyetsizliğimizi günbegün arttıran güzellik algısı ve Snapchat dysmorphia nın (Selfie dysmorphia) önüne geçmek için insanların bilinçlendirilmesi gerekiyor. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu durumda anne-babalara yine büyük görev düşüyor. Bu anlamda doğru yönlendirilmelidirler. Onları incitmeden, terslemeden güzel bir şekilde anlatılmalı. Çünkü azarlayarak ya da yasaklayarak, yanlış olan alışkanlıklardan vazgeçirmek doğru bir davranış değildir. Bilinçli olunmadığı sürece bu sorunlar, çorap söküğü gibi birbirini takip edip gidecektir. Beğenip, beğenilmeme, takipçi bulup, bulmama konusu malesef toplumun her kesiminde bir travma oluşturmuştur. Mesela kişinin reel dünya ile karıştırdığı sosyal medya paylaşımlarında “daha çok beğenilme” olayını kafaya takması gibi. Moralsiz, üzgün ve değersiz hissetmesine yol açan, kendisi ile barışık olmadığını gösteren bu durum psikiyatride “tanı sınıflandırması” denen beden dismorfik bozukluğunu da ortaya çıkarmıştır. İlerleyen bu durumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli çözüm, plastik cerrahi ve filitreleme yöntemleriyle değil, danışmanlık ve psikolojik destek ile olması gereklidir.

Bu kadar bilgi, endişe ve değiştirilmek istenen güzellik algısından sonra sizlere zekâ güzellemeleri yapacak değilim. İç güzelliği de övecek değilim. “Her şey içimizde” konuşmasına da girmeyeceğim. Zaten bu konuda hepimiz (her ne kadar tezatlık içerse de) fazlasıyla bilgi sahibiyiz. Fakat kişi, işi kendinden bilirse, çevresindeki dünyayı değiştirmeye de kendinden başlar. Çevren, dış güzelliğe önem verenlerden oluşuyorsa, inadına dış görünüşün tek etmen oluşunu reddetmek lazım. Evet, ilk etapta dış görünüş önemlidir ve Aristoteles’in dediği gibi: “Ruhun güzelliği, bedenin güzelliği kadar kolaylıkla görülmez.” Fakat zaman yüz güzelliğini tüketir, yer çekimi kanununa yenik düşer ama gönül güzelliğini artırır. “Yüzü güzele kırk günde doyulur, huyu güzele kırk yılda doyulmaz,”  diye boşuna dememişler. İnsanın kişiliği, huyu, paylaşımların ortak payda da buluşması bir süre sonra daha önemli hale gelir. Asıl güzelliğin orada olduğunu anlarsınız. Kaldı ki kafalar anlaşamadıktan sonra karşındaki insan dünya güzeli olsa ne yazar. Atalarımız boşuna dememiş: “Dış güzellik insanı çekiyor, ancak iç güzellik büyülüyor.” O yüzden dış güzelliğimize ayırdığımız zamanı (maddi boyutunu bahsetmiyorum bile) iç güzelliğimiz içinde ayırmamız, beslememiz gerekiyor. İnsanları ustaca makyajdan, estetik yaptırmaktan, en pahalı kıyafetten daha da güzelleştiren nezaketleri, nahiflikleri ve üsluplarıdır. Unutmayalım ki; insan görünüşü ile karşılanır, kişiliği ile uğurlanırmış.

Ez cümle:” Başkası olma kendin ol.” İnan filitresiz veya estetiksiz daha güzelsin. En önemlisi orjinalsın! Kendini görmek, kendini bilmek ve tanımak için en önemli adımı unutma lütfen. Çünkü mevzu aynada gördüğün nur cemalinden daha da ötede. Ralph Waldo Emerson’un dediği gibi: “Güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da onu içimizde taşımıyorsak, asla bulamayız.” Mesele dışarıdan iyi görünmek ve kendini iyi görmekse bunun içinde “içinde ki durumlar nasıl,” lütfen bunu farket.

Unutma ki; sen bir obje değilsin! Kırık dökük antika parçası bile kıymet bilenin elinde değer kazanır. Kendini güzel, değerli hissetmekte senin elinde ve sen düşündüğünden daha da güzelsin. Doğal güzelliğin için daha fazla minnettar ol. Çünkü mutluluğun için bundan daha önemlisi olamaz. Güzellik baktığın şeyde değil, bakışında olmalı.

Yazımı Don Miguel Ruiz’ in sözleriyle sonlandırıyorum. “Bir insanın güzelliği ile diğerinin güzelliği arasındaki yegane fark, insanların güzellik anlayışıdır.”

Güzelliğe bakış açımızı değiştirme ümidiyle esen kalın.

Mücevver Ünüvar Konuksever




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!